0 625

 

Bilindiği gibi yaklaşık bir hafta önce ülke gündemimize elim bir kazanın, facianın haberi düştü. Kato Dağı başta olmak üzere, vatan topraklarının sınırlarımız içinde kalan yahut Türkmeneli bölgesinde kalan Türkiye topraklarımızın bölücülerden arındırılması için hayatı boyunca büyük fedakârlıklarda bulunan, bölgeyi avucunun içi gibi bilen, pek çok başarılı operasyona imza atan kahraman Tümgeneralimiz Aydoğan Aydın ve 12 silah arkadaşı şehit oldu.

Vakayı tekrar değerlendirecek olursak elem ve hüznün ardındaki hatalar silsilesini fark edeceğiz. Bölgede Şerefli Türk Ordusu çok önemli bir harekât düzenlemekte idi. Bu harekâtın detaylarını maalesef Türk kamuoyu şehadet haberi neticesinde öğrendi. Kato Dağında ve devamında sürdürülen hayatî operasyonun tam ortasında, isimsiz kahramanların fedakarlıklarının üzerine inşa edilen bir siyasi tanıtım kampanyası için televizyon ekranlarında Yiğit Tümgeneralimiz ve silah arkadaşları isimleri ve bulundukları mevzilere kadar ekranda sergilendi. Tümgeneralimizin ekranda deşifre edilmesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden, kahramanlara tahsis edilen, “engel tanıma sensörü” dahi olmayan 21 yıllık bir helikopterimizin uçuş esnasında, yüksek gerilim hattına çarpması sonucu, 13 vatan evladını kaybettik.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Ancak teknolojinin akıl almaz bir hızla geliştiği, nerdeyse imkansızlıkların üstesinden gelindiği bu çağda, tele takılıp düşmesi kabul edilemez bir geriliktir, sorumsuzluktur.

Meğer bu tip kazaları önleme için kullanılan “engel tanıma sensörü” bilinmesine rağmen helikoptere takılmamış. Neden, diye soracak olursanız bu parçanın alınması bürokratik engellere takılmış?! Kargaların bile kahkahalarla güleceği bir mazeret… 2003 yılından beri bu ülkede yaşayan herkesin alıp verdiği nefesi bile kontrol etmeye çalışırken millî güvenliğimiz için hayatî önem taşıyan bir cihazı almadığımıza kim inanır? Bu tip helikopterlerde görülen ölümcül kazalar hafızalarda iken, faciayı önleyecek bir cihazı almamak, alamamak, Türk insanının canının ne kadar büyük tehlike içinde olduğunu gösteriyor.

Facia öncesindeki süreçleri, devlet sırı hükmündeki operasyonel bilgilerin siyasiler tarafından neden deşifre edildiği, devlet sırlarını ifşa etmenin bir bedeli olup olmadığı, faciaya yol açtığı söylenen cihazın alınmasını hangi bürokratik sebebin engellediği, siyasi yetkililerin altlarında binlerce paha biçilemez makam aracı, yüzelerce kişilik koruma ordusu ile dolaştıkları halde vatanını canı pahasına koruyan kahraman komutanımızın siyasilere tanınan bu teknik ve operasyonel imkandan niçin mahrum bırakıldığı, siyasi iktidarların kendilerine verilen devlet sırlarını siyasi propaganda için kullanmalarının nasıl engellenebileceği, TBMM tarafından araştırılmalı, facianın nasıl cereyan ettiği açıklanmalı, sorumlular yargılanmalıdır.

Aykut EDİBALİ

Millet Partisi Genel Başkanı

 

0 1774

Sandıktan %51 civarında evet, %49 civarında ‘hayır’ çıktı! Bir anayasal rejimi, vatandaşların yarısının itirazına rağmen değiştirmek meşru mudur, ahlaki midir, makul müdür?

Bu kadar tehlikeli bir rejim değişikliği için bu küçük fark yetmez! Fiili-gayri meşru durumu hukukileştirmek AKP iktidarının göreviydi.

Elbette böylesine hayati bir referandumun öncesinde, sırasında ve sonrasında, sürecin adil şartlar içinde yapılıp yapılmadığı önemlidir ve tartışılmalıdır. Tartışmaları ve değerlendirmeleri müdahale saymak tutarsızlıktır. Referandum demokratik şartlar altında yapıldıysa, siyasi hayatımız için “ihtilal” çapındaki bir değişimin demokratik olup olmadığını tartışmayı yasaklayamayız.

Üçüncü şeflik rejimi hayalleri allanıp pullanarak Türkiye çok partili demokrasiden, parlamenter rejimden koparılmış, hukuk, demokrasi mahvedilmiştir. Sözde başkanlık ile ülke istişaresiz, murakabesiz bir döneme sokulmak isteniyor. Bu tehlikeli geleceği Türkiye’nin kaderi haline getirmek için de referandum kullanılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi Ucubesi

Dünya siyasi rejimleri arasında Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi gibi bir ucube görülmemiştir. Böylesine bir yönetim anlayışı “İstediğini asarsın, istediğini kesersin” anlayışından ibarettir.

Türkiye’nin başına bela olmuş darbelerin bahanesi de icat ettikleri sözde anayasalardır. İcat edilen bu Anayasalar, “hayır” deyenin cezalandırılması sebebiyle, sözde referandumlarda %93 gibi oy oranlarıyla evetlenmiştir diktatör Evren’in anayasası. 61 Anayasası ise siyasi hayatımızda ‘Tabii Senatörlük’ gibi antidemokratik baskı unsurları ve bir iktidar oluşturmayı engelleyecek kurumlar koymuştur.

0 779

‘Milli Şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı

Mehmed Kemal Bey:

‘Asil Türk Milleti Gereğini Hep Yapacak!’

 

Mehmed Kemal Bey, I. Dünya Savaşı’nın son yıllarında Boğazlıyan kaymakamlığı görevindeydi.

20 asır başlarında, emperyalist güçlerle işbirliği yaparak Osmanlı’ya karşı savaş açan, askeri birlikleri arkadan vuran, isyanlar çıkartan ve bulundukları yerlerdeki sivil Türkleri çoluk çocuk demeden katleden, diri diri ateşe veren Hınçak, Taşnak, Ermenakan, Taşnaksutyun gibi çeteler dur durak bilmiyordu. Boğazlıyan isyankar çetelerin katliam yaptığı yerlerden sadece biridir…

Bu çeteler ihanette o kadar ileri gittiler ki, Türk toprağı Kafkasları işgal eden Rus ordusuna katılarak tugay çapında bir askeri birlik oluşturup Osmanlı Ordusuna karşı savaştılar…

İşi o kadar azıttılar ki, Osmanlı padişahı II. Abdülhamit’i 1905’te Yıldız’da bir bomba ile öldürmeye teşebbüs edecek kadar ileri gittiler.

İşte bu çetelere karşı, iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası’nca çıkarılan “Tehcir kununu”nu (geçici sevk ve iskan kanunu) Boğazlıyan’da uygulayan ve ilçedeki isyankar Ermenileri Suriye’ye sevk ettiren Kaymakam Kemal Bey, emperyalist güçlerin baskısı ile İstanbul hükümetince, tehcir sırasında ölen Ermenilerden sorumlu tutularak yargılandı.

Mahkemece, “Kış gününde vatandaşları can ve mal kaybına uğrattığı, ayaklarına süngüler bağlayarak ölüme terk ettiği” iddiasıyla suçlandı.

Kemal Bey, “Ben aldığım emri yerine getirdim. Sürgün edilenlere insanî şekilde davrandım. Süngü bağlamadım. Vicdan azabı duymuyorum. Kimsenin ölümü için emir vermedim.” diyerek suçlamalara karşı çıktı, mahkemece suçsuz bulundu.

Ancak emperyalist güçlerin baskılarıyla düzmece Nemrut Mustafa Divan-ı Harbi, idam fermanını isyankar Ermeni çetelerine vereceği yerde; Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey hakkında verdi.

Padişah Vahdettin idam kararını onaylamadı ise de baskılar karşısında Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den fetva istedi. Alınan fetva ile Kemal Bey, İstanbul Beyazıt Meydanı’nda 10 Nisan 1919’da, Mehmet Nusret Bey de 5 Ağustos 1920’de idam edildi.

 

“ASİL TÜRK MİLLETİ GEREĞİNİ HEP YAPACAK!”

Mehmet Kemal bey, idam sehpasında Beyazıt meydanında toplanan kalabalığa şöyle haykırdı: “Ben masumum. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buysa kahrolsun böyle adalet! Allah vatan ve milletimize zeval vermesin. Çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum. Eminim bu kahraman millet gereğini yapacaktır. Yaşasın millet!..”

Mehmet Bey’in haykırışı Osmanlı’yı yıkıp, Türk’ü mezara koymak isteyen emperyalistlere ilk kurşundur. İkincisi Hasan Tahsin ve Bandırma vapurundaki Mustafa Kemal!..

Kemal Bey’in haykırışı, Türk Milleti’nin yüreğinde hürriyet ateşini tutuşturur, İstanbul ayağa kalkar, Anadolu dirilir, Kuva-yı Milliye teşkilatları kurulur hemen her yerde. Çare: Milli Mücadele!..

TBMM, 14 Ekim 1922’de Kemal Bey’i, Urfa mutasarrıfı Nusret Beyi ve Diyarbakır Valisi Reşit Bey’i ‘şehid-i millî’ ilân eder…

Milli Mücadele zaferle taçlanır…

Yaşasın Türk Milleti’nin hayat kavgasının bayrağı Mehmed Kemaller!..

Yaşasın Mehmet Kemallerin ideallerini yaşatan Yeniden Milli Mücadeleciler!

Yaşasın Mehmet Kemallerin ideallerine sahip çıkan Büyük Türk Milleti!..

0 1408

Barzani Oldubittisine İzin Vermeyeceğiz!

Bugünkü iktidarın yoldaşı ve kader ortağı olan Barzani’nin Kerkük’te kanlı paçavralarını astırmasını kabul etmiyoruz. Kerkük, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası ve Misak-ı Milli’nin kalelerindendir. Kerkük de, Irak da, Suriye de Türk yurdudur.

Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra emperyalist İngiltere Ortadoğu’daki tarihî ve beşerî güç kaynaklarımızı azaltmak, kurutmak amacıyla harekete geçmişti. Bu emperyalist faaliyetlerin ilki de Balfour Deklarasyonu ile Yahudilere, Filistin’de bir İsrail Devleti kurulacağı vaat edildi.

İslam coğrafyasının kalbinde emperyalist oldubitti ile kurulan İsrail akıl almaz terör eylemleriyle Filistinlileri ve Arapları onlarca yıldır katlediyor. İsrail, Arap ve Filistinli halkların vatanlarını korumak amacıyla yaptığı her meşru ve masum hareketi kötüledi, bastırmak için terör politikasını kullanıldı. İsrail, coğrafyamıza yerleştiği andan itibaren bölgeyi istikrarsızlaştırma politikası uygulayageldi. Türkiye’nin en büyük meselelerinden olan PKK terörü, büyük Kürdistan projesi, İsrail’in Büyük Ortadoğu Projesi’nin parçalarıdır.

Kerkük, Musul ve Erbil başta olmak üzere ecdat yadigarı Türk İllerinde milli ve tarihi haklarımızı koruyamayan, çiğnenmesine göz yuman kim olursa olsun hesap soracağız. Oldubittileri kabul etmiyoruz. Tanımıyoruz.

Millet Partisi Genel Başkanı

Aykut Edibali

2017--Mart-29-Kerkük-parti-bildiri

 

0 2224

Milli Mutabakat ve Muhteşem Türkiye Misakı’nın Esasları

Türkiye’nin ciddi, hayati, çözüm bekleyen, ama çözülebilir meseleleri var.

Bu meselelerin çözümü için sabır gerek, cesaret gerek, fazilet gerek ve bilim gerek. Bu ehliyet ölçülerini bir araya getiremediğimiz için Türkiye meselelerin altında eziliyor. En basit meselelerle zaman yitiriyor, enerji yitiriyor, umut yitiriyor.

Türkiye’nin bütün meselelerini elbette hürriyet nizamı içinde çözeceğiz. Yönetimler, ülkemizin sıkıntılarından birinci derecede sorumlu, ama halk da bir o kadar sorumlu. Çünkü, “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.” buyrulmuştur. Ve insanoğlunun karşılaştığı her şeyin, her sonucun ancak kendi elleriyle hazırlanmış bir karşılık olduğunu görmek, bilmek ve kabullenmek zorundayız.

Politikacılar Kilisenin Yerine Geçmiştir

Ülkenin kaderine hâkim olan veya olmak isteyenler, insanların sadece kendilerine oy verilmesini istiyorlar. Onlara oy verirseniz, sizi maddi, manevi korkularınızdan koruyacaklarını, umutlarınıza ulaştıracaklarını söylüyorlar. Biraz düşünülecek olursa, bu tür vaatler şirktir…

Yöneticilerin, partilerin Hz. Ebu Bekir gibi, Hz. Ömer gibi halkı ülke yönetimine katılmaya çağırması gerekiyor… Ama bu bir gerçek cesaret ve dürüstlük işidir. İslam, hesap günü inancı ile kurtuluşumuzun eninde sonunda, (Tanrı’nın izniyle) kendi eserimiz olduğunu ortaya koyar.

Politikacılar ise zamanımızda kilisenin yerine geçmiş gibidir. “Günahkâr insanoğlunun kurtuluşu kiliseye bağlanmakla mümkün olur’’ diyen papazlar gibi zamanımızı politikacıları da kendilerine koşulsuz inanmanızı istiyorlar. Bunun dışında başka bir şey yapmanıza gerek yok, diyorlar. Beş senede bir seçimlerde oy atın, yeter…

Anadolu Birliğini Sağlayan Güç İttifaktır

İttifak tarihsel bir gerçektir. Sadece partiler arası uzlaşma ile olamaz. Müslüman Türk’ün Anadolu’ya gelişinden itibaren Selçuklu’nun büyümesinin, Osmanlı büyümesinin, gelişmesinin temelinde yatan büyük güç ittifaktır. İttifak, o günkü toplumun bütün katmanlarının aralarında yaptıkları büyük bir sözleşmedir.

Anadolu’da bir “Cihan Devlet”inin yeşermesi, istişareye dayanan, gerçek anlamda demokrasiye dayanan bir uzlaşmayla mümkün olmuştur. Bugün Osman Gazi’nin etrafındaki insanlara baktığınız zaman Anadolu’nun bütün kesimlerini görürsünüz. Öylesine hür, öylesine demokrat, öylesine ileri bir uzlaşmanın sonucu Anadolu Birliği kurulmuştur ki, o dehaya şaşırmamak mümkün değil.

Gazi Meclisteki İttifaka İhtiyacımız Var!

Bu büyüklüğü fark edemeyen Tanzimatçılar ise, Fransız merkezi birlik yapısını Osmanlı Devleti’nin zayıf bir döneminde aynen uygulama gayretine düştüler ve devletin bünyesinde ağır sıkıntılara yol açtılar. Fakat dikkat ediniz! Bu yıkılış karşısında Anadolu Birliği’ni korumak için, düşman işgalinden vatanın kurtarılmasını sağlayan bir ittifak gücü Ankara’da ortaya çıktı. 1920 ile 1923 arasındaki TBMM’nin yapısına dikkatle baktığımız zaman bütün kesimlerin temsilcilerini görürüz. Ve bu insanlar siyasi bir misak etrafında toplanmışlardır. Kuvay-ı Milliye, milli güçlerin seferberliği, Türkiye istila altındayken herkesin kendi maddi ve manevi imkanlarını kardeşçe, hürriyet içinde bir araya getirmesidir.

Medine Anayasası İttifakındaki Ruh

İnsanların kurtuluşlarına imkân veren, bu ittifak modelinin ilk uygulanışı Hz. Peygamber’in Medine Anayasası’dır.. Peygamberimiz Medine’ye vardığında bir site devleti oluşuyor. Site devletinin anayasanın birinci maddesinde şöyle deniliyor: Aşağıda imzası bulunan bizler muhacir, ensar, Yahudilerin üç kabilesi, bütün insanlardan ayrı bir camia teşkil ederler. Kaderleri, sorumlulukları bir olan bir topluluk olmuşlardır. Hz. Peygamber bunları o insanlara kabul ettirebilmiş. O günün Hristiyanları, Yahudileri Hz. Peygamberi kabul eden ama dinini henüz kabul edemeyen bu insanlar, Hz. Peygamberin siyasi yeminini, mesajını kabul etmişlerdir.

Uzlaşma Hürriyetçilik ile Mümkündür

Dünyanın neresinde olursanız olun insanları ancak hürriyetçi uzlaşmalarla birleştirebilirsiniz. Ama bunun yerine gücünüze kudretinize sayı üstünlüğünüze dayanarak baskılar yapmaya başlarsanız hiç kimse yanınızda kalmaz. Saltanatlar ne denli güçlü olursa olsun eğer rızaya dayanmıyorsa uzun ömürlü olamaz, yaşamaz, kaybolur. Bütün büyüklüklerin temelinde karşılıklı rızalar vardır. Akitler, sözleşmeler ancak karşılıklı rızalara dayanır. Gönül hoşnutluklarına dayanır.

Yeni Bir Milli Mutabakatta Toplanalım

Bizim büyümemiz, Türkiye dertlerinin dermanı olan ittifak üzerinedir. Onun da yaygın hali ittifaktır. Türkiye temel siyasetinde, anayasa çerçevesinde yeni bir mutabakata muhtaçtır. İşte onun için geliniz, Türkiye’de bayrakta, yurdun bölünmez bütünlüğünde, İslam’a saygıda, çoğulcu-hürriyetçi demokraside, birbirimize tolerans göstermede, laiklikte anlaşalım. İşte bu milli mutabakatımızın temeli olmalıdır. Gelin adaleti yaymakta uzlaşalım. Bu bir davettir. Bütün liderlere bir davettir. Bütün vatandaşlarımıza da bir uyarıdır. Gelin yeni bir milli mutabakatta toplanalım.

Milli Mutabakatın Esasları

Milli mutabakat hem dar manasıyla hem de geniş manasıyla elzemdir. Milli Mutabakat şu belli başlı ilkeleri ölçüleri tastamam kabul etmek, bunların asla münakaşa kabul edilemez ölçüler olduğunu beyan etmekten başlar.

Türkiye topraklarıyla bölünmez bir bütündür. Misakı Milli’de yazıldığı şekliyle, Osmanlı İmparatorluğunun Arapça dilinin konuşulmadığı tüm bölgeleri ayrılmaz bir bütün teşkil eder. Vatan bölünmez bir bütündür, esas budur. Misakı Milli hudutları içerisindeki topraklarımız üzerinde kimler yaşamış olursa olsun, hangi suni devletler kurulmuş olursa olsun bir bütündür, Türk toprağıdır.

“Bayrağa, hilalli bayrağın ucuna Haç mı taksak, put mu taksak” demeye kimsenin hakkı yok. Bayrak değişmeyecektir. Hiçbir şekilde Mithat Paşa kafası takınmaya lüzum yok.

Türkçe devlet dili olarak, resmi dil olarak yurdun her tarafında konuşulacaktır. Milli birliğimizi sağlamaya devam edecektir.

İnsan hak ve hürriyetleri Türkiye’de herkesin sahip olacağı haklardan olacaktır. Vicdan hürriyeti, inanç hürriyeti, ibadet hürriyeti, mezhep hürriyeti tastamam sağlanacaktır. İşte bu ilkeler etrafında herkesin mutabık kalması lazım.

0 1744

YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Aykut Edibali / Millet Partisi Genel Başkanı

Henüz Beşiktaş trajedisinde kaybettiğimiz 44 vatandaşın alçakça katlinin acısı içimizdeyken ülkenin ta ortasında Kayseri’de bir terörist saldırıda 14 vatandaşımızın şehit olduğunu öğreniyoruz. Bu hunhar cinayetler üzerine ne demiştik “SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ” demiştik

İster istemez benzer kanlı cinayetler karşısında iktidar ne yapmalı sorusu akıllara gelince benzer örnekler vatandaşlarımızın aklına ve vicdanına bir bıçak gibi saplanıveriyor. Mesela Japonlar ne yapardı? Avrupa birliğinde, Amerika’da ne yapılıyor?

Böyle bir işten sorumlu olan İçişleri Bakanı veya Başbakan Japonya’da olsaydı önce haysiyetini ve şereflerini temize çıkarmak için istifa eder ve harakiri yaparak hayatlarına son verir. Ülkemizde de köprü inşaatında çalışan bir mühendis inşaata ortaya çıkan bir arıza sebebiyle harakiri (seppuku) yapmağa teşebbüs etmişti. Tarihimizde ne can ve mal güvenliğini sağlayamayan kendisine devlet mührü emanet edilirmiş ama görevini başaramayan Sadrazam görevden alınır, başbakan mührü iade eder ve umumiyetle de siyah kaftan gönderilip idam edilirmiş! Elbette Türkiye bir Samuraylar veya Şogunlar ülkesi değil, Avrupa ülkesi de değil ama haysiyetli insanların bulunduğu Türkiye..! Gerçekten sözün bittiği yerdeyiz!

Beşiktaş Katliamından bir süre sonra Sayın Cumhurbaşkanı milli seferberlik ilan ettiğini söylemiş ve sorumluluğun tümünü üslenmiş durumdadır. Bu aczin ve kanlı terörün cezası seçim katakullisi değildir. Kaçmak da değildir. Sayın Cumhurbaşkanı ve Yıldırım’a iki görev düşüyor; en kısa süre içinde, en geç 7 gün içinde Beşiktaş ve Kayseri katliamını yapan alçakların yakalayın ve alçakları medeni ölüm cezasına çarptırın. Ve işgal ettiğiniz makamları boşaltın. Milleti fuzuli yere meşgul etmeyin. Ya devlet başa ya kuzgun leşe…

0 425

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 78. yılında minnet, şükran, saygı ve rahmetle anıyoruz.
İslam ve Türk düşmanı emperyalistlerin vatanımızı parçalanmak ve yok etmek için yaptıkları kanlı planlarından ve Sevr senaryosundan Türkiye’yi kurtaran ve bu mukaddes amaç uğruna kanlarını akıtan Millî Mücadele’nin şehitlerine, başta Gazi Mustafa Kemal ve Gazi Mustafa Fevzi Çakmak olmak üzere, Milli Mücadele’nin tüm şehitlerine, gazilerine rahmet diliyoruz.slider10kasım2

3 408

Bayramınız kutlu olsun, Nice bayramları sevinç, mutluluk ve birlik içinde kutlamayı nasib etmesini Yüce Allah’tan diliyoruz.
Yaşasın Cumhuriyet Bayramı, yaşasın devletimizin, cumhuriyetimizin, demokrasimizin sahibi olan Türk milleti diyoruz.!
Büyük Türk Milleti’nin tarih sahnesinde göründüğü andan itibaren; 6.000 yıldan beri süregelen tarihimiz boyunca farklı yönetim biçimleri, hükumetler, sülaleler ve nadiren de yaşayan halk devletin kurucusu olmuştur.
Tarihimizi, dünyanın bütün ülkelerinde var olmuş devletlerimizi aynı devletin yaşayan bölümleri olarak görmek, sülalecilik ve hanedanlık kompleksine düşmemek gerek.
Cumhuriyet gerçek demokrasiyi yaşatıyorsa cumhuriyettir. Milli ve insani ihtiyaçlara ve milletin ülkülerine cevap veriyorsa cumhuriyettir.
Cumhuriyetimizin bu hedefleri gerçekleştiren bir yönetime evrilmesi kararlılılık ve inancıyla bütün vatandaşlarımızın Cumhuriyet bayramını kutluyorum.

 

2016--Ekim-29-SON slide29ekim

0 713

Bugün müttefikler Irak vilayetimizin Musul kentini kurtarmak amacıyla Erbil vilayetimize girmeye hazırlanıyor. Sayın Erdoğan, “Niye bizi dahil etmediniz?” diye soruyor, haklı olarak şikayet ediyor!.. Kerkük hoyratlarının siyasi manasını bilmediği için başkalarının Türkiye’yi Koalisyona davet edeceğini zannediyor ve gaflete düşüyor. Peki kardeşim niye hazırlanmadın, neden bu koalisyonun başı sen değilsin? Bakınız Nizâmülmülk bu konuda, “Yangın çıktıktan sonra tedbir aramak ancak ahmakların karıdır” demiyor mu? Tedbir almış olsaydık koalisyonun başında biz olurduk, hiç olmazsa söz sahibi olurduk? Ve olmalıydık da… Milletçe bu soruyu sormalıyız. Çünkü siyaset sonuç alma, çare bulma bilim ve sanatıdır.

 

IRAK, BÜYÜK SELÇUKLU TÜRK DEVLETİ VE TUĞRUL BEY KADAR TÜRK’TÜR

Erbil tarihin şehadetiyle sabit ki bir Türk şehridir. Türklerin Irak topraklarında yönetici ve halk olarak bulunuşumuz çok eskilere dayanmaktadır. Abbasi halifelerinden Me’mun zamanında Türk askerleri için bir garnizon ve Samarra şehrinin inşasıyla resmen Türkler Irak’ın koruyucuları, yöneticileri ve yerleşik halkı olmuşlardır. Büyük Selçuklu Türk imparatorluğunun Sultanı Tuğrul Bey’in Horasan’dan Halife’nin daveti üzerine Irak’ı Büveyhoğullarının esaretinden kurtarmak üzere gelişleri ile Türkler o tarihten beri Irak’ın ve tüm İslam topraklarının koruyucusu ve kurtarıcısı olmuşlardır. Irak sadece Selçukluların değil Osmanlıların da öz toprağı olmuştur. Uzun süre İran’ın tasallut ve taarruzuna uğramış ve Osmanlı bu ecdat topraklarını korumak için sürekli çaba harcamıştır. Nihayet emperyalist Batı ve Rusya’nın Ortadoğu’da sömürge alanları oluşturma çabası Irak’ın da sulh, sükun ve mutluluk dönemini bitirdi. Mesela Sultan II. Abdülhamid Han’a karşı girişilen ve düşürülmesinin perde arkasında Irak petrolleri, özellikle Kerkük ve Musul’un petrol zenginliğinin ele geçirilmesi en büyük amil olmuştur ve olmalıdır…

 

DÜNYA ALEM BİLSİN Kİ!..

Türkiye en sıkıntılı döneminde, yani işgale uğradığı o karanlık günlerde bile Musul ve Kerkük’ün, Misak-ı Millî yani Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü içinde olduğunu ilan etmiştir. Herkes bilmeli, kulağına küpe etmelidir ki, Musul ve Kerkük Türkiye’nin bölünmez bir parçasıdır. Dünya döner, değişir ama Kerkük ve Musul’un, Erbil’in Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün ayrılmaz parçası olduğunu dünya alem öğrenir ve kabul eder…

Aykut Edibali / Millet Partisi Genel Başkanı

kerkuk

2016--Ekim-Musul

 

0 612

“Türkiye’de Hakimler Var”

Adli yıl açılışı Türk milletinin adalet makamına olan saygısının bir ifadesidir. Adli yıl açılış töreni adaletin bağımsızlığının ifade edilmesidir. Adaletin bağımsızlığı bir devletin namusudur.

Cihana nam salan “Türkiye’de hakimler var!” sözü Türk devlet geleneğinin vaz geçilmez şartını ifade etmektedir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ilme ve onun vaz geçilmez parçası olan adalete saygıyı içerir. Osmanlı kuruluş dönemindeki âlimler, bilimle beraber adaletin de tesis edilmesinde büyük rol almıştır. Ertuğrul Gazi’nin vasiyeti “Beni kır Edebali’yi kırma.”’dır. Bu söz bir âlime duyulan saygı ile beraber adalete ve bilme verilen kıymetin de ortaya koyulmasıdır.

Çağ değiştiren büyük cihangir Fatih Sultan Mehmet Han divanında devlet yöneticilerinin, vezir ve sadrazamların ayakta durmasını alimlerin ise kendisi gibi oturmasını emretmiştir. Bu büyük nezaketi devrin iktidar sahiplerinin de örnek alması gerekmektedir. Fatih Sultan Mehmed, bilime tahsis ettiği, kendi emriyle kurulan medresede bir hücre, bir oda ister. Müderrisler “Padişahım, imtihana giriniz, başarılı olursanız odanızı tahsis ederiz.” derler. İstanbul’un fatihi Sultan Mehmed Han kendi kurdurduğu medreseye imtihan ile kabul edilmiştir. Yine hatırlayalım ki Fatih Sultan Mehmed Han, bağımsız Türk mahkemeleri tarafından yargılanmıştır. Fatih var, bugünün iktidarları var. Bağımsız Türk adaletinin temsilcisi, uygulayıcısı hakim ve savcılara da en azından çağrıldıkları saray kadar büyük saraylar tahsis edilmelidir. Fatih’i örnek almamız gerekmektedir.

Adaletin mülkün temeli olduğunu hatırlamamız gerekmektedir.

Allah milletimizi uyandırsın! Hepimiz o gün hesap vereceğiz.

2016-Eylül-Adli-Yıl