Eserleri

MİLLETİM UYAN!

“1683 Viyana bozgunundan beri, milletimizin devam eden mücadelesi ne yazık ki, mağlubiyetle neticelenmiştir. Bu tarihten itibaren en azından, Türkiye’nin on misli toprak parçasını, ata yadigârı camilerini, mescitlerini, medreselerini, her türlü zenginliğini ve milyonlarca şehidin mezarını bıraka bıraka Türkiye topraklarına sığınmış vaziyetteyiz…

Ancak içinde yaşadığımız buhran, sebepsiz ve basit olmaktan başka; gayesiz de değildir. Zira içine yuvarlandığımız buhran, şuurlu bir kadronun rehberliğinde bütün milletin teşkilâtlanması ve mücadeleye katılması ile yok edilmezse; Türkiye’mizi, milletimizi, dinimizi bekleyen bir tek akıbet vardır: Yok olmak!

Bu savaşın kolay olmadığını biliyoruz. Dünyanın en güçlü sermayeleri ve tekniği karşısında; milletimize hazırlanan hıyanetleri duyurmak, onu teşkilâtlamak ve mücadeleye sevk etmek elbette kolay değildir. İşte Yeniden Milli MÜCADELE milletin muhteşem mazisine uygun bir hayat kurmak isteyen, bütün vatanseverlerin, gerçek müminlerin mecmuası olmak için yayınlanıyor.

Elbette bu da kolay değildir. Düşmandan yılmayan, mahrumiyetlerden korkmayan, düşman vaatlerine kanmayan, dünyanın zevkine aldırış etmeyen, eyyamcılığı mahkûm eden, ferdi menfaat kaygısını yok eden bir mücadelenin sancağı olmak, elbette kolay değildir! İstismar yolunu kapayarak mü’mini şuurlandırmak elbette kolay yol değil. Tiraj yükseltmeyi marifet zannederek, hisleri gıcıklayıp parsa toplamak kolay, milletin buhrandan kurtuluş mücadelesinde sağlam rehber, uyandırıcı olmak kolay değil! Bütün bu zorluklara rağmen, zor olanı seçeceğiz. Kuvvetimizin büyüklüğünden değil!

Milletimizin yaşayabilmesi için, zor olanı seçeceğiz. Bu zor ve fakat şerefli mücadelemizde yardımcımız yalnız Allah, dayanağımız tahkir edilen büyük millettir.”

Aykut EDİBALİ, 03 Şubat 1970

YENİDEN MİLLİ MÜCADELE NEDİR?

“Bu ses Yunus gibi ızdırabınla ağladı. İnancını ilahi yaptı. Derdini ateşten bir gömlek kıldı. Muhteşem zaferlerini sancak yaptı. İnancını ve umudunu bayrak yaptı. Çileni ocak yaptı. Emellerini irade kıldı, Otağ kıldı. Gece demedi, gündüz demedi, tehlike var, tehdit var demedi. Mal, mülk, şan, şeref, mansıp demedi binlerce yiğidi kardeş yaptı, kaynaştırdı. Tek inanç, bir gönül ve yekvücut kıldı. Bölünmez, yıkılmaz, dostu sevindirir, düşmanı yerindirir bir birlik kıldı. Bir ocak yaptı. Orada senin  Orada senin çilen vardır. Senin çilen ve gözyaşın o ocağın mübarek ateşidir; senin inancın o ocağın nurudur, aydınlığıdır. Senin mübarek tarihin o ocağın sancağıdır. Büyük Türk Milleti  Bu ocağın adı ; Yeniden Mili Mücadeledir.

                                                  Aykut EDİBALİ (1978 Ankara konferansından)

DÜNYA YENİ BİR MEDENİYETE Mİ KAVUŞUYOR?

“… Yirminci asrın başlarında büyümenin doruğuna yükselmiş Batı’nın insani değerler bakımından batı’nın bir varyasyonu olan komünist âlemin de on dokuzuncu yüzyıl  Batı dünyasının sosyal ideallerini ve değerlerini tekrarlayıp durduğunu ifade edebiliriz. Aktüel zaman itibariyle değil ama tarihi zaman itibariyle bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi tekelinde tutan Batı’nın ve komünist dünyasının mukadder çöküşün başlangıcında olduğu gizlenemez.

Açıkça ifade etmeliyiz ki, dünya yeni bir medeniyete kavuşacaktır. Bunun zamanını, yerini tahmin etmek ancak kehanet etmek demektir. Fakat muhakkak olan bir şey varsa, o da insanlığın yeni bir medeniyetin eşiğine vardığıdır. Türkiye ve İslam dünyası için iki tercih bulunmaktadır: ya bu medeniyetin kurucuları arasında yer almak veya tarihi gelişmenin belli bir safhasında bu yeni medeniyeti bütün insanlıkla beraber çarnâçar  kabullenmek mecburiyetinde kalmak…”

Aykut EDİBALİ, Bayrak Dergisi 1980, s.529

Bugün  ülkemizin ve dünyamızın manzarasına baktığımız zaman 40 yıl önce yapılan bu tespitin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi Berlin duvarı  yıkılmış, 1989 yılında Mihail Gorbaçov’un, “glastnost” veya “perestroyka” denilen politikası ile Sovyet Rusya dağılmış ve onlarca yeni devlet kurulmuştur.

Dünya yeni bir medeniyetle karşı karşıyadır. Fukuyama ve Huntington’un medeniyetler üzerine yazdığı kitaplar tartışılmaktadır. Türkiye ve İslam dünyası ise maalesef bin bir sıkıntı içinde bocalayıp durmaktadır. Bize dayatılan, mecburen kabullenmek zorunda kaldığımız ne çok şey var, farkında mısınız?

MAKİNE TOPLUMLARI ve İNSAN

“… Son yarım asır içine sığmış teknik ilerleme insanın kontrolünde değildir. Teknik gelişmenin, insanların muti bir kölesi olduğundan bahsetmek zordur. Teknolojinin insan hayatını kolaylaştırdığı ölçüde, ona hükmettiğinden de bahsetmemiz gerekiyor.  Teknolojik gelişmenin belki de en dizginlenemeyen yanı, insanları kendileri hakkında düşünmekten alıkoyması, onları bir dış dünya ile meşgul etmesi ve avutması olayı halinde ortaya çıkmaktadır.

Daha fazla kâr, daha fazla kazanç, daha konforlu bir hayat hedeftir. Ama, bunlar bir insan hayatının kaç senesine mal olacak acaba? Daha fazla kâr, daha yüksek ücret gerçekleştiğinde, insan bunlardan istifade etmek imkânı bulabilecek mi?

Makinelerin ve bütün insan ilişkilerinde paranın hakim olduğu şu dönemde bizim için tek çıkar yol vardır. Gerçek ve derin bir inanç. Düşünce. Güzel ahlâk…”

Aykut EDİBALİ, Bayrak Dergisi, 1980, s.530

Paranın ve maddenin putlaştırıldığı çağımızda insanlar her şeye sahip olabiliyor belki ama hani mutluluk? Nerde gözlerinin içi gülen insanlar? Para bize insanlığımızı unutturmamalı. Başkalarını düşünmeyi unutmamak ve mutlu olmak için imana ve güzel ahlâka ihtiyacımız yok mu? “Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilen” peygamberimizin ahlâkını kendisine örnek alanlara ne mutlu…

ORTADOĞU EMPERYALİST HARPLERİN EŞİĞİNDE

1979’daki İran-Irak Savaşını “Kölelerin savaşı” olarak değerlendiren Genel Başkanımız Aykut Edibâli o yıllarda Ortadoğu konusunda bakın neler söylemişti:

“… Bu bölgede, Osmanlı devletinin bölge üzerindeki kontrolünü yitirmeye başladığı dönemlerden bugüne kadar ihtilâflar, huzursuzluklar ve savaşlar eksik olmamıştır. Osmanlı devletini yıkmak, ülke zenginliklerini yağma etmek emelindeki yabancı güçler, işte bu yıllardan beri bölgeyi kundaklamakta, bölgedeki toplulukları birbirine vuruşturmakta başarılı olmuşlardır…

Diğer taraftan İsrail’in varlığı, vatanlarından kovulmuş Filistinlileri silahlanmaya iten tek sebeptir. Yurtlarını kaybetmiş insanların, en tabiî haklarını ele geçirmek için, silahlanmadan başka çareleri yoksa bölgede barıştan bahsetmek, haksız, adaletsiz ve gayr-i insani bir barışı savunmak anlamına gelir.

Kısacası, Ortadoğu’da devam eden ihtilaflar ve bu ihtilafların  belirgin ifadeleri olarak görülen harplere takılmış isimler ne olursa olsun, Ortadoğu petrollerinin kontrolünü ele geçirmeye çalışan süper güçlerin oyunundan başka bir şey değildir.

Böyle emperyalist savaşlar serisine Türkiye’nin karışmasına asla gerek yoktur. Taraflardan birinin tarafını tutmaya asla lüzum yoktur. Türkiye, zamanı gelince  taraflar arasında uzlaşma ve barış teşebbüslerine girebilir. Sadece insani maksatlarla, bu emperyalist harbin zararlarını asgariye indirecek insani ve Hayri teşebbüslerde bulunabilir.”

Aykut EDİBALİ, Bayrak Dergisi, 1980, s.533

Etrafımız ateşle çevrili. Suriye’de, ve birçok İslam memleketlerinde yaşananları hep birlikte seyrediyoruz. Her gün yüzlerce insan ölüyor. Çocuklar çiçekken soluyor. Düğün evlerine, cenaze kortejlerine bombalar yağıyor. Ortadoğu; kan, barut ve gözyaşı girdabında kıvranıyor. Bu kara günlerin kapıda olduğunu aklı erenler canhıraş bir çığlıkla haykırmıştı seneler evvel.

YUGOSLAVYA DRAMINDA GERÇEK BİR GÜN ANLAŞILACAKTIR

“… Yugoslavya’nın sınırları içinde bulunan halkların mevcut idareden memnun olan bölümü ile, Yugoslavya statükosunun devamında menfaati olan süper güçlerin pek önemli bir meseleyle karşı karşıya bulundukları bir gerçektir. Elbette Adriyatik sahillerine serpilmiş bulunan toplulukların birlikte yaşamayı isteyip istemedikleri, Yugoslavya statükosunu sürdürmeye niyetli olup olmadıkları önemlidir. Ancak daha da önemlisi, bu halkların mutluluk sağlayan bir düzeni kurup kuramayacaklarıdır. İnsanların mutluluğunu sağlayan tek sistemin İslam olduğu tarih deneyinden geçmiş bir gerçek olduğuna göre, Yugoslavya meselesi, Yugoslavya’daki iç çekişmelerin, bu ülkeyi; Batı, Rusya ve Türkiye karşısında nasıl bir tavır almaya sürükleyeceği sorusunda düğümleniyor…

Osmanlı fütuhatı, bugün çok iyi biliniyor ki, maddi ve teknolojik üstünlük yanında, sosyal ve manevi erişilmezliği, insancıllığın cezp edici yüceliği sebebiyle gerçekleşmiş ve asırlar boyu hakimiyetindeki toplulukları sulh içinde yaşatmıştır. Bu, bugün ortaya konması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.

Bir gün Batı ve Doğu, Güstav Le Bon’un dediğine gelecektir. ‘Balkanlarda huzuru tesis için Osmanlı devletinin güçlenmesine ihtiyaç vardır.’ Bu gerçek anlaşılmak üzeredir.”

Aykut EDİBALİ, Bayrak Dergisi, 1980, s.537

Güstav Le Bon’un teklifi hâlâ geçerli değil mi? Geçtiğimiz yıllarda Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika Afrika’nın huzur bulması için lâzım olan şeyin “Osmanlı Commenvelti” olduğundan bahsetmedi mi? “Osmanlı Milletler Topluluğu kuralım” teklifinde bulunan Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika’dır.

TÜRK MİLLETİ KADER YILINI YAŞIYOR

“ Ülkelerin kaderlerinin düğümlendiği tarih anları vardır. 1980 yılı da Türkiye için böyle bir tarih anı olacağa benzemektedir. Çok defa insanlar tarihi bir değişim anında yaşadıklarını fark etmeyebilirler ve umumiyetle bir neslin, bir devletin hatta yönetim gurubunun veya liderin tercihi, kritik karar anında artık tarihin tercihi anlamına gelir. Tarih bu tercih doğrultusunda seyreder.”

Aykut EDİBALİ, Bayrak Dergisi, 1980, s.545

Aykut Edibali bu yazısında; Çin’e yapılan akınlarda, Çinliler gibi yerleşmek gerektiğini savunanların Çinlileştikleri, doğru karar verenlerin yaşamaya devam ettikleri, Budist olmak ya da Türk kalmak tercihine Bilge Tonyukuk’un isabetli kararıyla Türk Milleti’nin Budist olmaktan kurtulduğu, Musevilerle temas eden Hazar’daki bazı Turani kavimlerin Musevileştikleri, Peçeneklerin, Hungarların, Bulgarların ve Kumanların tedricen Hıristiyan oldukları, Talas ırmağında verilen tarihi kararla Türklerin İslam’ın sancaktarı haline geldikleri belgeleriyle açıklamıştır.

Gün Talas’da verilen tarihi karar sahip çıkma günüdür.

DİNLEYİN İNSANLAR!

“Şüphesiz ki İslam insanlara kurtuluş getirir dünyada ve ahirette ama kendisine lâyık olanlara, inanalara ve onun hükmüne boyun eğenlere. Onu yaşayabilen toplumlar ise bu dine inanmasalar bile, insanlara hiçbir düzenin getiremeyeceği huzur ve faydayı sağlar.

Bugün de, onu bir kenara itmiş insanlarımıza çağrısını sunuyor. Yarın da sunacak. Çünkü o kurtuluş kılavuzudur. Herkes, her sistem, her program O’na muhtaçtır. Onun büyüklüğü önünde eğilmelidir.

Bu sese kulak vermeliyiz:

‘Allah’a ve resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Aksi halde içinize korku düşer ve kuvvetiniz ( şevketiniz, şanınız, devletiniz) elden gider.)’ Kur’an 8/46 Enfal Sûresi”

Aykut EDİBALİ, Bayrak Dergisi, 1980, s.548

KUDÜS ESİR BİR ŞEHİR OLAMAZ

“…Bugün İsrail’in Kudüs’ü ve eski İsrail topraklarını bir istirdat, bir hakkın asıl sahibine iadesi olarak kabul etmesi saçmadır. Dünyayı tersine döndürmek kabil olsaydı, dünya nasıl bir hercümerçle tanınmaz hale gelirdi. Kızılderililer Amerikan imparatorluğu kurarlar, bugünkü Amerikalı beyazları topraklarından sürerler veya ufak bir kolonide yaşamalarına müsaade ederlerdi. Akdeniz’de Doğu ve Batı Roma imparatorlukları kurulur, İtalyanlar bugün Akdeniz üzerinde hak iddia ederlerdi. Osmanlı İmparatorluğu ihya ediliverir üç kıta yedi deniz üzerindeki topraklarda hak iddia ederdi.

Kudüs ve diğer mübarek yerler meselesi çok özel bir önem arz etmektedir ve farklıdır. Mesela Roma Katolikler için, Tibet Budistler için muhteremdir. Oysa Kudüs hem Yahudiler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar için mübarek bir yerdir…

Sözümüz şudur; şimdilik İsrail’in aldığı bu kararın uygulanamayacağına inanıyor ve yeryüzünde hiçbir Müslümanın İsrail’in çizmeleri altında bir Kudüs görmeye tahammülü olmadığını hatırlatmak isteriz.”

Aykut EDİBALİ, Bayrak Dergisi, 1980, s.549

MİLLET PARTİSİNİN KILAVUZLUĞU

Sitemizde bu yazıları okuyanlar yıllar önce yazılmış yazıların yeniden gündeme getirilmesine ne gerek var” diye düşünebilirler. Gelin, bu sorumuzun cevabını ünlü devlet ve siyaset adamımız Nizamülmülk versin:

“Siyaset; vuku muhtemel bir hadise başa gelmeden evvel tedbir alma sanatıdır. Hadise olup bittikten sonra tedbir almak ise ahmaklıktır.”

Önemli olan olayları doğru değerlendirerek, zamanında teşhis koyabilmektir. Vücudumuz kangren olup, hastamız öldükten sonra hastalığını bilsen ne olur, bilmesen ne olur? Yaramıza merhem sürmeyen, derdimize derman bulmayan, reçetesi isabetsiz ve ilacı yanlış olan bir doktor belki bir hastayı öldürür, zararı bir aileye dokunur ama toplumsal olayları tahlil edemeyen, millet bünyesine sirayet etmiş cerahati göremeyen liderler ve yöneticiler ise bir toplumun mahvına sebep olurlar. İşte bu yüzden kıymetlidir yıllar önce yazılan, söylenenler.

Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın diliyle söyleyecek olursak; “Allah’ım! Sen bizi havasız, susuz ve vatansız bırakma.”

Bayrağı elden bırakmayan, duayı dilden  düşürmeyen ve aşkı gönlünden çıkarmayan gönül erlerine selam olsun…

bir yorum bırakın