Bilge Lider, Millet Partisi Genel Başkanı Sayın AYKUT EDİBALİ ve Millet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Filiz EDİBALİ’nin 29 Nisan 2011 Cuma akşamı CEM TV’de katıldığı, Hakan Bayrakçı ve Damla Cercisoğlu’nun sunduğu söyleşi
Hakan Bayrakçı: Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibali ve eşleri Genel Başkan Yardımcısı Sayın Filiz Edibali hoş geldiniz efendim.
Damla Cercisoğlu: Aramızda ilk defa bir bayan konuğumuz olmasından dolayı ben çok mutluyum. Hoş geldiniz.
İTTİFAK’IN PERDE ARKASI
HB: 91 İttifakı ile meclise girdiniz. O öyküyü alsak.
Aykut Edibali: Teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum. Evet. Doğrudur, bir daha da yapılamadı. 1984’tür Islahatçı Demokrasi Partisi’nin kurulması. Bazı belediye başkanlıklarını kazandık, başarılar elde ettik ama oy oranımız fazla yüksek değildi.
Allah bir şeyi olduracak ya… 90’lı yıllarda Türkiye genelinde aldığımız oy %1.80-2 arasında oynuyor. O zaman Milliyetçi Çalışma Partisi adını taşıyor Rahmetli Türkeş’in yasaklı olduğu dönemde biraz azalmış olmasına rağmen %2-2,5 arasında oynuyor. Ve rahmetli Erbakan’ın Refah Partisi %6-6,5 civarında. Bunları topladığın zaman %9,5 ancak yapıyor. Dolayısı ile Rahmetli Türkeş ile rahmetli Erbakan kendi aralarında bir seçim ittifakı üzerinde durmuşlar, çalışmalar yapmışlar. Sonuç alınamamış. Seçime belli bir süre kala Temmuz sonu veya Ağustos başında beni Rahmetli Erbakan aradı.
Burada ilk açıklamadır bu televizyonda açıklıyorum, bu ittifakın hazırlanışının perde arkasını. Sayın Erbakan’ın Sanayi Odası’na gelişinde de bizim katkılarımız var. Benden rica etti: ‘Aykut Bey lütfen önemli bir mesele için Ankara’ya teşrif edebilir misiniz? Hamidiye caminde buluşalım.’ Duyuyoruz, Ankara’da bazı çalışmalar yapılıyor, gazetelere sızan haberler var. Araştırmamı yaptım. Dedim ki ‘Sayın Erbakan bilirsiniz ben devlet vatan ve millet için her yere giderim, hiçbir protokol problemim de olmaz. Zatı âliniz çağırdığına göre önemli bir şey olması lazım. Yalnız şunu söylemek istiyorum’ dedim. ‘Devlet ve millet için hayati bir konu konuşacaksak geleyim.’ ‘Hiç tereddüt etmeyin’ dedi. Belli bir tarihte Ankara’ya vardık. Tabi Türkeş ile de tanışıyorum. Onun Hindistan’a gidişinden itibaren sevgi saygı ilişkimiz var. Ama yollarımız farklı. O sırada Sayın Erbakan’ın biliyorum ki Refah Partisi etrafında bir oluşum meydana getirme tasavvuru var, hissediliyor. Bu nazik bir konu. Benim kafamdaki işbirliği ise eşit seviyede bir fikir ve hedef istikametinde gidecek toplulukların yapabileceği açık bir işbirliği olmalıdır, hedefi belli olmalıdır, metodu belli olmalıdır, ne yapacağı belli olmalıdır, ne yapılmayacağı belli olmalıdır. Bu konuda yıllar boyu çalışmışım; bir kitabım var. Yazmış olduğum Kadroların Vazifeleri isimli kitapta geniş bir fasıl vermişim ben.
Rahmetli Mustafa Kemal’in Amasya Tamimi’nde söylediği milli güçleri davet eden ve Türkiye’deki milli iradenin amili olarak milli güçleri öneren, emreden, direktifi böyle olan Mustafa Kemal çok önemli bir tespitte bulunuyor. Ben de bu tespitin doğruluğuna inanıyorum. Türkiye’de aslolan milli ve yerli güçlerin bir araya gelmesi, işbirliği yapması. Demokrasi için, devlet için, vatan için işbirliği. Dolayısı ile işbirliklerin, ittifakların nasıl olması gerektiği konusunda fikrimiz var. Bize teklif edilmesi mümkün olan şeyleri düşünüyorum.
Ankara’ya vardık konuştuk. Sayın Erbakan benim tasavvur ettiğim gibi bir ittifak düşünmüyor, bir iltihak düşünüyor. Siyasette açık, dürüst olacaksınız ikiyüzlü, prensipsiz olmayacaksınız, verdiğiniz sözün mutlaka arkasında duracaksın, dostunuza ihanet etmeyeceksin. … Birisi telefon ediyor. ‘Diyor ki filanları bırakın, terk edin size 10 milletvekilliği teklif ediyoruz’. Ben de arkadaşlarımı, genel kurulu topladım: Böyle bir teklif var ne diyorsunuz? “Hayır, biz verdiğimiz sözden dönmeyiz, Sayın Türkeş yok ise biz yoğuz, Erbakan da yok ise yoğuz” Çünkü bunun beraber olması gerektiği konusunda bizim fikir birliğimiz var. Biz ne söz verdiysek onda dururuz. Ve hala biz seçim beyannamelerinde olsun, o dönem üç liderin gezilerde beraber yaptığı, müşterek açıklamaların hepsinin arkasındayız, duruyoruz.
SİYASET PEYGAMBER MESLEĞİDİR
DC: Konuklarımız ile önceden konuşma şansımız olduğundan, bu kadar hümanist ve dürüst olmak bana siyasette azap çektirmiştir gibime geliyor. Filiz Hanım şahane bir anne yaklaşımı ile yaklaştı ki bu kadar hümanist, dürüst bir çift…
AE: Bizim anlayışımıza siyaset ayrı, politika ayrı. Biz asla politikacı olmayacağız, olmadık. Siyaset ta tarihin kuruluşundan itibaren Peygamberlerin mesleğidir. Bir ellerinde asa vardır, bir ellerinde kılıç. Önemli olan asadır. Asa otoriteyi temsil eder. Onlar açtıkları temiz yolda herkesi çağırırlar. O yolda hiçbir şeytanlık yoktur. İki türlü siyaset, politika vardır; ya hayırlı bir siyasettir, ya şeytani bir politikadır. Türk Milleti’nin, bu bölgenin ve İslam dünyasının ve insanlığın ancak siyaseti ibadet temizliği içinde yapan insanlar tarafından yol açılabileceği kanaatindeyiz. Böyle yapılmaz ise zaten kıymeti yok, hiçbir kıymeti yok.
YENİDEN MİLLİ MÜCADELE
DC: Filiz Hanım siz siyasete ne zaman girdiniz bu evlilik kaç yıllık?
FE: 36 yıl. Aykut Bey’i tanımam dergisi ile oldu. Babam her hafta Yeniden Milli Mücadele dergisini takip ederdi. Öyle başladık. Lisede ve üniversitede Yeniden Milli Mücadele ekibi ile tanıştım. Ve beni çok etkiledi bu ekip. Bizim gençliğimiz 70’li yıllar anarşik olayların dorukta olduğu olaylardı. Tanıdığım öyle aileler var ki amca dayı çocukları. Birisi dev-sol da birisi başka bir sağ grupta ülkücü, ülkü ocaklarının başkanı. 80’de iki tarafta idam ile yargılandı. 70’lerde bir birleri ile karşılaşsalar vuracaklar. O kadar korkunç bir çatışma içinde bizim ekibimiz -Yeniden Milli Mücadele ekibi- bunun anlamsız bir kardeş kavgası olduğunu, fikrin fikir mücadelesi bazında savunulması gerektiğini, demokratik yollardan fikirlerin savunulması gerektiğini söylüyordu. İlmi Sağ, Kadroların Vazifeleri gibi bilimsel çalışmaları, yayınları vardı. Teksir çalışmaları vardı. Bize sosyoloji, tarih, akaid dersleri gösteriliyordu. Temelli bir siyaset eğitimi almaya başlamıştık. Muhafazakâr, Müslüman kesimin kızları okutulmaz iken ben üniversiteye devam eden o nadir kişilerdenim. Hukuk fakültesinde okurken diğer okullardaki kız öğrenciler ile de irtibat kurup bir kız öğrenci grubu oluşturduk. Kadınların siyasete aktif olarak katılması gerektiği düşüncesi ile büyüdüm ben.
Evlendik, çocukların büyümesi sırasında ben lisan öğrendim, Osmanlıca okuyup yazma öğrendim. Aykut Bey’in tavsiye ettiği değişik kitapları okumaya gayret ettim. Bir nevi iç hazırlık dönemi oldu. Çocuklar büyüdükten sonra Aykut Bey senin körelmeni istemiyorum, sen idealist bir insansın yazmanı istiyorum dedi. Haftalık Bayrak Dergisinde yazmaya başladım. Ama kendi ismin ile yazma. Müstear isim (rumuz) ile yaz. Benim eşim olduğun için yazıyor intibaı oluşmasın. On seneden fazla özel bir isim ile yazdım. Daha sonra toplantılarda arkadaşlar soruyorlar idi o yazar nerede? Diye. Yazdığım siyasi yazılar idi.
Siyaset bizim soframızdadır. Aykut Bey’in siyaseti bir idealizmdir, bir ekol oluşturmadır. Aykut Bey’in yaptığı siyaset bu ekolün parçalarından birisidir. Bir ahlak, bir yüksek ideal, bir büyük ülkü ekolüdür. Ve bu ekolde yetişmiş pek çok insan vardır. Ben de onlardan birisi olmaya gayret ediyorum, inşallah olmuşumdur.
İSLAMİYETLE İLGİLİ NE KADAR YANLIŞ KANILARA SAHİBİZ
DC: Ben hayretler içerisinde dinliyorum. Biz İslamiyet ile ilgili ne kadar yanlış kanılara sahibiz. Aykut Bey senin kültür alt yapın sağlam, siyaset yap, yaz demiş. Biz İslamiyet ile ilgili ne kadar yanlış şeyler biliyoruz.
FE: Benim araştırmalarımda o yönde idi, Aykut Bey de beni yönlendirdi, kaynak bulmamda çok yardımcı oldu. Gördüm ki bize anlatılan İslamiyet, bize yaşatılan, bize dayatılan İslamiyet’in orijinal kaynağındaki İslamiyet ile hiç alakası yok. Hukuk fakültesinde Roma hukuku okuduk. Daha sonra Roma hukukunun evlenme ile ilgili, aile hukuku ile ilgili bölümlerini tekrar gözden geçirdim. Daha sonra da İslam tarihi ve İslam hukukunun orijinal kaynaklarındaki yapılanma ile kıyasladım çok farklı. Mesela kadına bakış Hristiyanlıkta farklı İslam’da farklı. Feminizmi soran arkadaşlara diyorum. Eğer Batı toplumunda doğmuş büyümüş, Hristiyan olsaydım mutlaka feminist olurdum. İlk günahın ve bütün kötülüklerin anası kadın olarak görülüyor.
Bütüncül bakmak lazım. Sadece ayetlere değil, sünnete, Peygamberimizin uygulamalarına, Peygamberimizden sonrakilerin uygulamalarına bakmak lazım. Dört halife döneminde yaşanan özgürlüklerin ne zaman kaybolduğunu keşif etmek istedim. Emeviler, Muaviye zamanında başlıyor. Yezit doruk noktası. Muaviye yönetim şeklini değiştirmiş, cumhuriyetçi yapıyı, şimdiki demokrasiye çok benzeyen seçilerek gelen halifelerin yerine saltanatı getirmiş. Bu ciddi bir değişiklik.
DC: Türkiye’de iktidarda muhafazakar olduğunu iddia eden bir ekip var. Sizden çok farklılar. Ben görüşlerini ve İslamiyete bakışlarından, siyasete bakışlarına kadar her şeyin farklı olduğunu görüyorum. Bunu sormak istiyorum. Birde %10 barajı olayı… Filiz Hanım neden bağımsız aday olmadınız?
FE: Son sorunuzdan başlayayım. Aykut Bey o ihtimal üzerinde de durmayı teklif etti arkadaşlarımıza. Arkadaşlarımız bu seçimlere kendi bayrağımız altında katılalım çok istiyoruz dediler. Onun için kararımızı değişirdik. Aykut Bey’in öyle bir özelliği vardır. Bir konu üzerinde çok çalışır, çok emek sarf eder, iyi hazırlanır ama görüşlere de değer verir. 81 il ve 85 bölge var. Tamamından tam kadro katılıyoruz.
KERBELA’YI BİLMEDEN İSLAM TARİHİ BİLİNEMEZ
HB: Muaviye bir nevi cumhuriyeti kaldırdı saltanatı getirdi. Yezit zamanında Kerbela olayı yaşandı. Bu olayla ilgili yorumunuz?
FE: Kerbela olayı incelenmeden İslam tarihini bilmek mümkün değil. Kerbela olayı ile İslam’ın kaderi değişiyor. Her şeyi ile kaderi değişiyor. Eğer o devirde olsaydık mutlaka Hz. Hüseyin’in yanında olurduk. Hz. Hasan’ın da çekilmesi… Çekilme değil. Hz. Hasan da şehit, zehirlendi. Hz. Hüseyin’in çıkışı akıl almaz bir çıkış, 70 kişi ile yola çıktı ama 40.000 kişinin daveti ile yola çıktı. 40.000 kişinin mektubu var. Aklı başında, olağan üstü zeki, olağan üstü zengin, diplomatik girişimleri çok yüksek, Peygamberin torunu, asil bir insan. Hz. Hasan ile evli olan bir hanım daha sonra Hz. Hüseyin ile evleniyor. Bu hanım iki kız kardeş. Babası Hz. Ali’ye benim çok iyi yetişmiş iki kızım var, birini sana birini oğluna vermek istiyorum diyor. Bu zat İran Şahı Adil Nuşi Revan. Çok dirayetli, çok sevilen bir hükümdar. Onun ile Batı Hun Türklerinden Bumin Kaan’ın kızı. Bumin Kaan’ın torunu Hz. Hasan’ın eşi iken daha sonra vefat edince Hz. Hüseyin himayesine alıyor ve evleniyor ondan da kızı oluyor. Bu inanılmaz bir şey. Kufe halkına güvenilmez diyor dostları. Sen nasıl çıkıyorsun? Hz. Hüseyin sadece ‘zulme rıza zulümdür’ hükmünün gereği olarak, zalim bir yöneticinin İslam diyarında hükümran olmaması gerektiğine karar veriyor.
HEPİMİZ HZ. HÜSEYİN’İN YANINDA OLURDUK
HB: Siz sunisiniz. Alevi değilsiniz. Bunları duyanlar sanırlar ki alevi anlatıyor.
FE: Elbette Hz. Ebu Hanife de zulme maruz kalıyor. Devrin hükümdarına istediği fetvayı vermediği için özgür bir bilim adamı olmakta ısrar ettiği öldürülüyor. Özgür, bilimsel düşünceyi savunmak konusu Peygamber Efendimizin Sünneti. Ve Hz. Hüseyin bunu yapıyor. Eğer onun zamanında yaşasaydık hepimiz Hz. Hüseyin’in yanında olmalıydık. Peygamber Efendimiz bize iki şey emanet etti biri Kur’an’ı Kerim biri de Ehli Beyt. Peygamber Efendimizin yaşayan oğlunun olmaması da bir hikmet, saltanata dönüşmemesidir. O dönem ağır bir dönem ki Bizans’taki harem usulü getiriliyor İslam’a yerleştiriliyor. Kadınlar hareme hapis oluyor.
İSLAM MODERN ÇAĞIN DİNİ
DC: Ben sorumun cevabını ısrarla istiyorum. Bugünkü hükümet ile ilgili görüşünüzü ve İslam adı altında yapılan siyaset ve Türkiye durumu ile ilgili görüşünüzü almak istiyorum.
AE: İslam dini açık, kaynakları belli ve modern insanın dini. Çünkü Hz. Peygamber son Peygamber olarak biliyoruz ve ahir zaman Peygamberi diyoruz. Ahir zaman Peygamberi doğuşundan kıyamet kopasıya kadar bütün insanların, modern çağların resulü ve Peygamberidir. Oradan çıkarılması lazım gelir. Onun modelleri açık. Ama biz ne kadar dindarız, ne kadar dinimizi anlıyoruz, ne kadar dini hayatımıza uyguluyoruz? Mesele bu. Bir kural daha var. İslam dini daha önce gelmiş olan semavi dinlerin uzantısı, tamamlayıcısıdır. ‘Daha önceki dinleri tamamlamak için gönderdik’ diyor Allah. Orijinal İncil’de, orijinal Tevrat’ta ne yazıyor ise Kur’an’da da o yazacaktır. Hz. Peygamber ne buyurdu ise Hz. Musa da onu söylemiştir, Hz. İsa da onu söylemiştir. Aynı kaynaktan geliyorlar. Dolayısı ile biz zihnimizi temizlemeye mecburuz. Biz Kur’an ve sünnete dayanan İslam’ı öğrenmek, yaşamaya ve yaşatmaya mecburuz. Her dönemin Müslümanları dünyayı tanzim etmek, karşılaştıkları o çağın problemlerini çözmek için bir takım kurallar geliştirmişlerdir, uygulamalar yapmışlardır, düzenlemeler yapmışlardır. Bir Türk ilahiyatçısının çok güzel bir sözü var. Bütün dinlerde Musevilikte, Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta bütün Peygamberler aynı şeyi söyler. Din değişmez ama şeraitler değişir. Şeraitte her çağın, her dönemin mütefekkirleri, müçtehitleri o günün karşılaştığı toplumun problemlerini inceler ve ona bu evrensel, tükenmez kaynaklardan ilham alarak çözümler üretirler. Allah Kur’an’ı Kerim’inde insanlara değişik şeraitler gönderdiğini söylüyor. Şeraitler değişir. Şeriat kanun, nizam, düzen demektir. Ben onlardan aynısını gördüm onu devam ettireceğim safsatasına girmeyeceksiniz. Hz. Peygamber Yemen’e Hz. Muaz b.Cebel’i vali olarak gönderir iken soruyor: ‘Problemleri ne ile ve nasıl çözeceksin?’ ‘Kur’an’a bakacağım.’ ‘Orda bulamazsan?’ ‘Hadislere bakacağım, sizin sünnetinize bakacağım.’ ‘Peki, orda da bulamazsan?’ ‘O zaman kıyas edeceğim.’ Diyor. Hz. Peygamber tebessüm ediyor.
ALLAH’SIZ MÜSLÜMANLIK
HB: Damla’nın sorusu ile bağlantı… Bugünkü iktidarla… Farklı bir şey mi yapıyorlar?
AE: Çok farklı. Eğer benzerliklerimiz olsa idi ben zarar vermeyeyim derdim. Benzerlikleri bir yana bırakın. Benim endişem İslam dininin maalesef bir alay konusu haline getirilmesidir, rencide edilmesidir. Müslümanlık bu mudur? Bir hoca efendi söylüyor: Allaha şükür camilerimiz dolup taşıyor. Eskiden hep fakir fukara geliyordu, şimdi jipler geliyor diyor. Rahmetli oldu, Ömer Lütfi Mete, senaryoları olan zihni çalışan bir vatandaş. Allahsız Müslümanlık diye bir kitap yayınladı. Biz İslam’ın ahlaki değerlerini unuttuk, dünyevileştirdik. Nerde fakire olan saygımız, sevgimiz? Nerde yetime olan sevgimiz saygımız, korumamız? Nede yalana karşı koyuşumuz, nerde zulme karşı isyanımız? Her şeye evet?! Dünyada olup biten şeylere ilgini kes!? Bu Müslümanlık değil.
BAŞÖRTÜLÜLER KENDİLERİNE İHANET EDİLDİĞİNİ HİSSEDİYORLAR
DC: Bu kadar tartışılan türban meselesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
FE: Başörtüsü meselesini ortaya koyanlar, onunla iktidara gelenler şimdi arkalarını döndü. Başörtülüler kendilerine ihanet edildiğini hissediyorlar. Ben de öyle hissediyorum. Nitelikli oy istiyoruz, bu sorunu bir tek biz çözeriz diyorsunuz, anayasayı değiştirecek güce sahipsiniz ama bu konuda hiçbir şey yapmıyorsunuz. Üstelik de bunun kanun ile düzenlenmesi o kadar gereksizdir ki. Bu kişisel bir tercih. Mesela Hintli Sihler o sarık olmadan kendilerini rahatsız hissediyorlar. Sihler sarıkları ile NASA’da çalışabiliyorlar. Kişiliklerinin bir parçasıdır. İster moda deyin, ister inanç deyin, ister bir takıntı deyin ne derseniz deyin kadının kendi tercihidir.
ZİNCİRLER KIRILACAK
DC: Seçilip Meclis’e gitseniz ne yapmayı düşünüyorsunuz?
HB: Tayyip Bey bile türbanlı aday göstermedi.
FE: Göstermedi. Ama biz gösterdik, açık adaylarımız da var örtülü adaylarımız da var. Baraj öyle bir haksızlığın ifadesi ki. Bir toplantıda Sayın Başkanım şunu sordu. %9, %9, %9… Beş parti %9 oy barajına kadar geldi bir tek parti 10 barajını geçti. Ne olacak? Barajın altında kalan partilerin oyları öbür tarafa aktarılacak. %11 alan parti alacak. Burada bir şey daha var. AKP’nin oyu gerçekten %47 mi? Değil. Barajı aşamaz diye oy verenlerin yanında bir de barajın altında kalan partilere verilen oylar aktarılıyor o tarafa. Dolayısı ile barajı şöyle veya böyle geçmiş olan bir parti barajın kaldırılmasını istemiyor. Çünkü kendi oy potansiyeli artıyor. Haksız bir şekilde artıyor, gereksiz bir şekilde artıyor. Ve bu haksızlığa da göz yumuluyor. Bu büyük bir adaletsizlik. Bu adaletsizlik insan doğasına, vicdanına, ahlakına aykırıdır. Eski bir söz vardır ‘küfür ile devlet olunur, zulüm ile devlet olunmaz’ denilir. Cenabı Allah kendisine şirk koşan bir topluluğa bile bir süre iktidarda olma fırsatı veriyor. Zalim, adaletsiz, haksız uygulamalara asla izin vermez. Halkın vicdanında bu haksızlık zincirlerini kıracağına eminim, inanıyorum.
ADALET YOKSA ZULÜM VARDIR
HB: Şu anki siyasi görüşünüzü tam olarak nasıl tanımlarsınız? Ergenekon, Balyoz olaylarına nasıl bakıyorsunuz?
AE: Hakan Beyciğim, evvela dosdoğru olmak lazım. Sağa sola sapmamak lazım. Ergenekon olayı veya başka olaylar. Bizim Muhteşem Türkiye Projemizin olmazsa olmaz birinci halkası ‘Hukuk Devleti’ Telefon dinlemelerinin bu kadar yaygın olduğu, insanların bu kadar rahatsız olduğu ülkede adaleti, yargıyı baskı altına alarak, kendi bildiğinize göre oluşturduğunuz yargı vasıtası ile -bu da vatandaşın algısıdır- böyle bir ülkede adil olamazsınız. Bizim korkunuz, endişemiz adaletin olmadığı yerde zulüm olur. Adalet yoksa zulüm var demektir. Zulüm ise Allah’ın sevmediği bir şeydir. Zalimlerin zulmü olabilir. Ben bunları onun için ikaz ediyorum, uyandırıyorum: adaletsizlik yapmayın! Zulme sapmayın! Birileri söylemiyor size, ben söyleyeyim. Danışmanlarınız söylemiyor. İnsanlar ürküyor, gittiğiniz yol yanlış, doğru yola gidin, adil olun. Bir adım atın. Yargılanmayı bir düşünün Allah aşkına! Korkmayın! Ben Türkiye’nin yargılanmaktan korkmayan başbakana ve cumhurbaşkanına ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Hz Ali yargılanmaktan korktu mu? Fatih kadının karşısına çıktı ve yargılandı. Kadı Hüsrev dedi ki ‘Hangi eli kestirdin, o elin de kesilecek.’ Padişaha söylenen bu. Ve bu bizim iftiharımız. Osmanlı medeniyeti dediğimizde aldığımız yerler, feth ettiğimiz kaleler değil, bu adalettir bizi yücelten. Fatih, yargılanmayı göze alacak kadar büyük olduğu için büyük padişahtır. Ben de istiyorum Sayın Başbakan böyle büyük olsun. Sayın Cumhurbaşkanı böyle büyük olsun. Ve biz savunmasını yapalım. Lütfen bir daha böyle Yassıada kepazeliği gibi komikliklere, trajedilere düşmesin bu ülke. Yazık olur. Adalet… adalet…
MUSTAFA KEMAL GERÇEĞİ
DC: Bir izleyici Atatürk’ün İslam hakkındaki görüşleri ve hilafetin kaldırılmasını sormuş…
AE: Amerika’daki camideki değişik milletlerden Müslümanların olduğu insanlar başörtüsünü sordu. Birisi de Atatürk için ne düşünüyorsunuz dedi. Orada verdiğim cevap: sadece Türkiye Müslümanları değil yeryüzündeki bütün Müslümanlar Mustafa Kemal’e hatırlayıp hatırlayıp rahmet okumalı, dua etmelidirler. Eğer Türkiye’de insanlar rahatlıkla namazlarını kılabiliyorlar ise ve Kâbe’de Müslümanlar namaz kılabiliyor, haccedebiliyorlar ise başlıca dua etmeleri lazım gelen kişi Mustafa Kemal olduğunu, asla bütün samimiyetim ile söylüyorum asla unutmasınlar, dua etsinler. Ve Türkiye’nin en büyük kabahati Mustafa Kemal gerçeğini ne Türkiye’ye ne de İslam dünyasına ne de dünyaya anlatma konusunda ki zafiyetidir. Bunu yapabilirsek çok mükemmel bir iş yapmış oluruz.
DC: Hilafetin kaldırılması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
AE: Hilafet kaldırılmış nereye gitmiştir? Hilafetin bütün emanetleri Türkiye’de midir? Evet. Mustafa Kemal diyor ki: Hilafet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir. Diyor. Bu kadar.
HB: Şeyh Edebali’nin soyundan mı geliyor soyunuz?
AE: Evet. Rivayet olarak bizim bildiğimiz bu. Şeyh Edebalı’nın soyundan gelir. Türkiye’nin muhtelif yerlerinde de Edebalı soyadını taşıyanlar var ama daha çok Afyon Sandıklı’da yoğunlaşmış vaziyette.
DC: Çocuklarınızdan siyasete ilgi duyan var mı?
FE: Onlar siyasetin hep meşakkatli taraflarını gördüler. Bizim partimiz devlet yardımı alan bir parti değil. 1984’te kurulduğundan bu yana bütün Türkiye’deki arkadaşlarımız hep birlikte, Aykut Bey gelirinin büyük bir kısmını buraya aktarıyor, üye aidatı ve halk desteği ile ayakta duran tek partidir. Holdinglerin bile dayanamadığı partiyi kapattığı bir dönemde bizim partimiz halkın desteği ile ayakta duruyor ve eksiksiz 550 milletvekili adayı ile seçime giriyor.
ALEVİ-SÜNNİ AYRIMI NASIL OLUŞTU
DC: Zorunlu din dersleri hakkındaki görüşünüz soruluyor.
AE: Dinin getirdiği ahlakı bizim mutlaka öğrenmemiz lazım. Öğrenirsek bir yığın yanlışlığın nereden kaynaklandığını anlamak imkânına sahip oluruz. Din dediğiniz sadece abdest almak, namaz kılmak olan bir ritüeli kastediyor isek bunun hiçbir anlamı yoktur. Bu yeterli de değildir. Din bu da değildir. Dine baktığımızda buna füruat denir. Dinin aslı ahlaktır, hikmettir, dinin temellerini öğrenmektir. Bunları öğrenmiyorsanız, ibadetler ile yetiniyorsanız bir sonuca varmak mümkün olmaz. Dine hepimizin ihtiyacı olduğunu görerek talep üzerine, bir mecburiyeti de kaldırmalı, isteğe bağlı olmalıdır. Zaruri olmamalıdır. Ben tarzına karşıyım. Bugünkü din eğitimi ile bir yere gidebildiğimiz kanaatinde değilim. Sadece namaz kılmak, abdest almak, bazı şeyleri öğrenmekle din öğrenilmiş olmaz. Dinin aslı öğrenilmeli, ruhu öğrenilmeli, dindarlık öğrenilmeli. Buna da alevi vatandaşın itiraz etmeyeceği gibi suni de o. Bu ayırımların da bir anlamı yoktur. Hz. Ali’yi sevmeyen, baş tacı olarak görmeyen bir kişinin Müslüman olması mümkün değildir ki. Biraz daha ileri gideyim insan olması mümkün değildir.
FE: Beni hayrete düşüren de bu alevi suni ayırımı nasıl oluştu? Şeyh Edebali’den bahsediyoruz. Anadolu Moğol istilasına uğradığında Şeyh Edebali Ahi Evran’ın ahilik teşkilatı ile birlikte Moğol istilasına karşı duruyorlar. Bir çatışmayı kaybettikleri için Osmanlı topraklarına geliyorlar batıda uç, serhata yerleştiriliyorlar. O zamanın sivil toplum örgütleri Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran bunlar bir birinden ayrılmaz bütünler. Rumeli’nin, Trakya’nın, Balkanlar’ın fethinde Alevilik Müslümanlığın değişik ve rahat yorumu olarak büyük hizmetler yapıyor.
DC: Nebahat Hanım göndermiş. ‘Şimdiye kadar gelmiş geçmiş parti liderleri ve eşleri içinde bu kadar donanımlı bir çifte rastlamamıştım. Bir umman, bir derya, bir asuman terimleri tanımlamada yetersiz kalır. Hasret kaldığımız, çok ender rastladığımız bu önemli şahsiyetleri kaybetmeden insanlık olarak kıymetlerini bilelim, çok geç kalmadan ülke yönetimini teslim edelim, onları izleme imkânı buldum diye Cem Tv’ye teşekkür ederim’ diyor.
HB: Sizin partiden mi?
FE: Maalesef değil. Hanımları özellikle yakından tanıyorum. Hanımlar ev işlerinin dışında da bir meşgale bulmaları gerektiğini söylüyorum. Ortaokuldan başlayıp üniversiteyi bitiren arkadaşlarımız var. Siyasi partiler arasında en fazla kadın aday bizde. Üçte birinden fazla. Bunlar akademisyen, doktor, hukukçu.
SÜNNİ İMAMI AZAM HZ. ALİ’NİN ÇOCUKLARINA BAĞLI
AE: Alevi-Sünni meselesinde biz nerdeyiz? Bu işin başında nerde idiler belli. Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’in dönemini bir tarafa bırakalım. Suni dediğimiz fıkıh mekteplerinin başında İmamı Azam gelir. İmamı Azam Şehit Kanaat önderidir. Sünni ve bağlandığı hukuk mektebinin kaynağı Hz. Ali olan ve Hz. Ali’nin çocuklarından birine biati olan bir büyük zattır. Hanefidir ve zamanının Hz. Ali çocuklarından birisinin bağlısıdır; zekâtını, bağlılığını ona göndermektedir vaazlarını öyle yapmaktadır. Ve Abbasi saltanatına prim vermemek için onların kadısı olmamıştır. Yargıtay başkanı olmamıştır, adalet bakanı olmamıştır, kırbaç altında dövüldüğü halde Abbasilere hizmet etmemiştir. Çünkü Hz. Ali’nin çocuklarından birine bağlıdır. Nerde Sünni, alevi nerde. Hanefi imamı İmamı Azam büyük imam, büyük alim, büyük müçtehitten daha üstün bir Sünni gösterebilir misiniz? İşte buyurun Sünni bağlı olduğu kişi, uğrunda hayatını feda ettiği kişi; Hz. Ali’nin çocuklarından biri. Ehli Beyt’ten biri siyasi bir harekete girmiştir, İmamı Azam diyor ki ‘çıkışı, hareketi dedesinin Bedir Savaşı kadar mukaddestir, muhteremdir’ diyor. Soruyorlar ya imam filanı nasıl biliyorsunuz? O vaktin halifesidir diyor. Vaktin devlet başkanıdır, ona inanılmalıdır, ona biat edilmelidir.
DC: Siyasi parti genel başkanlarının üslupları hakkında ne dersiniz?
AE: Eskiler ‘üslubul beyan ayniyle insan’ derler. Konuşmanın üslubu, konuştuğunuz tarz kalitenizi ele verir. İsteriz ki Türk siyaseti seviyeli bir hale gelsin. İnsanların rahatsız olacağı, sonra pişman olunacak sözcükler kullanılmasın.
DEVLETİ DEVLET HALİNE GETİRECEĞİZ
DC: Son mesajlarınızı alabilir miyiz?
AE: Vaatler manzumesi sıralamak istemiyorum. Türkiye’de açta, açıkta, yoksun, tahsilsiz, eğitimsiz hiçbir insanın kalmaması, bütün vatandaşların mutlu olmasını hesaplayan bir program, vaatler zincirini çoğaltabilirim. Ama üzerinde ısrarla duracağım şey bunun nasıl olacağıdır. Millet Partisi diyor ki devleti, devlet gibi devlet haline getireceğiz, anayasadaki görevlerini yerine getirir hale getireceğiz. Birinci işimiz bu. Devleti devlet haline getirmedikten sonra ortaya konan vaatlerin gerçekleşmesi tesadüflere kalmıştır. Biz siyaseti tesadüflere bırakmayalım diyoruz. Devleti söylediğimiz donanıma ulaştıralım, devleti devlet gibi devlet haline getirelim. Ve anayasada yazılmış olan özelliklere bir an evvel kavuşturalım; milli, demokratik, sosyal devlet haline Türkiye’yi derhal getirelim. Devletim devlet haline geldikten sonra Türkiye’de ne aç kalır ne açık kalır ne de komik, çılgın projelere ihtiyaç kalmaz.
Çılgın proje deyince, herhalde bu projenin açıklanmasını Tayyip Bey’in düşmanları veya sevmeyenleri sipariş etti. Bir insanın çılgın olması kadar kötü bir şey yoktur. Bir insanı kötülemek için akla gelebilecek en kötü laf budur. Haşmetli olur, güzel olur, mükemmel olur, muazzam olur veya muhteşem bile olur. Diyebilirsin yani. O proje yeter ki iyi bir şey olsun. Proje üzerinde durmak istemiyorum. Ne kadar tatlı, güzel, hayırlı laflar söylenecek olursa olsun bunların sayısını artırabiliriz, çoğaltabiliriz de. Ama ben temeli söylüyorum gelin Millet Partisi’ni destekleyin. Oyumuz kaybolur endişesi zalimane bir yanılgıdır. Vatandaşlarımın korkusuzca hangi partiyi istiyorlar ise onu desteklemelerini istiyorum. Millet Partisi bu talepleri gerçekleştirecek, milli iradenin gerçek temsilcisi olacak olan partidir. Millet Partisi’ne imkân verin ki Millet Partisi devletimizi devlet haline getirsin. Bu olur ise Muhteşem Türkiye gerçekleşir. Söylediklerimiz gerçektir, tarihi gerçeklere dayanmaktadır. Misali üzerinde yaşadığımız vatandır, iftihar ettiğimiz büyük İslam medeniyetidir. Bu ne kadar gerçek ise söylediğimiz projeleri de gerçekleştirme imkânımız da öylesine gerçek olacaktır.
HB: şimdi de sizin son sözlerinizi alalım
FE: Hanımlara çok değer veren bir parti bizim partimiz. Çok mesafe aldık. Aykut Bey onları çağırdığında kucaklarında bebekleri ile geldiler. Ciddi bir toplantıda ortada çocuklar oynuyorlardı. Bazıları rahatsız oldu Aykut Bey dedi ki ‘eğer onlar bu gün burada değillerse yarın yanınızda olmazlar’. Gerçekten de öyle oldu 20 sene önce bebek olanlar artık bizim genç arkadaşlarımız.
AE: Hz. Peygamber Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendimizi sırtında taşıyor ve namaz kılıyordu.
HZ. HÜSEYİN’İN KERBELA’YA NİYE GİTTİĞİ ÖĞRENİLDİĞİNDE DEMOKRASİ KAZANIR
HB: Kerbela’da Hz. Hüseyin’in başını keserler Zalim Haccac Yezit’e götürür. Elinde bir çubuk kesik kafaya dürtmeye başlar. Peygamber döneminde yaşamış olan birisi ‘o dürttüğün dudaklar Peygamber’in torununun dudakları dokunma o dudaklara’ der
AE: Onları öpüyordu der
FE: Onu söyleyen Hz. Hüseyin’in ablası Zeynep. Annesinden vasiyet almış Hüseyin’i hiç yalnız bırakma diye. Eşini Mekke’de bırakıp tek başına geliyor. Yanında da Hz. Hüseyin’in kızı Sükeyne var. Annesi bahsettiğim Bumin Kaan’ın kızı olan. Onu Zalim Haccac’ın yanındaki askerlerden biri cariye olarak istiyor. Öyle olunca Zeynep Hanım isyan ediyor. Diyor ki ‘seni gök gözlü Hind’in torunu zorla Müslüman edilmiş büyük annenin intikamını mı alıyorsun, Peygamberin huzuruna ne yüzle çıkacaksın. O dudakları öptüğünü görmedin mi’ diyor. Onun üzerine ağlayarak bütün ganimetleri teslim ediyorlar, örtülerini iade ediyorlar çünkü esir muamelesi görüyorlardı.
AE: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Hz. Hüseyin’in Kerbela’ya neye gittiğini düşündüklerinde demokrasiye olan bağlılığı, vatandaşların davetine olan sevgisi sebebiyle kendisine saldırılacağını bilmiş olmasına rağmen Hz. Hüseyin’in o çıkışının hepimize rehber olmasını diliyorum.
FE: Ben Türk hanımlarından Hz. Zeynep’in ve Sükeyne’nin metanetini ve cesaretini bekliyorum. Yezit’e dünyayı dar ettiler. Hz. Zeynep’in mezarı bilinmiyor. Sürgünden sürgüne gönderildi.
AE: Türkiye’nin tek parti vesayetine dönüşmesine mani olmak için herkes gerekeni yapmalıdır.
DC: Konuklarımıza bu zevkli sohbet için teşekkür ediyoruz.
FE: Biz çok teşekkür ederiz.
ÇÖZGÜ: MEHMET ALİ KÜÇÜKGÜZEL