Millet Partisi Genel Başkanı Aykut Edibali 20 Mayıs Cuma akşamı TRT-HABER’in konuğu idi. Ağız tadında sohbet size, yorumlamak size
MODERN HAYATIN TEMELİ BİAT, SÖZLEŞME
Demokrasi rıza ile iş yapmaktır. Bizim biat kültürümüz var. Bazıları bilmeden konuşuyor biat filan diye? Modern hayatın temeli biat; sözleşme. Ben seninle bu konuda anlaşıyor muyum anlaşmıyor muyum? Anlaşırsın yürür, medeni hayat böyle gider. Evlilik, alış veriş biatdır, yani sözleşmedir. Seçim sandığı da bir sözleşmedir. Seçmen ‘benim sahip olduğum bu hükümranlık hakları, padişahların, halifelerin sahip olduğu haklar şimdi bende’ diyor. ‘Bu yetkiyi sana 4-5 seneliğine devredeceğim’. Rızası varsa orda kalırsın yoksa olmaz.
Sunucu: Siyasi tarihte kırılma noktalarında oynadığınız önemli rolleri var, biliyoruz Millet Partisi olarak. Ülke zemininde tartışmak istediğiniz konular neler?
AE: Savaş Beyciğim, teşekkürle başlamak istiyorum. Seçimlerin hayırlı olmasını diliyorum. Bu seçim, Siyasi Partiler Kanununda beyan edilen, Anayasada öngörülen şekliyle eşit bir seçim değildir. Yarışın eşit olduğu seçimlere de gideceğiz.
‘MUHTEŞEM TÜRKİYE, BİR BARIŞ VE MEDENİYET PROJESİ’
Öne çıkardığımız konu: “Muhteşem Türkiye.” Bu tarihi bir özlemi ifade ediyor. Bu proje temelleri orta konuyor, düşünce ölçüleri, ölçütleri, hedefleri, dayanakları ortaya konuyor ve bütün kamuoyu tarafından tartışılsın isteniyor. Dayanak noktaları, başlangıcı belli, kullanacağı araç belli. Projemiz, fakirliğin bittiği, yoksulluğun tükendiği, herkesin mutlu olduğu, İslam rönesansını yaşayan bir toplum. Bir barış ve medeniyet projesini söylüyoruz ki bu tektir. Seçime katılan partiler arasında tektir başka bir örneği, emsali yoktur. Bu temeldir, ben neye ıspanağın kilosundan bahsedeyim, geçici bir şeydir. Yok şunu vereceğim, yok bunu değiştireceğim?! Bir konuşmamda, ‘Mazotun fiyatı kaç lira olacak?’ dediler, bu benim değil, ekonomi bakanımın işi, piyasanın işi. Öyle çocuksu vaatleri içi boş vaatler olarak görürüm. Vatandaşlara ve arkadaşlara tavsiyem içi boş şeyler söylemeyin. Bu sadece Türkiye için ihtiyaç değil. Türk Milleti de insanlık camiasının bir parçasıdır. Öyle bir şey yapalım ki hem ülkemiz “Muhteşem Türkiye” olsun hem de dünya için “Barış Medeniyeti” olsun. Batının, doğunun kuzeylinin, güneylinin şikâyet ettiği insanlık meselelerini çözecek taban oluşturan medeniyet. Bunlar hayal mi? Hayır, hayal tarafı yok.
VAZİFEMİZ HER KÖYDE BİR YUNUS EMRE UYANDIRMAK
S: O ışığı gördüğünüz için mi bunları dillendiriyorsunuz?
AE: Elbette. Olması lazım. Hayalden bahsetmiyorum. İslam rönesansı diyoruz, bir gerçekten bahsediyoruz; bunu biz yaşadık, millet olarak, ümmet olarak, insanlık olarak yaşadık.
2000 yıl pislik, cehalet, hastalık içinde yok olan bir insan topluluğunu uyandırdı benim medeniyetim. Sıfır bilmezlerdi, logaritma bilmezlerdi. Cebir, kimya büyük İslam bilginlerinin insanlığa zekâtıdır. Yeryüzü sabun, yoğurt bilmezdi, ata binmeyi bilmezdi, bunları sen öğrettin. Bunları yaptık övünmek için söylemiyorum. Bu milletin aşağılık duygusuna itilmek istenen iki asırlık anormal baskı döneminden kurtulması ve kendisinin ne olduğunun farkına varmasını istiyorum. Bu ülkenin insanları hazreti insandır. Her bir köyde onlarca veli vardır. Bizim vazifemiz de her köyde bir Yunus Emre uyandırmaktır. Bu potansiyel var. Kaynaklar meydanda, tarih ortada, başarılmış örnekler var.
S: Parti başkanından öte bir filozof gibi konuşuyorsunuz. Somut, küçük vaatlerin dışında küçük vaatleri elinin tersi ile itebilecek bir kitlenin oluşturulmasını çözüm olarak ortaya koyuyorsunuz?
GEL MALININ BAŞINA GEÇ, DEVLETİNE SAHİP ÇIK
AE: Doğrusu da bu. Aslından bahsedelim. Diyorum ki: ‘Vatandaşlarım, devletin sahibi sizsiniz. Niye aracı, tefeci koyuyorsunuz onu bunu. Gel malının başına geç, tarlana sahip ol. Kimseye de iltifat etme, ben sana iki kilo erik getireceğim diyene bakma.’ Vaatler budur benim için. Sana bir kilo elma, iki kilo kiraz getireceğim diyen adam yalan söylüyor, yanlış söylüyor. Malın sahibi sensin. Öyle bir şey yapalım ki devletin sahibi sen olduğunu anla, gör.
DEVELTİN SAHİBİ BENİM
S: Seçmen bunu bilse karşısına geçip ‘kimin malını kime veriyorsun’ mu diyecek?
AE: Aynen öyle. ‘Kimin malını kime veriyorsun, sen kimsin? Devletin kapılarını bana aç devlet benim.’ Bu hayal falan değil. Osmanlı imparatorluğu bu. Türkiye Cumhuriyeti’nin bazı dönemlerinde de bu olmuş. Daha mükemmelini şu asırda bunca teknik imkanlarla neden yapmayalım? Yaparız. Dedelerim bu cihanı atla fethetmiş, gönülleri fethederiz. TRT müthiş, yedi düvele yayın yapabilecek, gönülleri fethedecek bir kürsü. Ne kadar güzel şeyler yapılır burada. Yapılmalı, yapacağız inşallah.
MİLLET PARTİSİ’NE VERİLEN OYLAR ASLA BOŞA GİTMEZ
S: Bu makro ölçekte bir bakış. Yüz yüze toplantılarınızda insanlara hitap ederken neleri ön plana çıkartırsınız? Oy verirken neleri düşünmeleri gerekiyor.
AE: Bunlar asla değişmiyor bizim programımızda. Muhteşem Türkiye gerçektir ve olacaktır. Yapılmasının çareleri ilk iş Millet Partisi’ne oy verin, oyunuz kaybolmayacak. O bereketli oydur. Bu seçimlerde dikkat edeceğin şu kardeşim. Vereceğin oyla ya cehenneme gidersin ya cennete gidersin. Bu kadar açık. Vicdanındaki, gönlündeki doğruyu seç. Ülke, devlet, millet, bölge, insanlık ve İslam dünyası için hayırlı olanı seç. Biz elimizden gelen imkanlar içerisinde bunu sana getiriyoruz. Biz buna talibiz. Fakirlik, açlık, aklına hangi mesele geliyorsa küçük ve büyük ben söylüyorum 500 gün içerisinde Millet Partisi iktidarında bu iş biter. 500 gün! Ne açlık, ne açıklık, ne fukaralık…
S: Siz Türkiye’de muhafazakâr kitlede değişim gözlemliyor musunuz, evrimle hangi yöne doğru gidiyor, ümitvar mısınız?
AE: Bir canlı varlık bazı temel değerlerini muhafaza eder. İşine yaramayanları, eskiyenleri yavaş yavaş atarak gelişir. Her canlı varlığın muhafazakâr olması gerektiğini düşünüyorum. Bizim muhafazakârlığımızın geliş noktaları 1950’li yıllardan itibaren hızlanmış zamanımıza kadar da büyüyerek, çeşitlenerek gelişiyor. Sayısal olarak çoğalıyoruz, artıyoruz ama kaliteye, ahlaka dikkat etmemiz lazım geliyor. Hz. Peygamber’in küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. Biz muhafazakar bir insan kadrosu olarak Türkiye’de muhafazakarlığın %70-80’lere ulaştığı bir Türkiye’ye geldik. Şimdi onların ahlakına, hikmetine, istikametine uymak mecburiyetindeyiz.
TARIMDA, TİCARETTE, SANAYİDE FİRMALAR KAZANACAK Kİ İŞSİZLİK ÇÖZÜLECEK
S: İşsizlik sorununa nasıl bakıyorsunuz?
AE: Bir ülkede işsizlik varsa bir yığın sıkıntı da kendiliğinden gelecek demektir. Vatandaşlara işi tarımda, ticarette, sanayideki firmaların kazanmaları ile sağlayacaksın. Bunları serbest pazarda gerçekleştirirsiniz. Bir ülke gerçekten büyüyorsa, büyümesi sağlıklı ise işsizliğe de kendiliğinden çözüm üretecek demektir. Fukaralığın çözümü de buradadır. İşsizlik nerelerde yoğunlaşmış gözden geçirmeli. Güneydoğu Anadolu’da, Doğu Anadolu’da Türkiye’nin çok yerinde işsizlik var, hat safhada. Vatandaşlar şikayet ediyorlar. Bir şoför dostumuz ‘bu benim hemşerim n’apıyor? Şehre bir şehir daha ilave edecekmiş. Ne işim var benim İstanbul’da’ diyor. ‘Bilmiyor mu 1980 yılında Rize’nin nüfusu 301 bindi şimdi düştü 19 bine. Ne işim var burda’ diyor. Vatandaşımıza sanayide, ticarette, ziraatte iş bulmamız lazım.
TERÖRÜN MADDİ, MANEVİ VE BEŞERİ POTANSİYELİNİ ORTADAN KALDIRACAKSINIZ
S: En çok tartışılan konulardan birisi de terör. Millet Partisi olarak teröre bakış açınız nedir?
AE: Terör can yakıyor, kayıplar veriyoruz, sıkıntılar çekiyoruz. Sayın Gül Türkiye’nin bir numaralı meselesi dedi. Ama adını doğru koymak, tespit etmek lazım. Matematikte bir kural var. Problemi doğru anlarsanız çözümü de bulursunuz. Problemi iyi koyamazsanız çözüm bulamazsınız.
Terör kompleks bir yumak. Bunun kültürel, sosyal, diplomatik, psikolojik ayakları var. Tutulan hatalı istikamet sıkıntılara sebep olmuştur. Terörün sosyal, kültürel ayağı dediğimiz zaman siz bazı konulara ağırlık vereceksiniz, terörün kaynaklarını ortadan kaldıracaksınız. Birilerinin sizden beklediği tarzda kalkar söylerseniz -umumiyetle Amerika ve Avrupa mütehassısları sizden onu beklerler, onu istiyorlar- problem bu. Benim için niye problem olsun, problem değil ki. Problem hepimizin problemi.
Terör silahlı bir güç kullanmak sureti ile siyasi amaç elde etmek diye tarif ettiğimizde çözümü de var çaresi de var. Türkiye’ye musallat edilmiş terör konusunda ciddi tedbirler alırız ve daha önce yapmış olduğumuz hataları tekrarlamayız. Sıkıntılar meydana getirmiş, yarayı daha da derinleştirmiş, terörde kararlı olacaksın. Bileceksiniz ki teröristi ortadan kaldırmakla terör bitmez. Terörün maddi, manevi, beşeri potansiyelini ortadan kaldıracaksınız. Hiçbir şekilde terör odaklarından yararlanan, terörü bir siyasi silah olarak kullanan toplulukları ise muhatap almayacaksınız. Terörün baskısı, diktesi altında terörle mücadele edemezsiniz. Yanlışlar bunlardır bence. Bunları aşarız.
S: Meydanlarda liderlerin üsluplarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
AE: Ben çok üzülüyorum. Bir laf var “üslubul lisan ayniyle insan” İnsan kalitesini gösteren bir şeydir. Ne başbakanın ne muhalefetin böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Çok büyük sorumlulukları vardır. Bu sorumluluk tırmanıyor. 1960’lar böyleydi. 58-59’lar böyleydi. Neyin nesinin kavgasını yapıyoruz? Liderlerimizin bu konuda Türk halkının son derece heyecanlı, liderlerine son derece bağlı olan insan kadrolarından oluştuğunu gözeterek gayet yumuşak, daha merhametli daha insancıl yaklaşmaları lazım geldiğini söylemek istiyorum.
S: Seçmen bazında kutuplaşma görüyor musunuz? Seçmenler bir birlerine liderlerin baktığı gibi mi bakıyor?
AE: Değil Allah’a şükür. Ama liderlerimizin tavrı böyle olursa bir yerde de biz de kavgaya gireriz yani. Bu büyük vebaldir, günahtır. Rahmetli Menderes İnönü kavgalarını biliyorum. Bir konuşmamda tarih coğrafyadan bahsettim halka. Nasıl buldunuz diye arkadaşlar sorulduğunda bu adama oy vermezler demişler. ‘Neye?’ ‘Kimseye çatmadı ki’ demişler. Böyle bir kültür var. Bu kültüre bir cevap verebilirsiniz. Dozajını ayarlamak gereği var. Vatandaşların birbiri ile kavga etmesine izin vermemek lazım.
MECLİS GAZİ MECLİS GİBİ OLMALI
S: Barajı aşmış partilerin bilinçli olarak yaptıkları dikkat çekme taktiği gibi de görünüyor. Büyük olay burada herkes buraya baksın gibi?
AE: Gücenirler mi bilmiyorum ama. Türkiye siyasetindeki tıkanmanın başlıca sebeplerinden biri, Türkiye’deki siyaset triomvirasıdır diyorum. Türkiye siyaseti tek hat üzerinde hareket etsin öndekiler tıkanıp hareket edemeyince Türk siyaseti tıkansın, tükensin. Mesela barajın sebebi bu. Neden çeşitlenmeye izin vermiyorsun? Türkiye Büyük Millet Meclisi şanlı, Gazi Büyük Millet Meclisi’nin gerçekten devamı olsun. Devamı değildir ki. Temel meseleler derken birisi demokrasi meselesidir. Öyle bir Meclis düşünün ki ‘Paşa! Paşa, seni parçalarız’ diyor. Bunu söyleyen Trabzon mebusu Hüseyin Avni. Hüseyin Avni’lerin, Ali Şükrü’lerin Meclisi, o kahraman İstiklal Savaşı’nı yöneten Gazi Meclis. Bu günkü Meclis onun devamı olmalı. Numaralı devamı değil. Gerçi cumhurbaşkanlarına da numara takıyoruz. Bu Meclis Meclis olmalı, Gazi Meclis olmanın yetkileriyle donanmalı ve iktidarın icrasını da tenkit edebilmeli. Şu anki Meclis grup toplantılarının uzamasından ibarettir. Konuşamazsın, söyleyemezsin. Onun için orada doğunun temsilcisi olarak dersim milletvekili Diyap Ağa’yı bulamazsınız. Bir Ali Şükrü, Mehmet Akif bulamazsınız o toplantıda. Hepsi parmak indir, kaldır hesabıyla orda bulunacaktır. Siyasi Partiler Kanununu değiştirmemiz lazım.
S: Baraj milletvekilleri üzerinde baskı yaratmakta ve bu milletvekili portföyü ile de güçlü bir parlamento olunamaz diyorsunuz?
AE: Olunamaz maalesef.
MODERN HAYATIN TEMELİ BİAT, SÖZLEŞME
S: Baraj meselesini dillendirmeyen parti yok. Parlamentoya girince farklı şekilde bakmaya başlıyorlar.
AE: Sayın Kılıçdaroğlu %10 falan diyor. Besbelli ki uygulanmayacak. Çıkarsanız bile bu seçimde uygulanamaz. Başlangıçta söz vermiş bulunan Sayın Başbakan da hatırlamalı, bu olmaz; günah. Dinen günah, rızasız iş yapıyorsunuz. Demokrasi rıza ile iş yapmaktır. Bizim biat kültürümüz var. Bazıları bilmeden konuşuyor biat filan diye? Modern hayatın temeli biat; sözleşme. Ben seninle bu konuda anlaşıyor muyum anlaşmıyor muyum? Anlaşırsın yürür, medeni hayat böyle gider. Evlilik, alış veriş biatdır, yani sözleşmedir. Seçim sandığı da bir sözleşmedir. Seçmen ‘benim sahip olduğum bu hükümranlık hakları, padişahların, halifelerin sahip olduğu haklar şimdi bende’ diyor. ‘Bu yetkiyi sana 4-5 seneliğine devredeceğim’. Rızası varsa orda kalırsın yoksa olmaz. Sayın Başbakan söz veriyor: barajlar bitecek. Kaç sene oldu? Madem o sözü verdin yerine getir.
YENİ BİR ANAYASAYA İHTİYAÇ YOK! HUKUK DEVLETİNE İHTİYAÇ VAR
S: Ortaya koymadan partilerin siyasi partilerin sivil anayasa tartışmaları var. Anayasa ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz?
AE: Vaktiyle 1921 Anayasası’nın Türkiye için ideal olduğunu söylüyordum. Gerçek demokrasinin yaşandığı anayasadır 1921 Anayasası. 1921 Anayasası içerisinde Mustafa Kemal’in döneminde1924’te 25’te hükümetin yürütülmesinde bir yığın sıkıntılar ortaya koyduğunu gerekçe göstererek Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetleri dönemini bitirmiştir. Ama bizim referansımız yine Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetleri dönemi olmalıdır.
Yeni bir anayasa ihtiyacı var mı yok mu? Yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu düşünüyor idim. Bunu fazla abarttık. İngiltere’de anayasa yok. Amerika’da anayasa var 200 seneden beri duruyor. Bizde eksik olan hukuk devleti. Hiç işe yaramayan çok eski anayasa metnini yorumlayabilen hakiki hukukçular size 15 gün içinde bir sistem kurabilirler. Bunları mazeret olarak ortaya koymaya gerek yok. Başörtüsü meselesini çözeceksen çöz! Çözülür.
Devletin anayasaya göre görevi vardır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ayırımsız olarak yaşama ve yüceltme hakkı ile görevlendirilmiştir. Mevcut anayasanın 5. maddesinde devlet görevleri tanımlanıyor. Sığınmaya kaçmaya gerek yok. Ne silaha sığınmaya ne oraya buraya gitmeye gerek yok. Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük bir yapı, işte uzantılarından birisinde konuşuyoruz. Hangi özel televizyonun bu kadar imkânları var? Yok. İnsaf edelim şu büyük devlet yapısı içerisinde yapacağımız basit ıslahla ben onu 500 gün diyorum. Beş yüz gün… İşte ve Edibali olmuyorsa o vaatler, tek fakir kalıyorsa, bir tek şikâyet konusu kalıyorsa ben hemen istifamı veriyorum. Bu kadar. Taahhütname diye çok hoş söylediniz. Allah razı olsun. Ben insanların vaatlerini hukuki bir taahhütname haline getirmekten yanayım. Geldiğimizde inşallah ilk yapacağımız şu siyasi partiler kanununda. Genel başkanların vaatleri Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından takip edilecektir. Bitti. O zaman ona göre vaatte bulunursun. Atmazsın tutmazsın, olabilecek şeyleri söylersin vatandaşlarımızı da rahatsız etmezsin. Onun için adam gibi devlet: Devleti devlet gibi devlet haline getireceğiz. Devlette acz, cehalet, merhametsizlik olmaz. Onun için “Kerim Devlet” diyoruz. Bu devlet senin anandan babandan daha yakın olacaktır. Halkı çağırdığımızda devlet kendi devletin gel dediğimizde devletinin bütün imkânlarından yararlanabilecek. Devleti o hale getirmemiz lazım.
MUHTEŞEM TÜRKİYE PROJESİNİN TEMELLERİ
S: Devlet düsturu koyduğumuz zaman açılım yapmaya gerek yok, devlet açılmış olacaktır mı diyorsunuz?
AE: Bunun şartı budur. Diyelim ki Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Başbakan belki daha fazla avantajlara sahip. Türkiye Cumhuriyeti devleti yapısının ne olduğunu biliyor mu? Biliyor. Bunların potansiyelini, hangi meselenin nasıl çözüleceği konusunda fikir sahibi mi? Çünkü personeli, imkânları ona göre. Şuna karşıyız. Bir partinin odasında 5-10-50 arkadaş, dost, candaş, sırdaş oturup kendine göre hayaller kursalar. Bu program olmaz. Bu devletin bünyesi içinde yapılmalıdır diyorum. Ne yapılması lazım geliyorsa realist olarak devletin bütün imkânlarıyla yapılmalı, bu hedefler konulmalı. Fatih yapmış, Kanuni Sultan Süleyman yapmış, Mustafa Kemal yapmış, Menderes yapmış siz niye yapmayacaksınız? Evvela devleti devlet gibi devlet haline getireceksiniz. Lüzumsuz teferruatından, hurda işleyişlerinden arındıracaksınız. Atın önündeki eti, itin önündeki otu da alacaksınız. Bu kadar basit. Terör de basit, o dava da basit bu dava da basit. Adamına göre basit. Ben anlattım, büyük, orta hedefleri ve nasıl yapılacağını, bunların temellerini de söyledim. İşte “Muhteşem Türkiye” projesinin temelleri bunlar. Olmazsa olmazlarını söylüyorum. 1- Hukuk Devleti, 2- Gerçek Demokrasi, 3- Gerçek Laiklik dinle barışmış, 4- Bilim Toplumu, Bilge Devlet, 5-Kerim Devlet bunlar.
FEVKALADE YETKİLERLE DONATILMIŞ MAHKEMELER KURMAYACAKSINIZ
S: Ergenekon ve Balyoz davasına toplum olarak nasıl bakmamız gerekiyor?
AE: Türkiye’de devlete, iktidara karşı haksız bir şekilde oluşturulmuş yapılanmalar, darbe teşebbüsleri olabilir mi? Olabilir. Vaktiyle olmuştur da. 57’leri 60’ı biliriz. Bunları çözümlemek için bir fevkalade yetkilerle donatılmış, istisnai mahkemeler kurmayacaksınız, Yassıada gibi. Normal, herkesin evet diyeceği, dünyanın da evet diyeceği adil, tarafsızlığından, bağımsızlığından asla şüphe edilmeyecek mahkemeler marifetiyle yapacaksınız bu işlerinizi. Diyeceğim budur. Şunu yapmamak lazım. Bir kitap yazılmış basılmamış bunu soruşturma konusu yapmanın anlamı yok. Bu görülmekte olan bir davaya müdahale, fikir beyan etmek değildir. Bu yanlıştır. Fevkalade usullere müracaat ederseniz sıkıntılar doğar. Yassıada davalarına ben sık sık referans veriyorum, atıfta bulunuyorum. Bu rezillik Türkiye’de bir daha yaşanmamalıdır. Yeni yaşanan, fevkalade yetkilerle donatılmış savcılıkları ve mahkemeleri kaldırmamız lazım, biran evvel. Türkiye’de hukuk olmalı. Bu şaka filan değil olmalı, olabilmeli. Hz. Ali yargılanmış ve mahkûm edilmiş. Tayin edilen kadı: Ya Ali senin göstermiş olduğun şahitler geçersiz, çünkü akrabalarındır. Hz. Ali’nin zırhı gidiyor elden. Ama Hz. Ali seviniyor benim ülkemde, dönemimde Allah’a şükürler olsun beni yargılayabilen hâkimler var diyor. Fatih’in yargılandığı yer o, bu şirkete kira ile verilecek bir yer değil. Kendi tarihimizin değerlerini fark etsek, ne kadar büyük değerler taşıdığını bir anlasak neler neler yapacağız. Yeryüzünde ilk uçak mühendisliğinin yapıldığı yer benim ülkem. Doğancılar parkı duruyor, ağlıyor ama. Park olmaz ki orası.
MÜSLİM, GAYRİ MÜSLİM TÜM VATANDAŞLARIMI MİLLET PARTİSİ’NE OY VERMEYE ÇAĞIRIYORUM
S: Vatandaşların oy verirken ne düşünmeleri gerekiyor?
AE: Bütün vatandaşlarım, Müslüman, gayrı Müslim, Süryani, Ermeni, Rum her biri bizim emanetimiz. Vatandaşlarımın Hz. Ömer’i düşünmelerini isterim. Bir seçim yaparken, o kadar ağır bir iş ki burada sadece senin hesabın yok, ailenin, ülkenin, bölgenin geleceğinin hesabını da yapacaksın. Bu büyük vebali, Türkiye’yi güçlü, muhteşem bir Türkiye haline getirecek, adil yönetecek, gerçek demokrasiyi işletecek, Türkiye’yi örnek bir hukuk devleti yapacak ki mutlu gelişmeler olsun. Böyle bir vebali var herkesin. Sandığa gitsin ve Allah’ın izniyle hangi partiye oy verirsem vereyim bu sefer “Muhteşem Türkiye” diyen, yıllardan beri de sağa sola yardım eden, her zaman da yanımızda bulunan Edibali’nin partisine, Millet Partisi’ne vereyim, çünkü boşa gitmez.
S: Çok teşekkür ediyoruz. Hem siyasi partinizle birlikte kazandığınız tecrübeyi hem ferdi tecrübelerinizle derinlik kazandırdınız sorularımıza. Çok sağ olun efendim.
AE: Çok teşekkür ederim.
Çözgü: MEHMET ALİ KÜÇÜKGÜZEL