İslam Rönesansı

İSLAM DÜNYASI ÇAĞDAŞ DÜNYANIN ÇOK GERİLERİNDE KALMIŞTIR!

Türkiye’miz Ve mensubu bulunduğumuz İslam dünyasına baktığımızda ülkelerin şiddet, fakirlik, cehalet ve kavga bataklığında yüzdüğünü görürüz.

Dünyanın zengin, mamur, gelişmiş, barış ve adaletin hakim olduğu ülkeler katarında bir Müslüman ülkesi yok gibidir. Zenginlik, güç ve bilim, adalet, hukuk hürriyet ve diğer manevi değerlerle birlikte ne yazık ki İslam ülkelerini terk etmiş, ileri batı ülkelerine göç etmiştir.

TEK YOL İSLAM RÖNESANSI

Bugün, yeryüzü Müslümanlarının vebal altında kalmasına sebep olan bu hazin durum, Müslümanlara onursuzluk, yenilgi, bunalım ve pişmanlık getirmektedir.

İslâm dünyasının akılını başına toplaması için vakit tükenmektedir. Bu makus talihin bir an önce ve kesinlikle yenilmesi şarttır! Sonuç olarak Türkiye Ve İslam ülkeleri için bir tek yol kalmaktadır. O da İslam Rönesans’ıdır. Kısacası Müslümanlar çağın gerisinde kalmış toplumsal ve medeni yaşayışlarını bir an önce, ıslah etmek mecburiyetindedirler.

BATI MEDENİYETİ İSLAM MEDENİYETİNDEN DOĞMUŞTUR!

Şaşırtıcı bir gerçektir ki bugün bütün dünyayı etkisi altında bulunduran batı medeniyetinin temelleri yüzyıllar önce Müslüman bilim, sanat ve düşünce adamları tarafından atılmıştı.

Bu gerçek, ne Batı’da ne de İslam dünyasında gereken ilgi ve kabulü görebilmiştir. Şok edici gerçek şudur! Müslümanlar yüzyıllar önce bütün dünyaya bugünkü medeniyeti hediye etmişlerdi.
Çağdaş batı medeniyeti, İslam medeni¬yetinden doğmuş bir medeniyettir. Şüphesiz ki Batı medeniyetinin kaynağı olan İslam medeniyetinden öncede bir takım eski medeniyetler vardı. Hind, Çin, Mezopotamya, Mısır ve Grek medeniyeti gibi mede¬niyetler. Bunlardan bir takım elemanlar batı mede-niyetine aynen veya şekil değiştirmiş olarak geçti. Ancak bu elemanlar bir medeniyetin kurucu unsuru olamadılar. Ve olamazlardı da.

AVRUPA MEDENİYETİNİN TARİHSEL ANALİZİ!

Batı medeniyetinin tarihsel analizini yaptığımızda şu gerçekleri görürüz. Bugün batı medeniyetinin kurucusu olarak kabul edilen Avrupa milletleri Roma topraklarına girişleriyle birlikte devlet zoruyla Hristiyan yapıldı ve Kiliseye bağlandılar.
Hristiyan oluşları ile birlikte Latince veya Grekçe konuşan iki devlet kilisesine ruhlarını ve beyinlerini emanet ettiler. Böylece Batı medeniyeti dediğimiz Avrupa medeniyeti oluştu. Bu medeniyet üç değer temeline dayanıyordu. Roma hukuku, İncil ahlakı ve Grek felsefesi. İşte batı medeniyetinin temeli böyle bir sac ayağı idi. Avrupa; haçlı seferlerinin bitiş tarihi olan 13. asra kadar tam bir sefalet, perişanlık, cehalet ve karanlık içinde bocaladı kaldı.

AVRUPA’NIN ASIRLAR SÜREN KARANLIK ÇAĞLARI!

Ancak bu asırdan itibaren Avrupa milletleri gelişme yoluna girebildiler. Batı medeniyetlerinin hiç birinde bulunmayan harika bir gelişim faktörü batı mede¬niyetine bir aşı olarak karıştı.

Gelişmenin başlatıcısı, düzenleyicisi ve yöneticisi olan ve İslam medeniyetinin en belirgin medeniyet unsuru olan, bilimsel düşünce, üç asır süren haçlı seferleri sonucunda, sarsılan İslam dünyasından, batıya göçtü.

Bilimsel düşünce batı toplumlarının kültüründe kök saldı, kurumlaştı ve 17. asırdan itibaren de meyvelerini vermeye başladı. Kuvvet dengesi İslam dünyasının aleyhine bozulmaya başladı. Kısaca Batı İskender’den itibaren tam 2000 sonra medeniyet yoluna girebildi.

KARANLIK ÇAĞLARA SON VEREN IŞIK İSLAM!

Batı medeniyetinin asırlar süren karanlık çağları son buluyordu. Batıyı büyük bir gelişme hamlesine iten hadise ise haçlı seferleri sırasında bilimsel düşünce ve metotlarının batıya geçmesi ve batı kurumları tarafından benimsenmesi idi.

KUR’AN’IN BÜTÜN MEDENİYETLERE IŞIK TUTAN ÖZELLİĞİ!

Bilimsel düşünce ve metotlarının İslam’ın daha özel olarak ifade etmek gerekirse, Kur’an’ın insanlığa hediyesi olduğu gerçeğini dile getirmemiz gerekir.

Bu hakikatin delillerini şöyle söyleyebiliriz. Her şeyden önce Kur’an tabiata bak¬mamızı ister. Tabiatı araştırmamız, incelememiz ve deney yapmamız, muhtelif Kur’an ayetlerinde buyu¬rulur. Kur’an deney ve gözlemi emreder. Ve bu yolla bulunacak hakikatler, Allah’ın varlık delillerinin başında zikredilir.
Gözlem ve deneylerden bilimsel kanuniyetlere bizi götüren tümevarımcı düşünce metodu ancak tevhid inancının sonucu olabilir. İnsanı kurtuluş ve mutluluğa götüren iman ancak bilimsel ve pozitif düşüncenin sonucu olursa makbuldür. Mü’min Allah imanını bir delile dayandırmalıdır. Kur’an gelenek ve görenek Müslümanlığına önem vermez, muteber de saymaz.

KUR’AN’IN MUHTEŞEM METODOLOJİSİ!

Kur’an’ın emrettiği fikri eylemler! Gözlem ve deney, akıl yürütme (istikrar metot) iman dua, ibadet, kulluk, uygulama ve murakabe…

Bir parçası olduğumuz evren Allah’ın yaratığıdır. Bütün evrende, eşi ve benzeri bulunmayan yüce yaratanın kanunları egemendir. Bu kanunlar yüce Allah’ın varlık ve birlik ayetleridir. Bunlar değişmezdir. Bütün eşya ve varlık alemi Allah’ı teşbih eder. Bu kainatı Allah insanın istifadesine uygun yaratmış ve donatmıştır. Ve insanoğlu tabiatta mevcut olan Allah’ın kanunlarını keşfetmek kabiliyeti ile donatılmıştır. Bu için insanoğlu kainatta geçerli ilim kanunları keşfedebilir ve kainata egemen olabilir.
Kur’an bilimsel düşünce ve metotlarını emrettiği içindir ki, ilk Müslümanlar bütün dünyayı etkileyen bir medeniyetin kurucusu oldular. Ve kurdukları medeniyetin bu harika elemanı, bütün medeniyetleri aydınlığa ve gelişmeye iten müthiş bir etki yaptı. Kısaca Kur’an bilimsel düşüncenin temellerini, ölçülerini ve ahlakını verdi. Ve Kur’an’dan aldıkları bu ilhamla ilk Müslüman bilim adamları harika bir medeni hamleyi başlattılar.

HAÇLI SEFERLERİN BATI’DA HAYAT VERİCİ, İSLAM DÜNYASINDA İSE DEHŞET VERİCİ ETKİLERİ!

Üç asır boyu süren haçlı seferleri ve bu seferlerin karşılıklı etkisi, iki medeniyet ve iki topluma tamamen ters etkiler yaptı.

Bu karşılıklı etkileme batıda, tarihini temelden değiştirecek bir gelişme başlangıcı olurken, İslam aleminde durmanın ve çöküşün başlangıcı oldu. Hristiyan batı için haçlı sefer¬leri karanlık orta çağların bitişini işaret ederken, haçlı seferler Türklerin olağan üstü fedakarlığına, siyasi ve askeri zafer ve dehalarına rağmen, duraklamanın, çöküş ve köleleşmenin de başlangıcı oldu.

İSLAM’IN BATI’YI AYDINLATAN UNUTULMAZ VE ÖLÜMSÜZ ETKİLERİ

Haçlı seferleri yoluyla Hristiyan Batı’ya kılavuzluk ve öğretmenlik eden Müslümanlardan ve onların hala süren etkilerinden bahsedelim.
İslam medeniyetinin haçlı seferler sırasında başlayan harika ve unutulmaz tesirleri birkaç yolla gerçekleşti.

1. Kur’an’ın tevhit düşüncesinin ilk basamağı olan, pozitif bilim ve düşünce metodu, doğrudan veya dolaylı olarak Batı’ya geçti.

2. O zamana kadar sihir, büyü ve felsefe ile karışık ve dağınık ampirik bilgiler toplamı halinde bulunan bilgiler, bağımsız bilimler haline yükseltildi, sistemleştirildi.

3. Bağımsız bilimler haline getirilip insanoğlunun yararına sunulan bilimlerin uygulaması halinde yeni teknikler ve sanat uygulamaları insan aleminin yararına sunuldu. Mesela tıbbın uygulama alanları eczacılık, klinik tecrübeleri, çok geliştirilmiş hastane yönetim¬lerini sayabiliriz.

4. Ziraatın pek parlak uygulamaları, sulama teknik¬lerinin geliştirilmesiyle İspanya, Mısır ve Mezopotamya vb. yerlerde ziraat, tarihin en büyük verim ataşlarına sahne oldu.

5. Teknik ve sanat dışında Müslümanlar son derece faydalı binlerce buluşun öncüsü oldular. (kağıt, pusula, çek, viza, pasaport, evde pijama ve gecelik giymek, Türk kahvesi içmek gibi alışkanlıkların da)

İSLAM DÜNYASINDA GERİLEMENİN AMİLLERİ VE TARİHİN AKIŞINI TERSİNE ÇEVİREN KUTSAL (I?) KATLİAMLAR (HAÇLI SEFERLERİ)

Haçlı Seferleri sırası ve sonrasında dünya çok önemli ölçü ve şekilde değişmiş ve bu savaşlar sırasında yer yüzünü baştan sona değiştirecek yeni kuvvetler ortaya çıkmıştır.

Batıyı ve İslam dünyasını derinden etkileyen, asırlar boyu süren, etkileri hayatın bütün alanlarını kaplayan böylesine ısrarla sürdürülmüş imha, talan, soygun çabasının bir başka örneğini daha göstermek mümkün değildir. Haçlı Seferleri’nin son derece iyi düzenlenmiş evrensel boyutta ele alınmış bir kıyamet harbi ve imha savaşı olduğu, bugün çok iyi anlaşılıyor. Haçlı seferler 1095 tarihinden 1444 Haçlı- Osmanlı Varna meydan savaşına kadar sürdüğü kabul edilirse üç asra yakın sürmüştür.

HAÇLI SEFERLERİN ÖZELLİKLERİ VE DOĞURDUKLARI FACİALAR!

Kısaca haçlı seferleri, dünya tarihinin en uzun süren, hiçbir hukuki ve ahlaki kural tanımayan gerçek bir insanlık suçu sayılması gereken, savaş şeklinde sürdürülmüş, soygun, vurgun, soykırım, katliam ve yok etme hareketidir.

Bu yüzden çağdaş dünyada insanlar zaman zaman batı gizli bir haçlı seferin içinde midir diye sormaktan kendini alamamaktadır.
Ne yazık ki Batılılar, bütün erdemleri ayaklar altına alabilmişler, savaş hukukunun bütün kurallarını çiğnemişler, Kudüs’te insan eti yiyecek kadar aşağı taşabil inişlerdir.

HAÇLI SEFERLERİN SONUÇLARI:

1- HAÇLI SEFERLER BATI-İSLAM İLİŞKİLERİNİ ZEHİRLEMİŞTİR

Haçlı seferlerin ilk ve daimi kalan sonucu iki dünya arasına korkunç bir düşmanlık ve nefretin yerleşmesine sebep olmuş ve İslam-Batı ilişkilerin kelimenin gerçek anlamında zehirlemiş olmasıdır.

Anadolu’ya Türklerin gelişi ve ilerlemesi, Haçlı seferleri için bütün Hristiyanlık aleminin ayaklandırılması için tahrik kampanyasının başlatılması için yetti.
Doğu Roma imparatorluğu 1071 den sonra, Türklerin Anadolu’dan sürülmesi için çağrıda bulundu. Kendini Roma imparatorluğunun varisi sayan Roma Katolik kilisesinin başı Papa bu haksız çağrıya hemen cevap verdi ve kiliselerde, bütün Hristiyanları Türkler aleyhine kutsal savaşa çağırdı. Milyonlarca Hıristiyan’ı cennet vaadiyle, kutsal topraklar hayaliyle canavarlaş¬tırdı, kanlı katiller ve haydutlar haline getirdi.

2- HAÇLI SEFERLER İSLAM DÜNYASININ MALİ, TİCARİ SÜPER HEGEMONYASINI KIRMIŞ VE ALEMŞÜMUL SONUÇLARA SEBEP OLMUŞTUR!

Anadolu ve Mısır’ın, Ortadoğu’nun dünya endüst¬rileri ve ticaret merkezi olma özelliği sona eriyor. Doğu Akdeniz’in İpek Baharat Yolu’nu kontrol eden ticaret merkezlerinin kurulmasıyla, Müslümanlar’ın dünya ticaret hegemonyası kırılıyor. Urfa, Kudüs, Lübnan vb. yerlerde, Haçlı kontluklar kurularak İslam’ın Doğu Akdeniz’de Dünya ticaretini kontrol etmesi ve bu ticaret merkezinin Avrupa’ya sunduğu İslam endüstrisinin malları kumaştan baharata, silahtan kokuya kadar Avrupa’da ürünleri kapışılan üretim tez-gahlarının kârını azaltmaya başlıyor. Kısaca İpek ve Baharat Yolu üzerinde bulunan tüm ticaret ve endüstri merkezleri zayıflar. Kısaca zenginlik el değiştirmeye başlayacaktır. İslam dünyasının tekelini Kudüs’te indirdiği darbe ile ile kıran Batı, Doğu Akdeniz kapısını nispeten uzun sayılabilecek süre tutar ve zenginleşir. İslam dünyası ile ipek, baharat yolunun. Akdeniz limanlarını ele geçiren, batı ticaretinde rol oynayan Ceneviz ve Venedik gibi İtalyan şehirleri, işte
Batı, dünya ticareti sayesinde süratle zenginleşiyorlar ve bu zengin¬lik Rönesans’ın ekonomik kaynağını oluşturuyor. Kar payları azalan Ortadoğu Müslüman ticaret ve sanayi içinde nispî bir zayıflamanın etkilerini araştırmalıyız. İslam Dünyası’nın parçalanması ve ekonomik bunalıma düşmesinde işte bu dört asır süren bu kıyamet ve imha savaşının rolü apaçıktır.
Avrupa’da Rönesans hamlesini gerçekleştiren burjuva sınıfı haçlı seferleri ile ortaya çıkar ve güçlenirken, İslam dünyasını fakirlik Konya’dan Kaşgar’a, Kazan’dan Kabil’e kadar dalga dalga sarmaya başlayacak. Ve bunun sonucu olarak İslam ülkelerinin teker teker siyasi hakimiyetlerini kaybe¬derek, köleleşmesi devri 18 ve 19. Asırlarda başla¬yacaktır.
Haçlı Seferleri şümulü bakımından dünya çapında etkili olmuştur. Haçlı Seferleri’ni düzenleyenleri birkaç kasaba keşişinden ve haçlı seferlerini rasgele düşmanlık ve yersiz kin duyguları sanmak şu ana kadar sürdüre geldiğimiz tahrikleri, cahil Avrupa kitlelerini tahriki olarak ele alınamaz. Bu dünya ölçeğinde ele alınan bir Kıyamet savaşı ve cihan çapında ele alınan asırlar boyu süren bir savaş olmuştur. Evrensel bir yok etme savaşıdır. Asırlar sürmüştür.
Gerçek bir dünya sulhüne kadar Haçlı saldırılarının -silahlı veya silahsız- sürdürüleceği söylenebilir. Bu taassubun en son örneklerini Bosna’da, Kıbrıs’ta, Filistin’de gördük.

3. Haçlı Seferleri Şümul bakımından cihan çapında düzenlenmiş bir savaş olmuştur.

Haçlı Seferleri’ni yöneten Vatikan ve ondan geri Kalmayan Bizans, Hı¬ristiyan Avrupa milletlerini Kudüs’e yönlendirirken aynı merkez Moğol-Tatar Dünyası’nda iki hedef güdü¬yordu. Bunlardan birincisi bu dünyanın Hristiyanlaştırılmasıydı. Tatar ve Moğol kitleleri üzerinde Çalışarak batı Hunların bakiyelerini Hristiyanlaştırabildiler. Macarlar, Kumanların bir kısmı ve Gagavuzların Hristiyanlaştırılması gayretlerini bu açılardan da incelemek gerekir. Kilisenin ikinci hedefi ise Tatar, Moğol ve Türk hakanlarını, Ortadoğu’daki Müslüman askeri ve siyasal güce karşı kışkırtmak için çaba gösterdiler. Hülagu’nun sarayında Marko Polo, Özbek Han’ın Cizvitlere hediye ettiği Manastır binası Kumanca İn-ciller ve sözlükler meraklıları için tarihin hazine değe¬rinde sırlarını çözecek hakikat avcılarını bekliyor.
Kısaca Roma ve Bizans Türk-Moğol dünyasını Hıristiyanlaştırmak için çok çaba sarf etmesi, bunda da yer yer başarılı olmuştur, ister Hristiyan yapabilsin, ister yapamasın bütün gücünü öncelikle sağladığı başarılarla İslam dünyası ve Türk dünyasının liderliğini yapan Anadolu Türklüğünün askeri, siyasi gücünü zayıflat¬mağa ve yok etmeğe yönelmiştir. Haçlı seferleri ve sonrasında, Moğolların İslam Kültür ve Ticaret Mer¬kezleri’ni insafsızca imha etmeleri, Haçlı sürülerinin meydana getirdiği felaketleri aratmamıştır.
Özetle Haçlı Seferleri, Batı’dan Haçlı Seferleri’nin, doğudan Moğolların gelişmiş ve zengin İslam şehir-lerinin imhasına yönelmiştir.

BİLİM SEFERLERİNİN KAHRAMAN MÜCAHİTLERİ NEREDESİNİZ?

İŞTE HEDEFLERİNİZ VE ÇÖZMENİZ GEREKEN SORULAR!

Bu gerçekler ne kadar hayret verici ve insanlık dünyası ve özellikle batı dünyası için çok yeni ve kabul-lenilmesi zor keşifler ve hakikatlerse de çok katlı ve karışık olan mukadder sorunun ancak bir kısmının cevabını içermektedir. Mukadder soru şudur! Nasıl oldu da asırlar boyu hastalık, fukaralık, cehalet ve dini taassup pençesinde kıvanan batı, Kur’an’dan ilham alan İslam medeniyetinin etkisiyle, tarihinin en büyük medeniyet hamlesini gerçekleştirebildi?
Avrupa medeniyetinin, evrensel bir batı medeniyeti haline gelmesinin ekonomik, demografik, dini, felsefi, askeri, politik bütün sebeplerini incelemek zorundayız. Cahil sürülerin nasıl medenileştiklerini ve birkaç asır içinde dünyanın efendileri haline gelişlerinin sırrını incelemeliyiz, işte size İslam düşüncesinin ve Türk düşüncesinin çok hayati ve pratik sorusu. Bu mukadder soru tabanının özetlenmesidir. Bu sorunun devamı da aynı ölçüde hayati ve nefes kesecek kadar caziptir! Bu gün Batı medeniyeti, insanlığın problemlerini çözebilecek durumda mıdır?
Batı medeniyetinin, başka medeniyetlerle teması nasıl sonuçlanabilir? Medeniyetler arası ilişkiler mutlaka çatışma biçiminde mi olur ve bu kaçınılmaz mıdır? Aynı şekilde, Kur’an’a dayanan İslam medeniyet hamlesinin hangi sebeplerin etkisiyle yavaşlayıp durduğu ve güçten düştüğünü de aynı şekilde incelememiz, sebeplerini göstermemiz gerekmektedir?
Kur’an’ın, tarihleri boyunca evrensel bir varlık gösterememiş bir topluluğu, pek kısa süre içinde dünya tarihini değiş¬tirecek bir medeniyet kurucusu haline nasıl getirdiğinin incelenmesi de nefes kesen bir araştırma, bir düşünce destanı ve harika bir bilimsel keşif yolculuğudur! İslam Medeniyeti’nin nasıl doğduğu, geliştiği, ve zayıfladığını öğrenmemiz gerekiyor. Çağın yeni bir medeniyet aradığı bu dönemde, hem kendimize hem de batıya ve bütün insanlığa yardım etmek için, bu bilime ihtiyacımız var!

ÖNERİ BEKLİYORUM

Ve artık bu bilim ve düşünce seferlerini düzenlemek hak görev ve sırası Müslümanlardadır! Müslümanlar, özellikle Türkler bu bilim seferleri ve bu seferler vesi¬lesiyle yeni keşiflerde bulunamaz ve söz konusu soruları aydınlatamazlarsa, liderlikleri fenersiz yola çıkan ace¬mi yolcunun akıbetinden farklı olmayacaktır. Pişman¬lık, çaresizlik ve mağlubiyetten kurtulmaları ancak tesadüflere kalacaktır.
Bu düşünce fırtınası hakikat, gelişme ve bereket yağmurları getirecek, bundan önce¬likle Türkiye ve İslam dünyası yararlanacaktır. Biz bereketli düşünce fırtınasının, asırlardan beri İslam dünyasının kültürünü, ekonomisini ve hayatını çökerten atalet ve kaosa son vermesi için gereken bütün tedbirleri almak zorundayız.
Milyarların gönül ve beyinlerinden başlayacak gerçek avcılığına ve hakikat seferine çağırıyorum. Bu konunun hayati önemini müdrik olarak büyük projeler düşünmekte, planlamakta ve hazırlamaktayız. Bütün vatandaşlarım¬dan ve dindaşlarımdan katkılar, öneriler bekliyorum.

İSLAM DÜNYASINDA MEDENİ HAMLE NASIL DURDU VE İSLAM DÜNYASI NASIL GERİLEDİ?

Düşünce seferinin birinci durağına geldik. Yolculu¬ğun ikinci safhasında kendi öz medeniyet ve kültürü-müzün topraklarında sefer edeceğiz! İslam’ın medeniyet hamlesini inceleyeceğiz!

Tek Çözüm İslam Rönesans’ı

Bu bağlamda Türkiye yol ayrımındadır, yani yeni tercihlerle karşı karşıyadır.
Karşılaşılan sorunlara;
Ya yalnızca geçmişte yapılmış çözümler ile direnmek, yani geçmişte yaşamak, yeni çözümler üretmemek,
Ya tarihi birikim ve tecrübeleri inkar, bugünü yüceltmek, aslından uzaklaşmak, başkalarına özenti ile yaşamı sürdürmeye çalışmak,
Ya da tarihi birikimlerden yararlanıp güncel sorunları bugünün şartları ve imkanları ile çözüme kavuşturmak.
Tercihimiz üçüncü madde olmalıdır. Bugün Türkiye’nin oluşturduğu demokratik ve laik model Batılıların İslam dünyasına yönelik emperyalist politikalarının taşıyıcısı olmamalıdır.
Artık aslı bize ait olan ilkeleri, çağımızın ulaştığı bilgi birikimini ele alma ve bayraktarlığını yapmak zamanı geldi. İslam Rönesans’ının belirtileri görülüyor. Çağdaş uygarlık milletimize yakışıyor. Medeniyetlerin sentezi ve dünyada barış ve mutlulu¬ğu sağlamak tecrübe ve birikimine sahip tek milletiz. “Muhteşem Türkiye” ideali gerçekleşecek ve hem İslam dünyasına, hem de insanlığa beklenen barışı ve mutluluğu suna¬caktır. Muhteşem Türkiye sevdalıları¬na Kur’an’ı ve onun yorumcusu olan Resul’ü örnek almak, Türk milli mücadelesini ve önderinin gayretleri¬ni anlamak, bilgiye yönelmek, ev¬rensel hukuku geliştirmek, laik ve demokratik bir Rönesans’a kılavuzluk etmektir.
Çözümün yolu gayet net: Maddi ve manevi bilimlere dayanan laik ve hukukun üstünlüğü¬nü ve insanlığın yücelişini sağlayacak demokratik ve kerim devlettir. Bunun adı İslam Rönesans’ıdır. Bu alanda yirminci yüzyılın son çeyreğinde Türkiye siyasetine yön veren Millet Partisi ve lideri Sayın Aykut Edibali’nin geliştirdiği projeler ve yetiş¬tirdiği kadrolar ile İslam Rönesans’ı meşalesi yanmıştır. Harekete geçilmiştir. Hayırlı olsun.