0 1268

BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE!

 

“4LÜ KOLTUK İTTİFAKINI” DA
“MHP-AKP İTTİFAKINI” DA
DESTEKLEMİYORUZ!

 

Millet Partisi, Adaleti Sağlamak İçin Hukuka Başvurdu!

Millet Partisi, “Millet İttifakı” ibaresinin kullanılmaması için haklı gerekçelerle hukuki süreç başlattı. Başlatılan sürecin amacı, hiçbir parti, grup veya ittifakın faaliyetine engel olmak ya da birilerinin menfaatine hamle yapmak değildir! Bizim tarafımız bellidir. Biz haktan yanayız! Türk Milleti’nden yanayız! Hukukun üstünlüğünden yanayız! Adalet bir gün hepimize lazım. Adaleti eğip bükmenin bedelini herkes gördü!

 

Millet Partisi sadece Türk Milleti’ne bağlıdır. Kökü, Vatikan’da olanlarla, Moskova’dan emir alanlarla, Washington’a bakıp Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanları ile, İngilizlerle işbirliği yapanlarla ilişkisi yoktur. Din istismarcılarına da din düşmanlarına da yakın değildir! Millet Partisi, siyasetin bir hukuk, ahlak ve erdem meselesi olduğuna inananların partisidir. Millet Partisi, sonu ne olursa olsun haktan yanadır.

 

Herkes ve Her Kurum Yasalara Uymalı

Malum olduğu üzere 24 Haziran 2018’de bir erken seçime gidiyoruz. Tek başına iktidarda olan malum parti menfaatine olduğu için. Sadece milletin emaneti koltukları işgal etmek için. Ülke menfaatleri uyarınca olmadığı aşikar olan kararla seçimler durup dururken erkene çekildi. 3 kasım 2019’da yapılacağı açıklanan ve yasalaşan seçim tarihi, 18 ay erkene çekildi. Kişisel çıkarlar için, kapkaç, baskın ve gayri meşru erken seçim kararı alınıyor.

Bu seçime antidemokratik olarak sadece iki grubun söz hakkı almasına izin verildi. Bildiğiniz gibi iki ittifak var: ‘Cumhur İttifakı’ ve ‘Millet İttifakı’. Millet Partisi, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvurarak 4 partinin -CHP, SP, İP ve DP- oluşturduğu ittifakın adını ‘Millet İttifakı’ koymasına itirazda bulundu. Çünkü yasal, ahlaki ve mantıki olarak partimizin ismi başka bir grup, ittifak ve parti tarafından kullanılması mümkün değildir. Bu ismin kullanılmaya çalışılması bile ayrı bir garabettir. Siyasi Partiler Yasası’nın “kullanılamayacak parti adları ve işaretler” başlıklı 96. Maddesi bunu açık şekilde düzenlemiştir. YSK’nin ittifaklarla ilgili 26 Nisan tarihli kararında da; Siyasi Partiler Kanunu’na göre kullanılamayacak unvanlar ittifak adının belirlenmesinde de kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Millet Partisi, yeni bir suç işlenmesine engel olmuştur.

 

Tüm Siyasi Parti ve Gruplara Açık İhtar!

Koltuk kapma meraklısı, kulis meraklısı, makam ve mevki tapıcısı politikanın demagogları ve onların gereksiz polemikleri ile Millet Partisi’nin ilgisi yoktur. Biz sadece hak için, vatan için al sancak için konuşur edebiyle ve son nefesimize kadar mücadele ederiz. Bu süreçte Millet Partisi’ne leke sürmek isteyen gafillerin sözlerinin hesabı ise ayrıca yüce Türk mahkemelerinde sorulacaktır.

Millet Partisi’nin siyasi süreçlere alet edilen mahkeme kararları neticesinde hukuka aykırı olarak kapatılan il teşkilatları sebebiyle seçim sürecinin dışında tutuldu. Birilerinin menfaatine uymadığı için. Çünkü sureti haktan gözükenler için en büyük tehlike Millet Partisi’dir. Sloganlarını, talebelerini çalarak hükümet kuranlar halkı kandırıp, yalan söyleyip oy toplasalar da muktedir olamazlar. Millî kavramları hoyratça ve fütursuzca istismar edenler bilsin ki makam, mevki, para için değil sadece millet için ömrünü adayanların teşkilatıdır.

 

Adil Bir Seçim mi İsteniyor!

Adil ve demokratik bir seçim mi isteniyor! Hodri meydan! Herkes işgal ettiği devlet makamını terk etsin! Hiç kimse devlet forsunu, araçlarını kullanmasın! Taşıdığı üniformayı çıkarsın! Birilerini kayıran, milletin iradesine mani olan barajlar kaldırılsın! Bugüne kadar yapılan tüm devlet yardımları geri alınıp hazineye aktarılsın! Bir daha seçim yardımı adı altında devlet soyulmasın! Devlet makamlarının korkutma gücü kullanılmasın! Televizyonlarda herkese eşit yer ayrılsın! Adil bir seçime gidelim! Aksi türlüsü mü?.. Ne seçimi? Diktatörlerin oyuncağı ve dikta yönetimlerinin rakam ve istatistiklerle kendilerini tatmin eğlencesine adil seçim mi denir!

İnsanlar kendini kandırır. Her gerçek bir gün aşikar olur. Hak yerini bulur! Büyük Türk Milleti yeniden istiklâle kavuşur, millî hakimiyetini tesis eder. Unutmamak lazım her zulmün sonu vardır! Her zalim dikta bir gün tarih olur, zalimlerden de zulmün hesabı sorulur.

Kimse kendini kandırmasın! 24 Haziran 2018’de yapılan seçim değil! Körlerin sağırların birbirini ağırladığı kurgulanmış, milletin iradesini ipotek altına alan, korkutma ve baskı rejiminin tehditle halka cebren ikrar ettirilmesi teşebbüsüdür!

Bu millet her oyunu alt ettiği gibi, sureti haktan gözüken kösemen oyunlarını da yerle yeksan edecektir!

Yaşasın Büyük Türk Milleti!

8.5.2018

Millet Partisi Genel Başkanlığı

 

0 311

24 Haziran’da Türkiye Seçimlere Gidiyor! Bu seçim kimin menfaati için oldubittiye getirildi? Milletin menfaatine mi?… Gün gibi ortada; iktidarı elinde tutan partinin bir tiyatrosudur bu. Görünen sondan kaçmak için! Ekonomi verileri ortada. Anlatılan tüm toz pembe yalanlara, medyanın yağcı yayınlarına rağmen ortada ciddi kriz var! İktidarı elinde tutanlar, kürsüden aksini söyleyenleri tehdit etse de mızrak çuvala sığmaz. Seçimin Türk Milleti’nin menfaatlerini korumak için yapılmadığı ortada!
Peki seçim nelerin üstünü örtmek için!

Milli Kavramlarla Her Anlatılan Doğru mudur, Demokratik ve Gerekli Bir Seçime mi Gidiyoruz?

Seçime gidiyoruz. Tıpkı, Türkiye’nin gördüğü en büyük baskı rejiminin göreve geldiği zamanki gibi, oldu bitti ile. 16 yıllık süreç, aksi ne kadar klasik ve sosyal medyada pompalansa da,  iktidarın zulümleri, gafletleri, kandırılışları ve devletin içinin oyulması ile dolu. Anlatılan yalanlara herkes gibi inanmayıp sorgulayan, hür düşünceye inanan her millet evladı bunu görecektir. Yeter ki bir sorulsun; “Medyada anlatılan her şey doğru mu?”, “İktidar doğru mu söylüyor?”

Anlatılanlar her zaman doğru değildir. Tek mutlak Allah kelamıdır. Gerisi mi? Sorgulanır. Kur’an’ın, sünnetin, bilimin, törenin, aklın, merhametin mihenk taşına vurulur. Söylenen her söz için, görülen her eylem için insan zihninde bir mahkeme kurulmalı! Söylenenler doğru mu!

Şapkadan Çıkan Tavşanlar; Yeni, Süslü Partiler ve İktidarın Seçim Rüşvetleri..

Yüce devletimizin itibardan düşürülmemiş, satılmamış, peşkeş çekilmemiş hiçbir  kurumunun bırakılmadığı bu keyfi hükmediş çılgınlığı, kompleksli zulüm de yine MHP’nin başına nasıl geldiği tartışmalı Bahçeli sayesinde başlamıştı. Sorulunca diyor ya “Erdoğan seçime girmeyecek dediler” diye.

Birileri, iktidarı elinde tutan yöneticilerin kulağına ne yalan üflüyor, ne söylüyor bilinmez ama böyleleri daima kullanılıp kenara atılır. 2002 seçimlerinde birileri başbakan yardımcılarına ne vaatte bulundu ise seçime bir kürsü meydan okuması ile apar topar gittik. Ve  millet iradesinin tecellisini engelleyen “seçim” diye yutturulan kurgulanmış, tiyatro sergilenmişti.

Bugünlerde yeni yeni partiler kuruluyor. Parti kurulmasına diyecek bir şey yok. Ancak bilmek gerek, akletmek ve sorgulamak gerek; kim kurduruyor bu partileri. Amaçları ne! İktidarda olanlar, kendilerinin izlediği yolu izleyip, hile yapanları pek sevmiyor. Bir bakalım; 2001 yılında şapkadan çıkan, çıkarılan bir parti nasıl oldu da iktidarı zaptetti…

Partiler Nasıl Kurduruluyor,
Halk Nasıl Tuzağa düşürülüyor?

AKP isimli partinin peydah olma hikayesini bir hatırlatmak gerek… İnsan beyni unutup gider gerçekleri. AKP isimli yapı rahmetli Erbakan’ın Meclis’teki partisinin iğfal edilmesiyle kuruldu! Hani şu günlerde birileri politik demagogların meslekleri gereği o partiden bu partiye geçmelerini eleştiriyor ya! AKP de böyle peydah oldu… “Hoca”larının emekleri ile seçilen vekilleri transfer edenler, kendilerine yenilikçi dedi. Ve Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrasında hareketlenen grup AKP’yi bir çırpıda kurdu. Halkı istismar edecek her gruba olduğu gibi bu gruba da bir kahramanlık hikayesi gerekiyordu. Halkın millî ve manevi duygularını istismar etmek için. Milletin ızdırap içinde bırakıldığı o tiyatroyu hatırlayalım. Birileri; “Başörtüsü zulmü devam etmeli ki iktidar olalım” diyordu. Diğer tarafta mı; İslâm’ın adından bile korkan, müreffeh ve ileri bir hayatı Batı’nın sömürge uşaklığı zannedenlerin zulmü… Sonuç mu, “Alnı secdeye değenler” bunlardan daha iyidir.” yalanı ile halk kandırıldı. Şimdi de; şu anda iktidarda olanlardan daha kötü olamaz korkusu ile yılana sarılma telaşında yeni kurtarıcı arar olmuş aziz millet.

Bu süreç “seçim tiyatrosu”dur. Bu süreç, halkın hür iradesinin tecelli edeceği, hukuk devletinin gerekleri üzerine hazırlanmış, gerçek demokrasinin vaz geçilmezi adil ve özgür bir seçim değil, dayatma ve tehdittir. Birileri, halkı sürekli tehdit ederek baskı ile iktidarının daim olacağını sansa da insanlar ancak hürriyet ve huzur ortamında bir arada kalır.

Bu Seçimlere Sadece
“Önceden Belirlenmişler” Katılıyor

Millet Partisi’nin bu seçimlere girmesi engellendi. Yargıtay C. B.savcılığı, kurulan 49 il teşkilatından sadece 32 tanesini kaydetti. Keyfi olarak. İktidarın işine öyle geldiği için. Hukuk eğilip büküldü. Bu seçimler bir aldatmacadır. Meşru, hukukî, demokratik, adil ve hür ortamda yapılmış değildir!

Biz ağlayıp sızlayacak değiliz. Susacak da değiliz! Hakkı söyleyip yeniden, yeniden ayağa kalkacağız. Keyfi kanun koyucular, iktidarı ebediyen görevde sananlar bilsin ki esas mahkeme Türk Milleti adına karar verecek mahkemelerdir. Türk adalet sistemi içinde kimseden korkmadan Türk Milleti adına hüküm verecek kadar yürekli, onurlu hâkimlerin hâlâ olduğuna inanıyoruz! Hukuki mücadelemiz, milletin yeniden teşkilatlanması ile at başı seyredecek. Ve sonunda Millet’in ve Millet Partisi’nin çalınan hakkını geri alacağız! Yüce makamlarının işgalcilerinden yaptıkları zulmün hesabını Millet adına soracağız!

Teşkilatlanma çalışmalarında durmadan Büyük Türk Milleti’ne gidiyoruz! Şimdi görev vaktidir! Yalanlara inanmayan, gerçek ve millî teşkilatını bekleyenlerle buluşmak üzere…

Yakında Samsun’da buluşacağız!

Zafer Hakk’ın ve Hakk’a inananlarındır!

0 314

Bildiğiniz üzere Türkiye erken seçime gidiyor. Yangından mal kaçırırcasına. Bilmediğimiz ve belki de onlarca yıl boyunca aslını öğrenemeyeceğimiz pazarlıkların sonucu 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak bir seçim kurgulandı.

Kim, hangi kurgulanmış argümanla aksini iddia ederse etsin, Türkiye ‘millî iktidar’a ancak ehil ve sadece Türk Milleti’ne bağlı teşkilat ile ulaşabilir. Büyük Türk Milleti dışında bağlı olduğu herhangi bir efendisi olan millî olamaz. Hesabını veremeyeceği paraları savurarak satın aldığı demagoglar güruhunu sureti haktan göstermek hiçbir grubu millîleştirmez. Kutsallarımızın istismarcıları da millî değildir!

 Bizler Büyük Türk Milleti’nin ölüm uykularından uyanıp, asli vazifesinin başına dönmesi için mücadele etmekle mükellefiz. Zafer ancak Allah’ındır. Duamız ve tüm mücadelemiz ancak millî iktidarı meşru yöntemler ile tesis etmek içindir. Türkiye ‘Muhteşem Türkiye’ olmak zorundadır. Ülkenin makus kaderinin değiştirilmesi ve ızdıraplarının son bulması bu ülkü ile mümkündür. Türkiye’nin hak ettiği muteber, müreffeh ve lider ülke haline gelmesi için yegâne çözüm olan ‘millî iktidar’ ancak Millet Partisi ile mümkündür!

Millet Partisi Teşkilatlanma Çalışmalarında Mücadele Eden Kahramanlar!

Son aylarda teşkilatımız büyük bir gayret ile teşkilatlanma çalışmaları yürüttü. Kapatılan, hile ile kapattırılan, kaydedilmeyen pek çok il ve ilçe teşkilatımız birkaç ay içinde yeniden kuruldu. Ancak keyfi şekilde yasa koyma, yasaları keyiflerince yorumlama adeti edinmiş olanlar millî iradeye engel olmak istiyor. 2018 yılı başı itibariyle kurulmuş olan 49 il teşkilatımız gayri meşru gerekçeler ileri sürülerek kayıt altına alınmadı. Büyük gayretlerle kurulan il ve ilçe teşkilatlarını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı teşkilat kurucularının ikametgah adreslerini gerekçe göstererek sicile kaydetmedi. Millet Partisi’nin seçime girmesine mani olacak engeller oluşturuldu. Kaldı ki teşkilat kuruluşları esnasında YCB ve YSK’nın izin vermesi diye bir durum söz konusu değildir.

Millet Partisi’nin karşısına yüce devletimizin emanet edilmiş makamlarını işgal eden, iktidar partisinin ebediyen görevde olacağını sanan işgüzarlar dikildi. Tüm engellemelere rağmen Anadolu’da adım adım gezildi. Yılmadan, usanmadan yeniden yürekli dava adamları arandı mücadeleye sevk edildi. Kahraman teşkilatçıların mükafatı ise Allah katındadır! Onlar, sadece Hakk için, vatan için, al sancak için, istiklal için mücadele ettiler. Ortaya koyulan bu destansı gayret, kadim Türk tarihine altın harflerle yazılacaktır… Eminiz, bu millet bir gün bu fedakâr, cefakâr kahramanların isimlerini bilecektir. Bu gayret ne makam içindi ne de birileri alkışlasın diyeydi. Sadece ‘Dava’ için yüründü. Tarih şimdi bizlere Türk Milleti’ni yeni baştan teşkilatlama görevi vermiştir.

Millet Partisi Bu Seçimlerde Pusulada Yok! Millet Partisi 2018 Seçimlerine Katılmıyor

Tüm imkânlarını, vaktini, yeteneğini teşkilatlanma çalışmalarına adayan vatanperverlerin gayretine rağmen maalesef Millet Partisi 2018 seçimlerine katılmıyor. Tesadüfi olmadığı daha başından belli olan seçime gidiş tiyatrosu yeniden sergilendi. Bu tiyatronun milletimizin menfaatleri istikametinde seyrettiğini sanmak en kibar tabir ile saflıktır. Kimin karar verdiğini bilmediğimiz bir sürecin sonunda belirlenmiş birkaç partinin seçime sokulmasının önceden kararlaştırılması mazeret değildir. Devletin ve milletin tüm ekonomik kaynaklarının başına tünemiş partilerin devlet yardımı diye tüyü bitmedik yetimin hakkını yemekte olması, bizim seçime girmememizin mazereti olamaz.

Bu güruh elbette ki görevini yapacaktı ve yaptı. Bu kirli senaryo ile millete dayatılan hiçbir grubu, yapılanmayı, Millet Partisi’nin olmadığı pusulada muteber görmeyiz. “Şu partiye destek vermezsek bu parti güçlenir” yalanına inanmak da akıl kârı değildir!

Millet Partisi inanç fikir, karar ve eylem birliği içerisinde olan dava adamlarından müteşekkil dava partisidir. Alternatifi, benzeri, yedeği yoktur! Millet Partisi’nin alternatifinin olduğu düşünülemez.

Seçim sürecini değerlendirmek bahanesi ile birilerinin kurduğu, kurdurduğu gelip geçici proje ve hülle partilerinin, onların projelerinin anlatılmasının anlamı olmadığı gibi zararı vardır. Biz başkalarının projelerini değil millî stratejimiz uyarınca kendi projelerimiz için mücadele etmeliyiz. Birilerinin ya da gelip geçici gündemlerin bizi oyalamasına izin vermemeliyiz. Hiçbir Millet Partili, davaya dair olmayan sözleri konuşmaz. Millet Partisi’nin olduğu yerde, başka bir partiden, hareketten söz etmeyiz.

Yeniden Teşkilatlanıyoruz

Önümüzde ancak dava adamalarının kaldırabileceği, çetin imtihanlarla dolu bir süreç daha uzanıyor. Tazece bir başlangıç vaktidir… Dünyada ve Türkiye’de büyük değişimi hedefleyenlerin önce kendi içlerinde büyük değişimleri gerçekleştirecekleri bir süreç başlıyor. İnkılâp önce kendi içimizde başlıyor. Sayıların değil, davaya adanan insanların mücadelesinin konuşulacağı bir teşkilatlanma dönemi uzanıyor önümüzde.

Önce hayati başlangıç sorusunu sorma vaktidir. “Bu davayı kim anlar, davamı kime anlatmalıyım?” diye düşünüp Türkiye’nin 81 ilinde ve Türk illerindeki tanıdıklarımızın isimlerini yazma vakti. Teşkilatımızı bu teşkilatın mensubu olmaya layık olan kişiler ile baştan aşağı bir daha kurma vaktidir.

Millet Partisi hiç vakit kaybetmeden milletimizin sığınacağı güvenli liman haline getirilmelidir. İl merkezlerimizi, zihinlerimizi ve gönüllerimizi açık tutmamız gerekmektedir. Karşımıza çıkan bu üzücü durumdan ders alıp, ayağa kalıp, temizlenip yeniden yola koyulma günüdür. Teşkilatlanma çalışmalarının neden bu denli acil olduğu düşüncesinde olan kişilere sadece birkaç yıl önce yapılan
7 Haziran seçimlerindeki rezaleti hatırlatırız. İktidarı elinde bulunduran parti istediği sonuçları alamadığı için yeniden seçim kurguladı. Kimin ne zaman seçim yapmak istediği belli olmayan şartlarda zafer isteniyorsa daima dinç ve zinde olunmalıdır. Bundan sonra hazır olacağız ve hiçbir baskına hazırlıksız yakalanmayacağız.

Tekrar hatırlatmakta fayda görürüz ki; 24 Haziran seçimlerinde Millet Davası mensuplarının altına oy basacağı bir parti yoktur. Aday diye önümüze sunulanların hiçbirisine ne destek ne de oy vermemiz söz konusudur. Çünkü Millet Partisi’nin alternatifi yoktur! Bu kapkaç ve dayatma seçim ahlaki, vicdani, meşru değildir. Türk Milleti’nin menfaatleri bir kenara bırakılmış, hukuk kuralları eğilip bükülmüş, birkaç partinin ve birkaç kişinin menfaati gözetilerek yasal hale getirilmiş bir oldu bittidir, dayatmadır.

Yakında teşkilatlanma çalışma toplantılarında görüşmek üzere. Güzel haberlerinizi ve davetlerini bekliyoruz…

Allah bu aziz milletin davası için mücadele edenlerin yardımcısı olsun!

Selâm olsun, başına gelen felaketleri ders bilip şükredenlere,
hakkta sabredip hakkı, sabrı ve mücadeleyi tavsiye edenlere!

Selâm olsun, insanlardan değil Türk Milleti’ne ve Hakka hesap vermekten korkanlara!

Selâm olsun yolundan dönmeyenlere!

Teşkilatlanma Üst Kurulu

0 411

Tezahüratlarla yıkılan, “Liderimiz Edibâli” sesleri ile çınlayan “Arı Sineması”da, büyük bir tevazu ile yürüyen genç yiğidin adı Aykut Edibâli’dir. Yeni bir çağın müjdesini vermek için kürsüye ağır ağır yürür, asra ve yenilgilere meydan okurcasına. Hakk için batıla meydan okuyuşun en gür sesi yükselecek birazdan salonda… Yıl 1978, altın harflerle kazınacak o günde tarihin yazacağı bir konuşma başlar, yeni bir çağ açılır…

O büyük lider, asrın büyük âlimi kürsüye çıkınca nefesler kesilir. Sükun eder yeryüzü…

“Kardeşlerim” der… Ne ‘üyeler’ der, ne de ‘arkadaş’…. ‘Müminler ancak kardeştir’ emrine uyar Koca Türk… “Lideriniz de belli, mürşidiniz de belli. Ben sizin mütevazi ağabeyinizim…” Hak davasının kıyamete kadar lideri Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa’dır. Tüm dünya bunu bilsin. Biz, Muhammedül Emin’in ahir zaman ümmetiyiz. Bu davanın sahibi daima zafer kazanan ve mutlak galip olan Allah, lideri Hazreti Muhammed’dir. Mücadelecilerin imanı, heyecanı, aşkı ile yıkılır o salon. Dakikalarca susmaz Mücadeleciler. Aslında o günden sonra bir daha hiç susmadılar. Engellenmeye çalışıldılar, ihanete uğradılar ama susmadılar, yılmadılar, yorulmadılar. Liderlerini yalnız bırakmadılar. Sebat ettiler, Hakkı söyleyip sabrı tavsiye ettiler. Allah onları susturmasın. Onlar bu çağın umududur. Asrın sahabeleri derler onlara. Mücadeleciler ve liderleri Hakkı söyler… Hakkı savunur.

Bir Mücadeleci yıllar sonra konuşurken, “Yüreğimizdeki coşkuyu dindirmek için alkışlamak yetmiyordu, günlerce avuçlarımın sızısı dinmedi. Heyecandan bayılanları gördüm o salonda. Sanki yeryüzünün kalbi orada atıyordu.” diyordu…

“Görmüyor musunuz, önde Peygamber yürüyor. Ben nasıl olur da at sırtında sefer ederim.” diyen atasının izinden inkılaba yürür Edibâli. O, görürmüşçesine, yarın hesap verecek şekilde yaşayanlardandır. Bu satırları yazan kul şahittir. Onun öğrencileri, “kardeşleri” şahittir, zaman şahittir. Edibâli Hakk’a adadı ömrünü…

Yüzbinlerin ağabeyi olmak fedakarlık ister. Onu yarı yolda bırakıp gidenler hakkında dahi asla kötü konuşturtmaz. Daima tövbe etmeyi ve emanete ihanet etmemeyi tavsiye eder. Her birimiz hesap vereceğiz der.

Edibâli, yıllar sonra emek verip büyütüp yetiştirdiği kardeşlerini kandırıp çalanlara, davaya zarar verip emanete hıyanet edenlere kürsüden; “Bağrımı Karacaahmet Mezarlığına çevirdiniz. Ama vallahi ve billahi dönmeyeceğim. Vakit tazece ‘Bismillah’ deme vaktidir.” diye haykırır. Dinleyenlerin dizleri üstüne çöküp hıçkırıklarla ağladığını gördü bu gözler. Vazgeçmiyordu Edibâli. Yeniden meydan okuyordu kürsüden, köhne asrın maddeye, makama, güce tapan çürümüş evlatlarına, sömürücülere uyup davadan cayanlara, davanın zaferi gecikince insanları iğdiş edenlere. Edibâli yolundan sapmadı, o koca çınarın gölgesinde büyüyen evladı şahittir! Arz ve Arş şahit olsun, Edibâli bir an yolundan sapmadı, Allah’ın izniyle sapmayacak!

Hani diyordu ya o; “Hiç kimse kalmasa yanımda, üniversitenin kapısına dikilirim ve davamı anlatırım, bir daha teşkilatı gençlerle kurarım.” Şimdi vakit, yeniden aşk ile ‘tazece bir besmele’ vaktidir. Vakit, derin bir nefes alıp, gür ses ile yemin etme vaktidir. Davaya, Hakk’a…

Bizler, yılmadan 60 yıl yürüyen ‘Dava Adamı’, ‘inkılâpçı’, ‘teşkilatçı’ Edibâli’nin öğrencileriyiz. Bize düşen, yeryüzünün neresinde, hangi şart altında olursa olsun, yüzümüzü Allah’ın davasına dönmektir.

İşte, önümüzde zalimlerin, emperyalistlerin talan ettiği, yıkılan Türk İslam şehirleri. İşte yerle bir edilen Halep, işte çalınan Kırım ve orada az ötede evlatları öldürülen Urumçi, esaret altındaki Kudüs, Rum’un Enosis kıskacındaki yeşil Kıbrıs…

Ülkemizde mi? Bu saydığımız iller Türk’ün ilidir, öncelikle bunu bilmeli. Türk’ün ili Edirne’den Kars’a uzanmaz. Allah’ın olan yeryüzünde adaletin ve hürriyetin emredilmesi gereken her yer Türkiye’ye bağlıdır. Türk’ün ezan okuduğu il ebediyen Türkiye’dir! Şu an elimizde kalan anayurt, Anadolu’da ise sahte bir lale devrinde borç batağına saplanmış ama sefa sürdürülen, en kutsalları istismar edilen bir dönemden geçiyoruz. Konuşmaktan bile korkulan, adaletin askıya alındığı, kimsenin konuşmaya cesaret edemediği baskı ve zulüm yılları. Görev Mücadelecilerindir. Onlar sadece Allah’tan korkar. Onlar konuşur. Ne ilk baskı dönemidir bu, ne son olacak.

Artık Mücadeleciler taşıdıkları emanetin ne kadar büyük olduğunu hatırlamalı. Millî iktidarı kuracak Millet Partisi’nin ne kadar hızlı şekilde teşkilatlanması gerektiğini fark etmeli gerçek Mücadeleciler. Yeryüzü İslam Rönesansı ve Muhteşem Türkiye’yi bekler. Karanlığa gömülmüş, ne aradığını bilmeden, umutsuzca Rabbini arayan Batı medeniyeti, özüne dönmüş İslâm’a muhtaçtır. Türk İlleri, hürriyet ve istiklal için küllerinden doğarak yeniden inşa edilmiş Türk Medeniyetine muhtaçtır. Türk Milleti, bilse de bilmese de umudun naçiz bedeninde vücut bulduğu Edibâli’nin gür sesini bekler. Türk illeri gerçek liderini bekler.

İnsanlık, Türk Dünyası ve İslam Dünyası’na rehberlik edecek Muhteşem Türkiye Medeniyeti’nin kuruluşu ile huzura kavuşacaktır. Muhteşem Türkiye’yi ancak gerçek inanç, bilgi ve samimiyetle yoğrulan Bilge Lider Edibâli ve kadrosu kuracaktır.

Gerçek Mücadeleciler, bir dönem belirli yurtlarda kalanlar değildir. Büyük Türk Milleti’nin kadim davasının zaferine iman eden, her türlü zorluğu aşıp ahde vefa gösterenler ve al sancak için, yeryüzünde Hakk’ın şanını yaymak için, kaybedilen vatan topraklarının istiklali için, millî iktidarı kurmak için cehd edenler, uzaktan yakından Hakk’ın davetini ilk defa duyduğunda koşup gelen Türk Milleti’nin şerefli evlatları gerçek Mücadelecilerdir. Mücadele ne eskilerindir ne yenilerin. Mücadele bâkidir.

Biz şahidiz, Edibâli ve onu yalnız bırakmayan ‘kardeşleri’ hakkı savunurlar. Onlar, ömürlerini davaya adadılar.

Selam olsun, davasına ömrünü veren cefakar, çileli kahramanlara, davaya dün katılıp ‘Kalu Bela’dan bilenlere, ömrünü vakfetmeye yemin edenlere…

0 159

Bir zamanlar, millî değerlere bağlı, inancının gereği gibi yaşamak isteyen insanlar, özel şirketlerin kurduğu televizyon kanallarının yayınını çok fazla eleştirmişti, haklı olarak…

İnsan aklını bile hayrete düşürecek yalanların, insan aklıyla dalga geçen yayınlarda kurgulanan programların gerçek gibi anlatılmasına isyan etmemek elde değildi o zamanlar. Ama Türk Milleti hiçbir zaman günümüzdeki kadar büyük yalanların içerisinde yaşatılmadı. En kutsalları istismar edilerek bu kadar aldatılmadı.

Bir şehrin öteki ucundan koşup gelen ve Hakk’ı haykıranların nasibinde belki taşlanmak vardır, olsun. En yüce şereftir bu. Toplulukların içinde Hakk’ı ve adaleti tavsiye eden bir zümre olduğu müddetçe yeniden diriliş için umut vardır. Biliriz… Artık, toz pembe bir hayal dünyasından, bir ölüm uykusundan uyanma vaktidir.

“Gör Milletim!”, sana gerçek diye sunulan bu yalanları. Uyan, bak şu ülkene, önyargısızca bir düşün, ya yalan söylüyorsa en çok güvendiklerin.

Düşün, ya “Osmanlı’yı yeniden kuruyoruz” diye televizyonlarda Ertuğrul Gazi’nin cihadını boş zaman eğlencesine, propaganda oyuncağına çevirme cüretini gösterenler, gerçekte Süleyman Şah’ın mezarına bile sahip çıkamayan, ardına bakmadan kaçıranlarsa. Süleyman Şah’ın kemikleri kabri yakılıp yıkılsa sızlamazdı. O, Hakk’ın neferiydi. Korkaklık onun mirasına ihanettir. O, ne ölümden korkardı, ne de düşmandan. Ya kıraatine meftun olduğun, “bizim oğlan da heybetli” diye gururlandığın adam Siyonist emperyalizmin uşaklarının kurguladığı, Türk İslâm coğrafyasını talan eden, kan gölüne çeviren Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olmak hesabı ile Türk Milleti’nden af ve özür dilemesi gerekmez mi? Aziz millet evladı, Hakka inan, O’na bağlan ve kim hakkı söylüyorsa ona inan. Biz, bizden olan ehil emir sahiplerini görevde görmek isteriz.

Sadece Allah’ın sözü tartılmaz. Yalan söylüyor, “liderimiz hatasız, o yanılmaz, yenilmez” diyenler, -haşa!- yanılmaz olan bir tek Allah’tır.  Kalabalıklardan korkma, zalimden korkma, gerçeği söyle. Söyleyemiyor musun? Özgür değil misin kendi vatanımızda. Hakkı söyleyemez miyiz? Sadece bir olan Allah’ın iradesinin önünde eğilmeye hakkıyla hürriyet deriz biz. Rabbimizden başka hiçbir iradeyi koşulsuz tanımamayız. Tüm dünya dikilse de karşımıza, dönmeyiz. Biz, sadece hesap gününden çekiniriz. Biz hürriyet isteriz.

İnsanlar korkutuldu, sindirildi… Kimin hapse girdiği belli değil, hapse girenlerden suçunu bilen yok. Kimin hapisten ne zaman çıkıp yeniden servet ve makam sahibi kılındığı belli değil. Adalet midir bugün uygulanan… Biz, adil olanların iktidarını isteriz.

Adalet, iktidarın görüşlerini uygun bulmadığı kişilerin infaz edilmesine yarayan bir sistem midir? Yeryüzünde adaletle hükmedilmesini sağlayan Büyük Türk Milleti adına adaleti tesis eden âlimler teşkilatının hali nedir… “Türkiye’de hâkimler var!” dedirten millete ne oldu? İstanbul’u feth eden, Sultan Mehmet Han’ı bile yargılayan, “Bir tuğ ağır basar” diye kralları dize getirenlere bile gereğinden fazla unvan vermeyen yöneticilerin ülkesi bugünleri hak etmiyor. Dürüst bir yönetim isteriz.

Adaleti terk eden milletlerin haline bir bakmak gerek. İnşa edilen onlarca yeni hapishane mi adaleti sağlayacak, yoksa devasa adalet sarayları mı? Adaleti, adil ve tarafsız mahkemeler sağlayabilir ancak. Galeyana gelmiş, kışkırtılıp korkutulmuş kalabalıkların ateşi sönsün diye insanların infaz edilmesinin bedeli yeni kavgalar olabilir ancak. Milleti bir arada tutan mutabakatı ancak adaletle sağlayabiliriz. Düşmanını da, hakanını da adaletle yargıladığı için, adil olduğu için bu millet dünyayı yönetti bir zamanlar. Öyle adaletli bir yönetim gerek ki; sadece suçluları değil masumları da yakan “fitne ateşini”, millet evlatlarının kendisi gibi düşünmeyen kardeşlerine duyduğu kini söndürsün. Dosta olduğu gibi düşmana bile adaletle hükmetmek gerek yeniden. Bugün adil bir yönetim mi görevde, düşünüp karar ver. Biz adalet isteriz.

İktidarı ele geçirip, iktidarda iken yolsuzluklara, zulümlere imza atanlar, iktidara mahkumdur. Kaybetmemek için her şeyi yaparlar. Bağımsızlığı kaybettirilen, eğilip bükülen sahte adalet, sadece yönetimdekiler gibi düşünmeyenleri cezalandırmak, iktidarı ele geçirenlerin yolsuzluklarını aklamak için de kullanır maalesef. Her birimiz hesap vereceğiz, bilmek gerek ki bu dünyadaki hesap çok daha kolay. Hesap veren, dürüst yönetim isteriz.

Rızkını Allah’tan bekleyen ve alnının teriyle çalışan sebatkâr, hamd etmesini bilen Büyük Türk Milletine ne oldu! Ne zaman el açar oldu? İktidarını korumak için, millete bankamatiklerden rüşvet dağıtmak, kömür dağıtmak mıdır sosyal devlet anlayışının gereği. Düşün millet evladı, hak edilmeyen lokma yenmez, haramdır! Karşılıksız para almaya alışanın ‘koşulsuz emir’ de almaya alışacağını bilmez misin? Bu devlet, iktidarın geçici olarak emanet edildiği kişilerin mülkü değildir. Hakk’a tapan Aziz Millet unuttu mu, mülkün kime ait olduğunu!

Yollar ve köprüler yapılıyor diye övünmek ne büyük densizlik! Milli Mücadele destanının yazılmaması karşılığında da rüşvet teklif etmişti şu ‘medeni’ Batı. Her rüzgarda Allah diyen “ay-yıldız” dalgalanmasaydı, Ezanı Muhammedi sussaydı, İngilizler çok da güzel yollar köprüler yapardı! Mandacıların adeti imiş “Frengin inşa edeceği demir yollarını anlatıp durmak”. “Yunan galip gelseydi” diyen planlı meczupların akıl hocalığının dalaleti, belki de kudret zehirlenmesinin hezeyanıdır altyapı çalışmalarını milletin başına kakmak. Makamları emanet alanlar, millete hizmet etmek zorundadır… Bu hizmetler yapılmak zorundadır, yapılmazsa hesap sorulur. Tabii bu hizmetleri kimin, hangi haksız bedelle inşa ettiği de sorulmalı…

Hani yıllar önce, tepeden inme yönetim kurgularından biri olan bir politikacı, istismar yolunun öncüsü de övünürmüş, milletin  geleceğini ipotek altına alarak devleti onlarca yıl borçlandırarak çektiği kredilerle yandaşlarına yaptırdığı köprüleri ve yolları ile… Bilge Lider Edibâli, tokat gibi bir cevap vermişti, “Köprüleriniz yollarınız, seçim zaferleriniz sizin olsun. Bu milletin kaybettirilen umudunu, gençliğini geri verin.” diye.

Yalanlarla ve sanrılarla kurgulanan nevrotik bir dünyada sahte galipler olabilir. Olsunlar, boştur. Tarihin pek çok diliminde diktatörler, zalimler görmüştür insanlık. Her zalim çöker, her zulüm sonunda kaybolur. Bu Hakk ve batıl savaşının doğası gereğidir. Biz, bu yangının kendiliğinden sönmesini beklemeyeceğiz. Galip olan Hakk’tır. Hakk’ın davası asla sahipsiz kalmayacaktır.

Bil millet evladı, yalanlarla inşa edilen sahte gündemlerin dünyası, gerçek dünyayı görmeni engelliyor.  Aldatmacaların sahnesini yıkıp atınca zihninde göreceğin dünya seni korkutmasın. Umutsuzluğa kapılma, hâlâ zafere inananlar var. Sen de onlara katıl. Bu dünyanın nizamını sadece Türk Milleti’nin köklerine bağlı kalanlar düzeltecek. Hakka dayanan hiçbir zafer yürüyüşü kahir ekseriyetin coşkusuyla olmadı yine öyle olacak. Seni davet ettiğimiz bu yürüyüşte şan ve şöhret olmayacak. Bu çaba, toz pembe düşlerle uyutulan, ölüme sürüklenen millet evlatlarının ikazı içindir. Bilmelisin ki; hakaretlere, aşağılamalara, tehditlere göğüs gererek yürüyeceğiz.

Sonu mu… Zaferdir, Hakkın rızasıdır. Milletin bekasıdır. Uzundur bu yol. Ama inanırsan mutlaka ve mutlaka zafer senindir. Bizimdir, Milletimizindir.

Yaşasın Hürriyet! Yaşasın İstiklal!

0 750

Kurban Bayramınızı en içten dileklerimizle kutlarız. Mübarek bayramın ülkemize sevinç, huzur, birlik ve kardeşlik getirmesini, İslâm dünyasında ihtiyaç duyulan uyanışa vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederiz. Tüm sevdiklerinizle beraber huzurlu bir bayram geçirmeniz temennisi ile, nice bayramlara aziz millet…MP-face-Kurban-Bayramı

1 2348

 

Bilindiği gibi yaklaşık bir hafta önce ülke gündemimize elim bir kazanın, facianın haberi düştü. Kato Dağı başta olmak üzere, vatan topraklarının sınırlarımız içinde kalan yahut Türkmeneli bölgesinde kalan Türkiye topraklarımızın bölücülerden arındırılması için hayatı boyunca büyük fedakârlıklarda bulunan, bölgeyi avucunun içi gibi bilen, pek çok başarılı operasyona imza atan kahraman Tümgeneralimiz Aydoğan Aydın ve 12 silah arkadaşı şehit oldu.

Vakayı tekrar değerlendirecek olursak elem ve hüznün ardındaki hatalar silsilesini fark edeceğiz. Bölgede Şerefli Türk Ordusu çok önemli bir harekât düzenlemekte idi. Bu harekâtın detaylarını maalesef Türk kamuoyu şehadet haberi neticesinde öğrendi. Kato Dağında ve devamında sürdürülen hayatî operasyonun tam ortasında, isimsiz kahramanların fedakarlıklarının üzerine inşa edilen bir siyasi tanıtım kampanyası için televizyon ekranlarında Yiğit Tümgeneralimiz ve silah arkadaşları isimleri ve bulundukları mevzilere kadar ekranda sergilendi. Tümgeneralimizin ekranda deşifre edilmesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden, kahramanlara tahsis edilen, “engel tanıma sensörü” dahi olmayan 21 yıllık bir helikopterimizin uçuş esnasında, yüksek gerilim hattına çarpması sonucu, 13 vatan evladını kaybettik.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Ancak teknolojinin akıl almaz bir hızla geliştiği, nerdeyse imkansızlıkların üstesinden gelindiği bu çağda, tele takılıp düşmesi kabul edilemez bir geriliktir, sorumsuzluktur.

Meğer bu tip kazaları önleme için kullanılan “engel tanıma sensörü” bilinmesine rağmen helikoptere takılmamış. Neden, diye soracak olursanız bu parçanın alınması bürokratik engellere takılmış?! Kargaların bile kahkahalarla güleceği bir mazeret… 2003 yılından beri bu ülkede yaşayan herkesin alıp verdiği nefesi bile kontrol etmeye çalışırken millî güvenliğimiz için hayatî önem taşıyan bir cihazı almadığımıza kim inanır? Bu tip helikopterlerde görülen ölümcül kazalar hafızalarda iken, faciayı önleyecek bir cihazı almamak, alamamak, Türk insanının canının ne kadar büyük tehlike içinde olduğunu gösteriyor.

Facia öncesindeki süreçleri, devlet sırı hükmündeki operasyonel bilgilerin siyasiler tarafından neden deşifre edildiği, devlet sırlarını ifşa etmenin bir bedeli olup olmadığı, faciaya yol açtığı söylenen cihazın alınmasını hangi bürokratik sebebin engellediği, siyasi yetkililerin altlarında binlerce paha biçilemez makam aracı, yüzelerce kişilik koruma ordusu ile dolaştıkları halde vatanını canı pahasına koruyan kahraman komutanımızın siyasilere tanınan bu teknik ve operasyonel imkandan niçin mahrum bırakıldığı, siyasi iktidarların kendilerine verilen devlet sırlarını siyasi propaganda için kullanmalarının nasıl engellenebileceği, TBMM tarafından araştırılmalı, facianın nasıl cereyan ettiği açıklanmalı, sorumlular yargılanmalıdır.

Aykut EDİBALİ

Millet Partisi Genel Başkanı

 

0 2878

Sandıktan %51 civarında evet, %49 civarında ‘hayır’ çıktı! Bir anayasal rejimi, vatandaşların yarısının itirazına rağmen değiştirmek meşru mudur, ahlaki midir, makul müdür?

Bu kadar tehlikeli bir rejim değişikliği için bu küçük fark yetmez! Fiili-gayri meşru durumu hukukileştirmek AKP iktidarının göreviydi.

Elbette böylesine hayati bir referandumun öncesinde, sırasında ve sonrasında, sürecin adil şartlar içinde yapılıp yapılmadığı önemlidir ve tartışılmalıdır. Tartışmaları ve değerlendirmeleri müdahale saymak tutarsızlıktır. Referandum demokratik şartlar altında yapıldıysa, siyasi hayatımız için “ihtilal” çapındaki bir değişimin demokratik olup olmadığını tartışmayı yasaklayamayız.

Üçüncü şeflik rejimi hayalleri allanıp pullanarak Türkiye çok partili demokrasiden, parlamenter rejimden koparılmış, hukuk, demokrasi mahvedilmiştir. Sözde başkanlık ile ülke istişaresiz, murakabesiz bir döneme sokulmak isteniyor. Bu tehlikeli geleceği Türkiye’nin kaderi haline getirmek için de referandum kullanılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi Ucubesi

Dünya siyasi rejimleri arasında Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi gibi bir ucube görülmemiştir. Böylesine bir yönetim anlayışı “İstediğini asarsın, istediğini kesersin” anlayışından ibarettir.

Türkiye’nin başına bela olmuş darbelerin bahanesi de icat ettikleri sözde anayasalardır. İcat edilen bu Anayasalar, “hayır” deyenin cezalandırılması sebebiyle, sözde referandumlarda %93 gibi oy oranlarıyla evetlenmiştir diktatör Evren’in anayasası. 61 Anayasası ise siyasi hayatımızda ‘Tabii Senatörlük’ gibi antidemokratik baskı unsurları ve bir iktidar oluşturmayı engelleyecek kurumlar koymuştur.

0 1297

‘Milli Şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı

Mehmed Kemal Bey:

‘Asil Türk Milleti Gereğini Hep Yapacak!’

 

Mehmed Kemal Bey, I. Dünya Savaşı’nın son yıllarında Boğazlıyan kaymakamlığı görevindeydi.

20 asır başlarında, emperyalist güçlerle işbirliği yaparak Osmanlı’ya karşı savaş açan, askeri birlikleri arkadan vuran, isyanlar çıkartan ve bulundukları yerlerdeki sivil Türkleri çoluk çocuk demeden katleden, diri diri ateşe veren Hınçak, Taşnak, Ermenakan, Taşnaksutyun gibi çeteler dur durak bilmiyordu. Boğazlıyan isyankar çetelerin katliam yaptığı yerlerden sadece biridir…

Bu çeteler ihanette o kadar ileri gittiler ki, Türk toprağı Kafkasları işgal eden Rus ordusuna katılarak tugay çapında bir askeri birlik oluşturup Osmanlı Ordusuna karşı savaştılar…

İşi o kadar azıttılar ki, Osmanlı padişahı II. Abdülhamit’i 1905’te Yıldız’da bir bomba ile öldürmeye teşebbüs edecek kadar ileri gittiler.

İşte bu çetelere karşı, iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası’nca çıkarılan “Tehcir kununu”nu (geçici sevk ve iskan kanunu) Boğazlıyan’da uygulayan ve ilçedeki isyankar Ermenileri Suriye’ye sevk ettiren Kaymakam Kemal Bey, emperyalist güçlerin baskısı ile İstanbul hükümetince, tehcir sırasında ölen Ermenilerden sorumlu tutularak yargılandı.

Mahkemece, “Kış gününde vatandaşları can ve mal kaybına uğrattığı, ayaklarına süngüler bağlayarak ölüme terk ettiği” iddiasıyla suçlandı.

Kemal Bey, “Ben aldığım emri yerine getirdim. Sürgün edilenlere insanî şekilde davrandım. Süngü bağlamadım. Vicdan azabı duymuyorum. Kimsenin ölümü için emir vermedim.” diyerek suçlamalara karşı çıktı, mahkemece suçsuz bulundu.

Ancak emperyalist güçlerin baskılarıyla düzmece Nemrut Mustafa Divan-ı Harbi, idam fermanını isyankar Ermeni çetelerine vereceği yerde; Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey hakkında verdi.

Padişah Vahdettin idam kararını onaylamadı ise de baskılar karşısında Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den fetva istedi. Alınan fetva ile Kemal Bey, İstanbul Beyazıt Meydanı’nda 10 Nisan 1919’da, Mehmet Nusret Bey de 5 Ağustos 1920’de idam edildi.

 

“ASİL TÜRK MİLLETİ GEREĞİNİ HEP YAPACAK!”

Mehmet Kemal bey, idam sehpasında Beyazıt meydanında toplanan kalabalığa şöyle haykırdı: “Ben masumum. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buysa kahrolsun böyle adalet! Allah vatan ve milletimize zeval vermesin. Çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum. Eminim bu kahraman millet gereğini yapacaktır. Yaşasın millet!..”

Mehmet Bey’in haykırışı Osmanlı’yı yıkıp, Türk’ü mezara koymak isteyen emperyalistlere ilk kurşundur. İkincisi Hasan Tahsin ve Bandırma vapurundaki Mustafa Kemal!..

Kemal Bey’in haykırışı, Türk Milleti’nin yüreğinde hürriyet ateşini tutuşturur, İstanbul ayağa kalkar, Anadolu dirilir, Kuva-yı Milliye teşkilatları kurulur hemen her yerde. Çare: Milli Mücadele!..

TBMM, 14 Ekim 1922’de Kemal Bey’i, Urfa mutasarrıfı Nusret Beyi ve Diyarbakır Valisi Reşit Bey’i ‘şehid-i millî’ ilân eder…

Milli Mücadele zaferle taçlanır…

Yaşasın Türk Milleti’nin hayat kavgasının bayrağı Mehmed Kemaller!..

Yaşasın Mehmet Kemallerin ideallerini yaşatan Yeniden Milli Mücadeleciler!

Yaşasın Mehmet Kemallerin ideallerine sahip çıkan Büyük Türk Milleti!..

0 2065

Barzani Oldubittisine İzin Vermeyeceğiz!

Bugünkü iktidarın yoldaşı ve kader ortağı olan Barzani’nin Kerkük’te kanlı paçavralarını astırmasını kabul etmiyoruz. Kerkük, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası ve Misak-ı Milli’nin kalelerindendir. Kerkük de, Irak da, Suriye de Türk yurdudur.

Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra emperyalist İngiltere Ortadoğu’daki tarihî ve beşerî güç kaynaklarımızı azaltmak, kurutmak amacıyla harekete geçmişti. Bu emperyalist faaliyetlerin ilki de Balfour Deklarasyonu ile Yahudilere, Filistin’de bir İsrail Devleti kurulacağı vaat edildi.

İslam coğrafyasının kalbinde emperyalist oldubitti ile kurulan İsrail akıl almaz terör eylemleriyle Filistinlileri ve Arapları onlarca yıldır katlediyor. İsrail, Arap ve Filistinli halkların vatanlarını korumak amacıyla yaptığı her meşru ve masum hareketi kötüledi, bastırmak için terör politikasını kullanıldı. İsrail, coğrafyamıza yerleştiği andan itibaren bölgeyi istikrarsızlaştırma politikası uygulayageldi. Türkiye’nin en büyük meselelerinden olan PKK terörü, büyük Kürdistan projesi, İsrail’in Büyük Ortadoğu Projesi’nin parçalarıdır.

Kerkük, Musul ve Erbil başta olmak üzere ecdat yadigarı Türk İllerinde milli ve tarihi haklarımızı koruyamayan, çiğnenmesine göz yuman kim olursa olsun hesap soracağız. Oldubittileri kabul etmiyoruz. Tanımıyoruz.

Millet Partisi Genel Başkanı

Aykut Edibali

2017--Mart-29-Kerkük-parti-bildiri