Edibali; “Ebu Zehra ehlisünnetin dört büyük imamını anlattığı kitabında kaynaklarına dayanarak İmamı Azam’ı anlatıyor. İmam’ı Azam Hz. Ali’nin o çağda yaşayan çocuklarına bağlıdır, bu müsellem bir hadisedir…
Cem Tv’de Hacim Sultan Dergâhı’ndan bahsedildi. Benim doğum yerim Sandıklı… Dayım beş vakit namazında, son derece gayretli, Sünni’dir, çıkmadıkları yer Hacim Sultan Dergâhı’dır. Sandıklı Yunan işgaline uğradığında ilk bastıkları yerlerden biridir bu dergâh. Anlaşılıyor ki Şeyh efendi Kuvay-ı Millîye ile irtibatlıdır.
Bu dergâha Sünni namaz kılan insanlar da gider, Alevi vatandaşlar da gelir. Kaynaşmıştır oradaki insanlar. … Kimi ayırıyorsunuz Alevi Sünni diye? Allah bir yapıyor, Resulullah bir yapıyor, akıl bir yapıyor siz bir şekilde ayırmak istiyorsunuz. Menfaatiniz var ayıracaksınız?! Bu millet aklını başına alacak, dinini hatırlayacak, dinin nasıl evrensel bir din olduğunu bilecek ayrılmayacak, kaynaşacak…
Millet Partisi Genel Başkanı Aykut Edibali 23 Mayıs’ta Cem Tv’nin konuğuydu. İşte damak tadında sohbetten yazıya yansıbilenler…
Hakan Bayrakçı: Hoş geldiniz Sayın Aykut Edibali ve eşleri Sayın Filiz Edibali.
Damla Cercisoğlu: Hoş geldiniz.
ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ, MASUNİYETİ İHLAL EDİLİYOR AMA…
HB: Gidişatı nasıl görüyorsunuz?
AE: Ümit fakirin ekmeği derler. Tablo hele kaset skandalları vs. insanı rahatsız ediyor, üzüyor. Türk siyasetinin kalitesi konusunda ipucu veriyor. Siyasette kanun ve ahlak dışı yollarla elde edilmiş olan bilgilerin kullanılması son derece çirkindir, yanlıştır. Bu yol açılmamalı. Açıldıktan sonra da iş olacağına varıyor. Türk halkının hassas olduğu değerlere hiç kimse kulak ardı edemez. Mecburen de iş doğasına uygun olarak ilerliyor. Keşke olmasaydı. Deniz Baykal zamanında da siyaset sahnesinde ciddi bir operasyon yapıldığını gösteren işaretler alındı. O operasyonun nasıl gerçekleştirildiğini bilmiyoruz. Türkiye Cumhuriyetinin bir devlet olarak vatandaşlarımızın tümünün mal, can, özel hayatının gizliliği gibi anayasada ilan ettiğimiz temel haklar vardır. Bunları garanti etmesi lazım geliyor. Senelerden beri görülen bir şey vardır ki özel hayatın gizliliği, masuniyeti ihlal ediliyor sık sık.
Hz. Ömer duymuş ki bir evde uygunsuz şeyler oluyor. Haber vermeden o haneyi basmış. Oradaki şahıs Ömer’e ‘benim bir kabahatim olabilir, ama sen iki kabahat birden işledin. Birincisi haneme izinsiz girdin; devlet başkanı olman sana bu hakkı vermez’ diyor. Hz. Ömer özür dileyip ayrılıyor. Bu medeniyet insan hak ve hürriyetlerine son derece duyarlı bir medeniyettir. 21. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları ister siyasi olsunlar ister olmasınlar özel hallerinin devlet tarafından korunmasının sağlanmadığını tespit edeceklerdir. Bu bütün vatandaşları üzecek bir hadisedir.
İşlenmiş olan suçun ağırlığı, ailevi, mahrem söylenemeyecek, anlatılamayacak ölçüde rahatsız edici, aileyi rahatsız edici, insanı mahcup edici, yüz kızartıcı bir eylem idiyse bunu da sineye çekmek, bu konuda suskun olmak da söz konusu değil. İki şeyi birbirinden ayırt etmemiz lazım. Bunu Türk siyaseti için ciddi, silinmesi zor bir leke olarak görüyorum.
KOMPLO TEORİLERİ ÇIKARMAK DOĞRU DEĞİL
DC: Bu bir hükümet komplosu olarak konuşuluyor. Ne dersiniz?
AE: Elde müspet bir delil varsa söylenmeli. Ben bir hukukçuyum, aynı zamanda bir bilim adamıyım. Bu konuda elimde sağlam bilgi yoksa, yok, spekülasyonda bulunmak istemem. Ben olayın ahlaki bakımdan doğru olmadığını, yanlış olduğunu ve Türk siyasetine bu lekenin sürüldüğünü söylemek istiyorum. Bu konuda bütün iktidarların bir görevi olduğunu söylüyorum. Sadece siyasetçilerin değil, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının özel hallerinin, korunması lazım gelen mahremiyetlerinin ne olursa olsun korunması gerekirdi diyorum. Söyleyeceğim budur. Buradan bir itham… Hayır! Buradan spekülasyon yapmak, komplo teorileri çıkarmanın doğru olmadığını düşüncesindeyim.
HUKUK İŞLEMELİ
DC: MHP’nin Meclis’e girememesi durumunda Türkiye’deki dengeleri nasıl etkiler?
AE: Mevcut seçim kanunu sebebi ile bu komplolara sanki gerçeklik kazandıracakmış gibi gelebilir. Eşya boşluk kabul etmez. Başkaları tarafından doldurulacaktır. Kendi düşen ağlamaz. Adaletsiz ve tarafsız olmak istemem ama hayatın gereğidir bu. Siz bu gerekleri yerine getireceksiniz. Konunun içine girmek doğru değildir. Kanun, ahlak dışı yollarla elde edilmiş bazı bilgiler vardır. Politikacılar ruhban gibi mi yaşamalıdır? Gereğini yerine getireceksiniz kardeşim.
DC: Bana yansıtılmadığı sürece karşıdakinin özel hayatı beni ilgilendirmemeli…
AE: İlgilendirmemelidir. Özel hayata saygı duymalıyız. Ama bu kamusal bir meraktır. İMF Başkanının skandalı anormal bir şey ama örnek bir şeydir; hukuk çalışıyor, yaşıyor. Biz de Türkiye’de yaşatalım. Demek dediğim budur. Bir hukuk devleti olması lazım Türkiye’nin ve bu çalışmalıdır.
HÂLÂ GİZEMİNİ KORUYOR
DC: Miting meydanlarındaki üslup konusunda ne diyorsunuz?
AE: Üsluba girmeden evvel benim ve vatandaşlarımızın anlayamadığımız bir konuyu ifade etmek istiyorum. Sayın Baykal’ın olayında Sayın Başbakan -çok iyi hatırlıyorum çünkü onu yazdım- 4-5 gün bu konu üzerinde durmadı, hatta koruyucu bir tavır takındı, dile dolanmaması konusunda partisine de talimat verdiğini biliyorum. Yayınlandı, bu konuyu konuşmayacaksınız diye. Ama ne olduysa o 4-5 gün içerisinde bir şeyler oldu; Sayın Başbakan bizzat getirdi konuyu: Biz bir muhafazakâr partiyiz, aile değerleri sarsılmasına izin veremeyiz, filan. Birden bire döndü. O zaman neler döndüğünü iyi bilmek lazım. Türk Milleti’ne neyin döndüğünün anlatılması lazım. Ve bundan sorumlu olan da Sayın Başbakandır, iktidardır. Türkiye vatandaşlarının mahremiyetlerinin güvencesi devlettir. Devletin başı da iktidardır, bunu koruyacaktır, kim saldırıyorsa onu ortaya koyacaktır. O araştırmalar bir yere kadar götürüldü, bazı sitelerde çıktı, bazı devlet isimleri telaffuz edildi; İsrail, Amerika gibi sonra iş bitti. Hâlâ açıklanması gereken gizemlerle dolu, açıklanması lazım… Mitinglerde daha seviyeli, seçici davranılabilir…
MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK ‘MUHTEŞEM TÜRKİYE’ İLE GERÇEKLEŞİR
HB: Millet Partisi’nin siyasi görüşü, bakışı nedir?
AE: Türkiye’nin en önemli meselesi ‘Milli Birlik ve Kardeşlik’ meselesidir. Buna ‘Güneydoğu, terör veya Kürt meselesi, hangisini derseniz deyin’ demişti Sayın Gül. Ben ‘Milli Birlik Kardeşlik ve Demokrasi Meselesi’ demeyi yeğliyorum ki doğrusu budur.
Bunun çözümü için de teker teker önemli ve hayati meseleleri bire birer ortaya koymak yerine, biz bu meseleleri nasıl çözeceğimizi ortaya koyduk. Bu meselelerin çözümü için temel tespitleri, ölçüleri ve metotları ortaya koyduk. Ve bunun adına biz “Muhteşem Türkiye” projesi dedik. Ölçüler bunlardır. 2023 projesinin dayandığı temeller, ölçüler nedir? Bunlar tamamen meçhul. Bir proje olması için evvela temel prensiplerini, metodunu, ara hedeflerinizi ortaya koyacaksınız. Allanıp pullanıp dendi ki İstanbul’a iki şehir daha ilave edilecek, bazı operasyonlar yapılacak. Dedim ki neye adına çılgın proje diyorsunuz? Temeline bakalım, çılgınlık iyi bir şey değil ki, hakaret için söylenir bu. Dedik ki çılgın kelimesi Türkçe’de hiç iyi bir kelime değil istiyorsanız biz ödünç olarak Muhteşem Türkiye Projesi’nin ‘muhteşem’ ismini geçici olarak verelim. Sağ olsunlar çılgını silmişler ‘muhteşem’ diye yazmışlar. Sevindirici, hiç olmazsa bazı kelimeler etki edebiliyor.
Biz ‘Muhteşem Türkiye’ kelimesini 1998’de ortaya koymuşuz. Ben sadece bu konunun ilk kaynağı değilim. Türkiye’de pek çok kullanılan kavramların ilk ortaya koyucusu biziz. Tevazu iyi bir şey ama bir yerde de ortaya koymak lazım. Mesela bugün tekrar basılmak için üzerinde durduğum kitap: Milli Mücadelede Kadroların Vazifeleri isimli kitaptır. Siyasette rehber bir kitaptır. Pek çok milletvekili arkadaşın, pek çok akımın, milli ve manevi değerlere bağlı insanların el kitabı olmuştur. Pek çoğunun hocası biziz yani. İsim isim saymayacağım, muhafazakâr, milliyetçi denildiğinde kimler varsa, aklınıza kimler geliyorsa onların her birinin metot olarak okuduğu kitap Milli Mücadelede Kadroların Vazifeleri kitabıdır. Şimdi onu yeniden bastırıyoruz. Dolayısı ile 1998’dir “Muhteşem Türkiye” projesinin isminin ortaya konması. Yıllardan beri de üzerinde çalıştığımız projedir.
‘MUHTEŞEM TÜRKİYE’ PROJESİ
DC: Neleri içerir ‘Muhteşem Türkiye’ projesi?
AE: Türkiye ne yapmalı da 15.- 16. asırda bir asrı ‘Muhteşem Türkiye’ asrı yapan yükselişe yeniden bilimsel olarak varabilir. Onun için dünya tarihinin en önemli, büyük ve gerçekten insanların bir medeniyet harikası olarak gördükleri dönemler incelenmiş, onların kanuniyetleri tespit edilmiş ve bunun için en azından dört tane kitap yazılmıştır. Neşredilmiş, tartışılmış ve pratik hale getirilmiştir. ‘Muhteşem Türkiye’ projesi beş temel öğeden oluşuyor. İnsanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük dönemi Asrı Saadet dediğimiz dönemin tarihsel, kültürel ve ekonomik analizine dayanıyor. Türkiye’de muhteşem bir yüzyıl yaşamak istiyorsanız; fakirliğin ortadan kaldırıldığı, sürekli büyüyen, adil, dürüst, her köyde Yunus Emre büyüklüğünde velilerin olduğu, herkesin zengin olduğu kerim devlet olmalı. Bunları gerçekleştirecek olan bir hamlenin olabilmesi için sizin bir medeniyet projeniz olması lazım. Biz bir medeniyetten bahsediyoruz. Türkiye’de tek bahseden de biziz. Eğer siz başka medeniyetlerin kopyası ile yetinirseniz hiçbir şey olamazsınız. Kendi medeniyetinizin diriltilmesi lazım diyoruz. O kendi medeniyetiniz barış medeniyetidir. Nasılını da söylüyoruz. Çağın en ileri hukuk devleti olacaksınız. İnsan hak ve hürriyetlerinin yaşandığı bir devlet olacaksınız. Üçüncü sınıf bir hukuk devleti olmaktan kurtulacaksınız. Kimse kimseyi sorgusuz içeri atmayacak. Basılmamış kitap yazdı diye kodese atılmayacak. Dünya üzerindeki hukuk usulü ve aslı ve metodu nasıl uygulanıyorsa, çağdaş hukukta ne varsa siz onu iktisap edeceksiniz, yaşatacaksınız ve yaşayacaksınız.
ATATÜRK TÜRK MİLLETİ’NİN DEĞERİDİR
DC: Bu kadar basın mensubunun tutuklu olmasına ne diyorsunuz?
AE: Onun için diyorum üçüncü sınıf bir hukuk devleti Türkiye için ayıpların en büyüğüdür. Bu taraf olmak değil. Asla! Sevmediğiniz insanlara adalet yapacaksınız, sevdiklerinize zaten iltimas yaparsınız. Önemli olan sevmediğiniz, sizden olmayan kişilere adaleti esirgemeyeceksiniz.
HB: On yıllardır milliyetçi muhafazakâr duruşunuz vardı, son 5-6 yılda Atatürk, cumhuriyet prensiplerinden, bu temel çizgilerden de önemli renkleri alarak milliyetçi muhafazakâr duruş tablosunun resmini tamamladınız. Bu bir dönüşüm müydü, böyleydi de anlaşılmıyor muydu?
AE: İsabetli bir soru. O konular, Türkiye’nin geçirdiği 20-25 sene içinde öne çıkarılmış, halkın temel müzakere konuları oldu ve tereddüt konuları oldu. Türkiye toplumundaki bir nevi yol ayırımını ortaya koydu. İnsanların kavga ettiği, çatıştığı alanlar oldu. Dolayısı ile o anlarda biz duruşumuzu daha netleştirmek mecburiyetinde idik.
Yıllar öncesini hatırlatmak istiyorum. Atatürk’ün yanlış anlatılması, Mustafa Kemal’in çok yanlış anlatılması, kavga konusu haline getirilmesi söz konusu idi. Hâlbuki bu bizim milli kültürümüzün temel değerlerinden biri olmalıydı ve anlaşılmalıydı. Eğer İslam dışı bir şey ise açıkça bunu söylemeliydik, yüzleşmeliydik. Bir 10 Kasım’da Konya’da Atatürk’ü anlattım yıllar evvel. 91-92 filandır. Dediler ki bazı Atatürkçü çevreler On Kasım’ı biz kutlarız size ne oluyor? Gibi sataşmalar oldu. Dedim ki Atatürk Türk Milleti’nin bir değeridir. Atatürk’ün İslam açısından evvela değerini bir görün. İslam dünyasında Atatürk’ün değeri, Fatih’ten sonra İslam rönesansı çabasını yapan ikinci zattır. Atatürk gazidir, gazilik büyük bir unvandır. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının şunu düşünmesi lazım gelir. Eğer Türkiye’de insanlar namazlarını gönül huzuru içinde kılabiliyorlar ise, camilerin açık olması sağlanabiliyor ise, Yunanistan’daki, Bulgaristan’daki gibi değilse gerçek Müslüman buna sebep olan kişi ve kişilere Allah rızası için dua göndermeli, Fatiha etmeli, dinime yapmış olduğu bu hizmet sebebi ile demeli, bu zata saygı, sevgi duymalıyım demeli. İyi bir Müslüman’ın şartı budur. Türkiye’nin İslam dünyasına anlatabileceği önemli bir değerdir. Sağlık sebebi ile yaptığımız Amerika seyahatinde Müslümanların bir camisinde bana Mustafa Kemal soruları soruldu. Gördüm ki Türkiye İslam dünyasına Mustafa Kemal’in ne olduğunu anlatmış, anlatabilmiş değil. Anlatabilirse bu Türkiye için, Ortadoğu ve İslam dünyasına açılımın temel taşı olur.
HB: Biz doğru dürüst Atatürk filmi bile çekemedik. Libya finanse etti Ömer Muhtar’ı çekti…
AE: Libya dediniz. Biz oraya üç adam göndermişiz. Bu devletin en sıkışık zamanlarında göndermişiz. Gidenlerin biri daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin başkumandanı olacak Sakarya Zaferi’ni kazanacak olan zat; Mustafa Kemal’i göndermişiz, Saidi Nursi’yi göndermişiz. Oradaki insanlara İtalya’nın orayı işgal etmemesi lazım geldiğini anlatıyor bu insanlar. Libya dediğiniz topluluğun ayakta kalmasını sağlayan bunlar. Ömer Muhtar iyi bir adam. Ömer Muhtar bu üç büyük zatın yetiştirdiği gerilla liderlerinden sadece birisi kardeşim. Yapmayın bunu Allah aşkına! Bunu öğretin, anlatın.
AVRASYA ANAYURDUMUZUN BEŞİĞİ
DC: Bir soru var. Avrasya projeleri nedir, küresel politikaları var mı? Günümüz gençliğindeki ahlaki çöküntü hakkında ne düşünüyorsunuz?
AE: Avrasya anayurdumuzun beşiği. O coğrafya ile maddi manevi ilişki kurmamız lazım. Maalesef Sovyet Rusya’nın 90’ların başlarında çöküşü sırasında hazırlıksız yakalandık. O dünyaya karşı görevlerimiz nedir bilemedik. Yapabildiğimiz sadece Türk dünyası liderlerini örs etrafında toplayıp demir dövdük. Yapılması gereken başka şeyler vardı hâlâ da var. İhsan Sabri Çağlayangil hatıratında yazıyor. Mustafa Kemal’e ‘Atam bize bir ideal söyle, bize bir ülkü ver’ demişler. Rahmetli Mustafa Kemal bir haritaya çağırıyor gençleri ‘Şu haritaya bakın sizin gibi aynı soydan, dinden olan kardeşleriniz yaşıyor, onlarla irtibat kurun, bir süre sonra bu Sovyet İmparatorluğun çökeceğini bilin ve o günlere hazırlık yapın. Sizin milli idealiniz bu olmalı’ diyor. Türk siyaseti bunu takip etmeliydi hâlâ görevi bu olmalı. Bizim o dünyaya yapacağımız maddi manevi hizmetler var.
Bazıları diyor ki Türkiye 70 milyon. 70 milyon değil esası itibari ile. 250 milyon farz edelim. Bu büyük bir iştir. Hangi dışişleri bakanlığı bu görevi yapıyor acaba? Bizim yapmamız gereken Türkiye Türkçesi’ni bütün dünyanın standart lehçesi haline getirebilir miyiz? Türkiye’de çıkan bir gazetenin trajı 200 milyon olacaktır ve Türkiye kendi büyüklüğünün farkına varacaktır o zaman. Yöneticiler evvela Türkiye’nin büyüklüğünü idrak edeceklerdir, medeniyet, coğrafya, din, dil boyutu var. Dilinizin değerinden haberiniz yok, coğrafyanızdan haberiniz yok. Bu iki değeri idrak ettiği an Türkiye devleşecektir. Amacı da barış medeniyeti olacaktır. Çağın ve dünyanın yeni bir barış toplumu kurmaya, barış medeniyetine ihtiyacı var.
SENİN BİR DERDİN VARSA O BENİM DERDİMDİR
DC: Önünüzde bir kitap görüyorum. Adı “Milli Birlik ve Doğu Meselemizin Çözüm Esasları” Biraz kitabınızdan bahsedebilir misiniz?
AE: İlham kaynağı sağ olsun Sayın Cumhurbaşkanı’dır. ‘Hangi tarzda söylerseniz söyleyin Türkiye’nin en önemli meselesi; milli birlik, demokrasi veya Güneydoğu meselesi veya terör veya Kürt meselesi ne derseniz deyin’ diyordu. Ben bunları mesele olarak almıyorum, vatandaşlarım da öyle görsünler. Bir empati meselesidir. Eğer senin bir derdin varsa o dert benim derdimdir. Güneydoğu Anadolu’da olsun Doğu Anadolu’da olsun dininden, dilinden, kültüründen, ekonomisinden şikâyetçi olan ülkenin hangi vatandaş varsa onun meselesi bizim meselemizdir. Bu meseleyi inkâr değildir. Sayın Başbakan inkar edenler var falan diyor… İşin erbabı o meseleyi çözer. Eğer bir terslik, yanlışlık yoksa o mesele çözülür. Başkaları için dev meseledir. O işin erbabı, o işi bilen, ustası olan kişiler için ise mesele değildir. Dağ ne kadar yüce olursa olsun yol üstünden aşar.
TARİH ŞUURUNA SAHİP DEVLET ADAMLARINAİHTİYAÇ VAR
DC: Bu konu ile ilgili soru var. Avrupa bütünleşmeye çabalarken Alevileri ayrı bir dinden, Kürtleri ayrı bir milletten sayma gayretlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
AE: Bir facia olarak alıyorum. Dünyada akıllı, tarih şuuru olan milletler ve topluluklar farklılıklarını ortadan kaldırdılar, saygı içinde büyük topluluklar haline geliyorlar. Avrupa yüzyıllar boyu din, mezhep, dil kavgaları yapmış olan bir topluluk, beraber olacağız deyip entegrasyon yapıyor, topluluk olarak karşımıza geliyor. Amerika gözümüzün önünde bir örnek. Rusya yıkıldı filan derken kendini derleyip toparladı o imparatorluğu yeniden oluşturdu. Bize bir derstir. Asırlar boyu bir olmuş unsurlarımızı elemanlara ayırmak, ayrıştırmak istiyorlar. Dilden mi, dinden mi, mezhepten mi girseler? Sahipsiz olan vatanda ayrıştırma cereyanları çoğaltılıyor. Türkiye’nin gerçek sahipleri hangi etnik ve dini kökten gelirlerse gelsin her biri diğeri kadar önemli, diğeri kadar büyük ve kıymetli olan bu insanlar birliklerinin önemini anlayacaklar, ayrılmaz birliklerini kuracaklar ve diyecekler ki: Saksonlar neredesiniz, Angıllar neredesiniz, Brötonlar neredesiniz, İrlandalılar neredesiniz dediği zaman, bir İrlanda meselesi dediği zaman Türkiye, Avrupa telaşa girecek. Onlar o zaman filan falan mesele diye Türkiye’ye burunlarını sokmayacaklar. Bu bir şuur meselesidir. Önce hükümetlerin, devletlerin bu şuur içinde olması lazım gelir. Türkiye’yi eczalarına, unsurlarına, elemanlarına ayrıştırmayacak kadar Türkiye’nin bütünlüğünün idraki içinde olan, tarih şuuruna sahip olan devlet ve hükümet başkanlarına ihtiyaç vardır.
KİMİ AYIRIYORSUNUZ ALEVİ-SÜNNİ DİYE?
İmamı Azam’ı anlatan kişi Ebu Zehra’dır. Ebu Zehra ehlisünnetin dört büyük imamını anlattığı kitabında kaynaklarına dayanarak İmamı Azam’ı anlatıyor. Hz. Ali’nin o çağda yaşayan çocuklarına bağlıdır, bu müsellem bir hadisedir. Cem Tv’de Hacim Sultan Dergâhı’ndan bahsedildi. Benim doğum yerim Sandıklı. Dayım 10-15 sene önce anlattı, gittikleri tekkedir bu. Dayım beş vakit namazında, son derece gayretli, Sünni’dir, çıkmadıkları yer Hacim Sultan Dergâhı’dır. Sandıklı Yunan işgaline uğradığında ilk bastıkları yerlerden biridir bu dergâh. Ve komite aramışlardır. Anlaşılıyor ki şeyh efendi Kuvay-ı Millîye ile irtibatlıdır, ağır işkence görmüştür, bütün hayatı da o sakatlıkla sıkıntıyla geçmiştir. Bu dergâha Sünni namaz kılan insanlar da gider, Alevi vatandaşlar da gelir. Kaynaşmıştır oradaki insanlar. Dayım oradaki Rufai Dergâhı’nda yapılan şiş geçirme merasimlerini anlatırdı. Şeyh efendi herkesin gözü önünde o enteresan işi yapıyor. O kadar iç içedir ki kaynaşmıştır. Kimi ayırıyorsunuz Alevi Sünni diye? Allah bir yapıyor, Resulullah bir yapıyor, akıl bir yapıyor siz bir şekilde ayırmak istiyorsunuz. Menfaatiniz var ayıracaksınız?! Bu millet aklını başına alacak, dinini hatırlayacak, dinin nasıl evrensel bir din olduğunu bilecek ayrılmayacak, kaynaşacak.
DC: Başa bir soru var. Türkiye siyasi hayatında herkes birbiri ile uğraşırken siz kendi yapacaklarınızı anlatıyorsunuz, diğer siyasiler gibi vaatlerde bulunmuyorsunuz, nasıl oy toplamayı düşünüyorsunuz?
HB: Sizi düşündürdüğüne göre ilginç bir soru.
AE: Yeni değil, ben eskiden beri düşünüyorum. Acaba böyle laflar söylesem olmaz mı? Olamaz, devlet anlayışıma, felsefeme aykırı. Yıllar evvel bir liraya benzini sorduklarında ben bunu bilmem ekonomi bakanım bilir dedim. O günün gereği ne ise, piyasa şartlarında ne olması lazım geliyorsa, vatandaşın menfaati neyi gerektiriyorsa fiyatlamayı o tarzda açıklama yapacaktır. Vatandaşlarımızın sağlık içerisinde yaşaması için kendisine lazım gelen paranın miktarını bir genel başkan nasıl kafadan bilebilir?
EMEKLİLER ÇALIŞMAYA MECBUR
HB: Bu hükümet döneminde et 9 lira iken ertesi yıl 18 lira oldu bu hakikati yorumlar mısınız?
AE: Hali vakti yerinde bir dostumuz et yemiyoruz, imkânımız olursa çocuklarımızla tavuk eti ile iktifa ediyoruz diyor. Evlere protein girmiyor. Rize’den verdiğim misal: ‘Bu çılgın projenin ne anlamı var? 1991 yılında Rize’nin nüfusu 301 bin idi, şimdi 19 bin. Benim ne işim var burada’ diyor. ‘Rize’den buraya göç etmiş gelmişim, insanların büyükşehirlere yığılmasının bir anlamı var mı?’ diyor. Ben vatandaşla konuşurum, vatandaşı dinlerim. Hangi akıldır bu? İktidar demek, evvele anayasanın verdiği görevi yerine getirecek; insanların ayakta kalmasını, yaşamasını, hayatlarını insanca sürdürmesini sağlayacaksınız. Bu insanların yüzde kaçının acaba 3-4 günde bir evlerine et giriyor, protein alabiliyorlar, sağlıklı yaşıyorlar mı? Hayır! Komedi. Emekli olmuş insanlar eskiden bir daire, araba alabilirler idi. Şimdi mümkün değil. Emekliler emekli aylığı yetmiyor diye çalışmaya mecbur oluyorlar.
ÖNCE İLAN ET SONRA İNKAR ET(!?)
DC: Kitabınızla ilgili soru gelmiş. Doğu Anadolu üzerine eser yazdınız. Hükümet tarafından doğru yönetilmiyor mu, hükümetin doğu illeri için yaptığı hamleler çözüm getirmiyor mu?
AE: Keşke olabilseydi, keşke çözüm olsaydı. Mevcut hükümetin başlattığı projeye dedik ki evet önemlidir, hayatidir. Ama önce bu önemli konuda Sayın Başbakan bir açıklamada bulunmadı ki. Millete bir açıklamada bulunur der ki: Türkiye’nin en önemli bir meselesidir şu şu şekilde çözülecektir, benim programım bu. Açıklamış değil ki. Çok ciddi ve hayati bu konuda milletin onayını, desteğini alacaksınız. Birbirine bağlı bir takım halkalardan oluşuyor. Bunun taa ortasında çözülmesine engel olmak üzere çaba gösteren silahlı bir örgüt var, terör yapıyor, sizinle pazarlık yapıyor, sizi tehdit ediyor. İcabında sizin konvoyunuza saldırıyor, siz de kızıyorsunuz, bir hafta sonra da bu mesele bitti, benim öyle bir meselem yok diyorsunuz. Yedi sene sonra inkâr ediyorsunuz. Bir hafta sonra da Sayın Arınç hayır öyle demek istemedi de böyle filan diye tevil yapıyor: ‘Koyduğumuz yerde bırakmayacağız on mislini daha vereceğiz’(?!!) Bu nasıl bir saçmalıktır Allah aşkına. Bir insan bir projeyi ilan eder sonra inkar eder, böyle şey olmaz. Bunun kültür ayağı, sosyal ayağı, silahlı güçlerle ilgili olan ayağı ne? Hangisini Türk Milleti biliyor? Diyor ki bu hayati meseledir. Destek veriyoruz. Hayati mesele ise gelin görüşelim. Sayın Başbakan lütfetmedi, içişleri bakanına havale etti, içişleri bakanı da partilere gitti, ‘Sizin görüşünüz nedir?’ dedi. Ciddi bir niyetiniz varsa gittiğiniz insanlara dersiniz ki: Benim bu konuda görüşüm şudur şudur, sizin ilave edeceğiniz nedir müzakere edelim der. Çözmek isteyen böyle yapar. Siz onu yapmadınız.
MİLLETPARTİSİ’NE OYLARINIZLA DESTEK VERİN
DC: Son olarak bir iki cümle alayım.
AE: Sevgili vatandaşlarım, Millet Partisi Aykut Edibali olarak diyorum ki gelin bir karar verelim. Müslüman Türk Milleti’nin, Türkiye’de yaşayan bütün vatandaşlarımın vicdanına ve irfanına ve ferasetine o engin sağduyusuna hitap etmek istiyorum. 60’lı yıllarda gözlerime bakın ne demek istediğimi anlarsınız deyip üç parmak ile darağacı yapıyorlardı, darağacındaki üç kişiyi işaret ediyorlardı. Sakarya’da çok kritik anlarda Türk Milleti karar vermişti. 91’de karar verdiniz bu kardeşinizin sesine cevap verdiniz ve meydanları doldurdunuz. Ben o Ankara’da, İstanbul’da, Sakarya’da söz verdiğiniz insanım, sözümde duruyorum ve şu an gelin Millet Partisi’ni büyütün. Bereketli, kaybolmayacak oylar Millet Partisi’ne verilen oylardır. Gelin bu ‘Muhteşem Türkiye’ projesini Türkiye sevdalısı insanlar olarak birlikte bu yürüyüşü gerçekleştirelim. Tarih olmasın, karanlık olmasın Türkiye aydınlık muhteşem bir Türkiye olsun. Bunun başlangıcı inşallah Millet Partisi’ne verilecek desteklerdir.
ÇÖZGÜ: MEHMET ALİ KÜÇÜKGÜZEL