Çözüm Millî Dış Politika’dır

0 279

Yeni Bir Operasyon Başlıyor,
Allah Mehmetçik’i Korusun!

Amerika’nın desteklediği, koruyup kolladığı PYD isimli çapulcu yapılanmasından hesap sormak için Türk Milleti’nin hükümranlık sahasında bulunan “Afrin” şehrimize yeni ve büyük bir askeri operasyonun eşiğindeyiz. Maalesef bu operasyon için günlerdir Rusya’nın Suriye hava sahasını Türkiye’ye açmasını bekliyoruz. ABD’nin kurmayı düşündüğü “Sınır Güvenlik Ordusu” ismini verdikleri, sonradan isminin değiştirilip Türk kamuoyunda tepki çekmeyecek bir isim bulunması sayesinde ABD ile bir kriz daha kaydedilmiş oldu.

Terör Örgütü Ne Demek,
Bu Örgütleri Kim Kuruyor?

Bu garip, vahim haberler silsilesini irdelemeden önce meselenin kökenine inmemiz gerekir. İsmi ister PYD, PKK, ASALA, DAEŞ olsun, isterse de yeni oluşturulan ismini bile öğrenmek istemediğimiz başka bir besili çapulcu ve eşkıya topluluğu olsun, bunların tamamı teröristtir. Terör belası, bu topraklarda ne ilktir ne de sondur.

“Devlet” adı verilen yapılanma modeli ilk defa insanlık tarihinde görüldüğünden beri düzene dahil olmak istemeyen başı bozuk oluşumların varlığı inkâr edilemez. Bu oluşumlar kimi zaman sistem dışında kalan zararsız unsurlar olarak yaşar. Kimi zaman da oluşturulan devlet sisteminin varlığını ve devlet mekanizmasının hayatını sürdürmesi sayesinde huzur içinde yaşayan insanların canlarını tehdit eden sistem karşıtı yapılar olarak devletin etkisizleştirilmesi için güç kullanır.

Güç kullanımına karar veren düzen dışı yapılanmalar, düzensiz bir yapınınki ile kıyaslanamayacak kadar büyük güce sahip olan devlet yapıları ile boy ölçüşmek için savaş stratejistleri tarafından “Gayrinizami Savaş” diye tanımlanan mücadele yöntemlerini kullanılır. Gayrinizami savaş taktiği güden yapılar kendi amaçları doğrultusunda insanları dehşete düşürecek, korku dalgalanması oluşturarak kendi isimlerini duyuracak olaylara imza atarlar. “Terör” eylemlerinin esas amacı da imza atılan meşum saldırılarla devletin güvenlik güçlerinin tamamını yok etmek, saldırıda bulunulan devletin tüm vatandaşlarını yok etmek değildir. “Terör” kelimesinin dilimizdeki karşılığı ‘dehşete düşürmek’tir. Terörist yapıların amacı da kelimenin anlamında saklıdır. Yani, terör eylemleri; devletin sağladığı düzene tabi olmayan, kirli ve karanlık emelleri olan çapulcuların halkı dehşete düşürerek kendi amaçlarının devlete kabul ettirilebileceği kaotik ortamın hazırlanması için devleti baskı altında tutmayı amaçlayan psikolojik saldırı türüdür. Terör, gayrinizami yapıların en iğrencidir, masum insanları da hedef alan haldir.

Türkiye’nin güney sınırlarında ortaya çıkan son olaylarda ise durum daha farklıdır. Ortadoğu’da bir süredir devam eden “vekalet savaşları”nın yeni bir aşamasını izlemekteyiz. Yukarıda izah ettiğimiz terörist yapıları kuran, her türlü teknik ekipman ile donatan, bölgede menfaati olan, bölgedeki ya da toprakları çok uzaklarda, hatta başka kıtada olan devletlerdir. Bu emperyalist devletler 1. ve 2. Dünya Savaşındaki gibi paktlar oluşturup kendi bayrakları ile savaşmıyorlar. Menfaat temin etmeyi düşündükleri bölgede kaos düzenini kurmak için kanlı vekillerini kullanıyorlar.

Amerika’nın desteklediğini alenen ve küstahça ilan ettiği, PYD isimli emperyalist güçlerin soytarısı terörist yapı ülkemizde daha çok PKK olarak biliniyor. Önceden de isminin ASALA olduğu pek çok yerde yazıldı çizildi. Bu lanetli yapıyı kimin kurduğu elbette önemlidir. Ama uluslararası tertibin bir ürünü olan bu cani katiller sürüsünün terör eylemlerinin yaptıklarının “kimin menfaatine” olduğu daha öncelikli olarak tespit edilmelidir.

Ortadoğu’nun İki Sömürücüsü
ABD-Rusya Ne Konuda Anlaştı?

Daha üç-beş ay öncesinde ABD ve Rusya, Suriye ve Irak’ta iç savaşın sona erdirilip yeni bir düzene geçilmesi konusunda mutabık kaldı. Bu anlaşmanın içeriği şu anda pek çok kişi tarafından bilinmezdir, sırdır. Ancak tahmin etmek zor değil. Tarih ve son aylarda yaşananlar, iki emperyalist devletin 1. Dünya Savaşı’nda ülkemizden koparılan coğrafyada kurulan iki sahte devletin yeniden şekillendirilmesine karar vermesinin Türkiye’nin menfaatine olmadığını açıkça göstermektedir.

Türkiye’de hiç kimse, ülkemizin sınırlarının dışında bıraktırılan, esasında Türk Milleti’nin vatanı olan kasabalarının çapulcu teröristlerden arındırılması ile uluslararası terör belasının belini bükeceğini iddia etmek ve bu iddiayı ispat etmek için de Mehmetçik’in kanı ile gövde gösterisi yapma lüksüne sahip değildir. Bilmeliyiz ki bir tek Mehmetçik’in kanının bedeli ödenemez. Bu milletin her bir ferdi vatan için kanının son damlasına kadar gerektiğinde savaşacaktır, savaştığının da ispatı tarihtir.

Millî Dış Poltika’nın Vazgeçilmezleri Nelerdir?

Yapılacak faaliyetin hedefi net olarak ortaya konulmalıdır. Ve bu hedef, gelip geçici olmayan, Türk Milleti’nin ali menfaatleri uyarınca hazırlanan stratejinin uygulaması olan akılcı taktiklerin ürünü olmalıdır. Türk Milleti, Afrin operasyonun amacı ne olduğu sorusunun tatmin edici bir yanıtı hak etmektedir.

Karşılaştığımız olayları irdelerken her türlü mücadelenin topyekûn mahiyeti mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. İdeolojinin hizmetindeki siyaset, gizli ve açık propaganda teknikleri ile beraber, yumuşak ve sert güç kullanımlarının sırasını, miktarını belirlemek sanatı olarak tanımlanır. Sadece askeri operasyonlar ile coğrafyamızın sükûn bulacağını düşünmek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Esas ortaya koyulması gereken mesele; savaşın da siyasetin emrinde olduğudur. Siyaset de bağlı bulunduğu ideolojinin hizmetindedir. Siyasetin sadece Hakk ideolojinin emrinde olması sayesinde bu denli eşitsiz bir savaşın Türk Milleti lehine sonuçlanacağı garanti edilebilir. Çünkü Türkmeneli’nde menfaati bulunan 60’a yakın irili ufaklı güç, hain emellerini ya bizzat kendi askerleri ile uygulamakta ya da amaçları uğruna, vekili olan terör örgütlerini kullanmaktadırlar. Bu denli büyük bir şer ittifakına ancak Hakk’a dayanan millî siyaset ile meydan okunabilir.

Ortadoğu denilen coğrafyada savaşların sona ermesi, masumların akan kanının dindirilmesi için bu iklimin insanlarının, doğru bir liderlik ile yeniden teşkilatlanması gerektiği herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Adalet ile hükmetme meziyetini tarihi olayların ispat ve tasdik ettiği ülke Türkiye’dir. Ve Türkiye’nin atması gereken somut adımlar mevcuttur.

Türk siyasetçileri ve aziz millet, millî dış politika çizgilerinin neler olduğunu yeniden hatırlamalıdır. Türk Milleti’nin kaybettiği vatan topraklarının hürriyetine dair asırlık yemini olan “Misak-ı Millî” ideali; hamasi söylemlerle değil, gerçek anlamıyla, samimi birlik çabalarıyla gerçekleşebilir. Seçim kaygısı ile yapılan, “eğer bir parti etrafında toplanılmazsa terör eylemlerinin artacağı, ülkenin bölüneceği, sınır güvenliğimizin tehlikeye düşeceği, İslâm diyarlarının yıkılmasının engellenemeyeceği” söylemlerinin samimiyetine inanmak mümkün değildir. Bu söylemler “birlik davası” hedefinden çok, politik arenada boy gösterme kaygısının mahsulüdür. Atılması gereken somut adımlar olmaksızın sadece söylemler üzerinden siyasetin millî ve yerli olduğunu söyleyemeyiz.

– Türk Milleti, Muhteşem Türkiye ülküsünü hayata geçirmek için iki büyük körfezin, Kafkasya bölgesinin, Tuna havzasının, Türkmeneli bölgesinin, üç denizin güvenliğini mutlak surette sağlamak zorundadır. Bu güvenlik çalışmalarında çıkar uğruna bölgeye hücum eden güçlerle değil bu toprakların çocukları ile beraber hareket edilmelidir.

– Türk Milleti’nin hükümranlık ve yaşam sahasında ülkelerin ve yerel ekonomilerinin birer montaj ekonomisi halinden çıkarılması için ortak çalışma alanları oluşturulmalıdır. Bölge ekonomilerinin canlanması ile bölgenin refah düzeyi arttırılmalı, ticaret yolları yeniden açılmalı, güvenli hale getirilmelidir.

– Ortadoğu ve Avrupa Türkiyesi’nde, bölgenin istikrarını sağlamak için değişik yerlerde asırlar öncesinde iskân edilen Türk Milleti’nin evlatlarının etnik asimilasyona maruz bırakılması bölge istikrarını bozan temel etmenlerdendir, engellenmelidir, tedbir alınmalıdır. Persleştirme, Araplaştırma, Kürtleştirme baskısı ortadan kalmalıdır.

– Bölge insanlarının tamamının hakimiyeti altında huzur bulduğu Osmanlı Türk Cihan medeniyeti, bize göstermiştir ki ticaret, adalet, askeri dil olarak Türkçe kullanılmalıdır.

-Bu coğrafyanın yöneticilerinin söylemleri ne olursa olsun, herhangi bir emperyalist projenin eş başkanı, kurgulayıcısı, yürütücüsü olmamalıdır. Yöneticiler de kendi ülkesinin ve milletinin köklerine bağlı olmalı. Yöneticilerin, yakınlarının ve ailelerinin, açıklayamayacakları servete sahip olmamaları başka gizli anlaşmalara ve yolsuzluklara imza atmadıklarının göstergesidir.

– Bölgede yaşayan başta Türk ve İslâm toplumlarına emperyalist zalimlerce uygulanan savaş suçlarının hesabının adil mahkemelerde sorulması sağlanmalıdır.

– En önemlisi de hükümetlerin uyguladığı politikaların “millî dış politika” olabilmesi için, bu iklime ait olmayan emperyalistlerin askerlerinin ve ekonomik sömürü unsurlarının bölgeden çekilmeleri sağlanmasıdır.

Ancak Türk Milleti lehine, İslâm Dünyası hayrına ve insanlık namına somut adımların atılması ile bölgede istikrarı ve huzuru sağlayabiliriz. Atılacak somut adımları ve gerçekçi eylem planlarını görmeden Türk Milleti’nin bir iktidarı millî olarak tanımlaması mümkün değildir.

Benzer yazılar

0 825

Yorum Yazın

Bir yorum yazın