0 713

Tezahüratlarla yıkılan, “Liderimiz Edibâli” sesleri ile çınlayan “Arı Sineması”da, büyük bir tevazu ile yürüyen genç yiğidin adı Aykut Edibâli’dir. Yeni bir çağın müjdesini vermek için kürsüye ağır ağır yürür, asra ve yenilgilere meydan okurcasına. Hakk için batıla meydan okuyuşun en gür sesi yükselecek birazdan salonda… Yıl 1978, altın harflerle kazınacak o günde tarihin yazacağı bir konuşma başlar, yeni bir çağ açılır…

O büyük lider, asrın büyük âlimi kürsüye çıkınca nefesler kesilir. Sükun eder yeryüzü…

“Kardeşlerim” der… Ne ‘üyeler’ der, ne de ‘arkadaş’…. ‘Müminler ancak kardeştir’ emrine uyar Koca Türk… “Lideriniz de belli, mürşidiniz de belli. Ben sizin mütevazi ağabeyinizim…” Hak davasının kıyamete kadar lideri Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa’dır. Tüm dünya bunu bilsin. Biz, Muhammedül Emin’in ahir zaman ümmetiyiz. Bu davanın sahibi daima zafer kazanan ve mutlak galip olan Allah, lideri Hazreti Muhammed’dir. Mücadelecilerin imanı, heyecanı, aşkı ile yıkılır o salon. Dakikalarca susmaz Mücadeleciler. Aslında o günden sonra bir daha hiç susmadılar. Engellenmeye çalışıldılar, ihanete uğradılar ama susmadılar, yılmadılar, yorulmadılar. Liderlerini yalnız bırakmadılar. Sebat ettiler, Hakkı söyleyip sabrı tavsiye ettiler. Allah onları susturmasın. Onlar bu çağın umududur. Asrın sahabeleri derler onlara. Mücadeleciler ve liderleri Hakkı söyler… Hakkı savunur.

Bir Mücadeleci yıllar sonra konuşurken, “Yüreğimizdeki coşkuyu dindirmek için alkışlamak yetmiyordu, günlerce avuçlarımın sızısı dinmedi. Heyecandan bayılanları gördüm o salonda. Sanki yeryüzünün kalbi orada atıyordu.” diyordu…

“Görmüyor musunuz, önde Peygamber yürüyor. Ben nasıl olur da at sırtında sefer ederim.” diyen atasının izinden inkılaba yürür Edibâli. O, görürmüşçesine, yarın hesap verecek şekilde yaşayanlardandır. Bu satırları yazan kul şahittir. Onun öğrencileri, “kardeşleri” şahittir, zaman şahittir. Edibâli Hakk’a adadı ömrünü…

Yüzbinlerin ağabeyi olmak fedakarlık ister. Onu yarı yolda bırakıp gidenler hakkında dahi asla kötü konuşturtmaz. Daima tövbe etmeyi ve emanete ihanet etmemeyi tavsiye eder. Her birimiz hesap vereceğiz der.

Edibâli, yıllar sonra emek verip büyütüp yetiştirdiği kardeşlerini kandırıp çalanlara, davaya zarar verip emanete hıyanet edenlere kürsüden; “Bağrımı Karacaahmet Mezarlığına çevirdiniz. Ama vallahi ve billahi dönmeyeceğim. Vakit tazece ‘Bismillah’ deme vaktidir.” diye haykırır. Dinleyenlerin dizleri üstüne çöküp hıçkırıklarla ağladığını gördü bu gözler. Vazgeçmiyordu Edibâli. Yeniden meydan okuyordu kürsüden, köhne asrın maddeye, makama, güce tapan çürümüş evlatlarına, sömürücülere uyup davadan cayanlara, davanın zaferi gecikince insanları iğdiş edenlere. Edibâli yolundan sapmadı, o koca çınarın gölgesinde büyüyen evladı şahittir! Arz ve Arş şahit olsun, Edibâli bir an yolundan sapmadı, Allah’ın izniyle sapmayacak!

Hani diyordu ya o; “Hiç kimse kalmasa yanımda, üniversitenin kapısına dikilirim ve davamı anlatırım, bir daha teşkilatı gençlerle kurarım.” Şimdi vakit, yeniden aşk ile ‘tazece bir besmele’ vaktidir. Vakit, derin bir nefes alıp, gür ses ile yemin etme vaktidir. Davaya, Hakk’a…

Bizler, yılmadan 60 yıl yürüyen ‘Dava Adamı’, ‘inkılâpçı’, ‘teşkilatçı’ Edibâli’nin öğrencileriyiz. Bize düşen, yeryüzünün neresinde, hangi şart altında olursa olsun, yüzümüzü Allah’ın davasına dönmektir.

İşte, önümüzde zalimlerin, emperyalistlerin talan ettiği, yıkılan Türk İslam şehirleri. İşte yerle bir edilen Halep, işte çalınan Kırım ve orada az ötede evlatları öldürülen Urumçi, esaret altındaki Kudüs, Rum’un Enosis kıskacındaki yeşil Kıbrıs…

Ülkemizde mi? Bu saydığımız iller Türk’ün ilidir, öncelikle bunu bilmeli. Türk’ün ili Edirne’den Kars’a uzanmaz. Allah’ın olan yeryüzünde adaletin ve hürriyetin emredilmesi gereken her yer Türkiye’ye bağlıdır. Türk’ün ezan okuduğu il ebediyen Türkiye’dir! Şu an elimizde kalan anayurt, Anadolu’da ise sahte bir lale devrinde borç batağına saplanmış ama sefa sürdürülen, en kutsalları istismar edilen bir dönemden geçiyoruz. Konuşmaktan bile korkulan, adaletin askıya alındığı, kimsenin konuşmaya cesaret edemediği baskı ve zulüm yılları. Görev Mücadelecilerindir. Onlar sadece Allah’tan korkar. Onlar konuşur. Ne ilk baskı dönemidir bu, ne son olacak.

Artık Mücadeleciler taşıdıkları emanetin ne kadar büyük olduğunu hatırlamalı. Millî iktidarı kuracak Millet Partisi’nin ne kadar hızlı şekilde teşkilatlanması gerektiğini fark etmeli gerçek Mücadeleciler. Yeryüzü İslam Rönesansı ve Muhteşem Türkiye’yi bekler. Karanlığa gömülmüş, ne aradığını bilmeden, umutsuzca Rabbini arayan Batı medeniyeti, özüne dönmüş İslâm’a muhtaçtır. Türk İlleri, hürriyet ve istiklal için küllerinden doğarak yeniden inşa edilmiş Türk Medeniyetine muhtaçtır. Türk Milleti, bilse de bilmese de umudun naçiz bedeninde vücut bulduğu Edibâli’nin gür sesini bekler. Türk illeri gerçek liderini bekler.

İnsanlık, Türk Dünyası ve İslam Dünyası’na rehberlik edecek Muhteşem Türkiye Medeniyeti’nin kuruluşu ile huzura kavuşacaktır. Muhteşem Türkiye’yi ancak gerçek inanç, bilgi ve samimiyetle yoğrulan Bilge Lider Edibâli ve kadrosu kuracaktır.

Gerçek Mücadeleciler, bir dönem belirli yurtlarda kalanlar değildir. Büyük Türk Milleti’nin kadim davasının zaferine iman eden, her türlü zorluğu aşıp ahde vefa gösterenler ve al sancak için, yeryüzünde Hakk’ın şanını yaymak için, kaybedilen vatan topraklarının istiklali için, millî iktidarı kurmak için cehd edenler, uzaktan yakından Hakk’ın davetini ilk defa duyduğunda koşup gelen Türk Milleti’nin şerefli evlatları gerçek Mücadelecilerdir. Mücadele ne eskilerindir ne yenilerin. Mücadele bâkidir.

Biz şahidiz, Edibâli ve onu yalnız bırakmayan ‘kardeşleri’ hakkı savunurlar. Onlar, ömürlerini davaya adadılar.

Selam olsun, davasına ömrünü veren cefakar, çileli kahramanlara, davaya dün katılıp ‘Kalu Bela’dan bilenlere, ömrünü vakfetmeye yemin edenlere…

0 315

Bir zamanlar, millî değerlere bağlı, inancının gereği gibi yaşamak isteyen insanlar, özel şirketlerin kurduğu televizyon kanallarının yayınını çok fazla eleştirmişti, haklı olarak…

İnsan aklını bile hayrete düşürecek yalanların, insan aklıyla dalga geçen yayınlarda kurgulanan programların gerçek gibi anlatılmasına isyan etmemek elde değildi o zamanlar. Ama Türk Milleti hiçbir zaman günümüzdeki kadar büyük yalanların içerisinde yaşatılmadı. En kutsalları istismar edilerek bu kadar aldatılmadı.

Bir şehrin öteki ucundan koşup gelen ve Hakk’ı haykıranların nasibinde belki taşlanmak vardır, olsun. En yüce şereftir bu. Toplulukların içinde Hakk’ı ve adaleti tavsiye eden bir zümre olduğu müddetçe yeniden diriliş için umut vardır. Biliriz… Artık, toz pembe bir hayal dünyasından, bir ölüm uykusundan uyanma vaktidir.

“Gör Milletim!”, sana gerçek diye sunulan bu yalanları. Uyan, bak şu ülkene, önyargısızca bir düşün, ya yalan söylüyorsa en çok güvendiklerin.

Düşün, ya “Osmanlı’yı yeniden kuruyoruz” diye televizyonlarda Ertuğrul Gazi’nin cihadını boş zaman eğlencesine, propaganda oyuncağına çevirme cüretini gösterenler, gerçekte Süleyman Şah’ın mezarına bile sahip çıkamayan, ardına bakmadan kaçıranlarsa. Süleyman Şah’ın kemikleri kabri yakılıp yıkılsa sızlamazdı. O, Hakk’ın neferiydi. Korkaklık onun mirasına ihanettir. O, ne ölümden korkardı, ne de düşmandan. Ya kıraatine meftun olduğun, “bizim oğlan da heybetli” diye gururlandığın adam Siyonist emperyalizmin uşaklarının kurguladığı, Türk İslâm coğrafyasını talan eden, kan gölüne çeviren Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olmak hesabı ile Türk Milleti’nden af ve özür dilemesi gerekmez mi? Aziz millet evladı, Hakka inan, O’na bağlan ve kim hakkı söylüyorsa ona inan. Biz, bizden olan ehil emir sahiplerini görevde görmek isteriz.

Sadece Allah’ın sözü tartılmaz. Yalan söylüyor, “liderimiz hatasız, o yanılmaz, yenilmez” diyenler, -haşa!- yanılmaz olan bir tek Allah’tır.  Kalabalıklardan korkma, zalimden korkma, gerçeği söyle. Söyleyemiyor musun? Özgür değil misin kendi vatanımızda. Hakkı söyleyemez miyiz? Sadece bir olan Allah’ın iradesinin önünde eğilmeye hakkıyla hürriyet deriz biz. Rabbimizden başka hiçbir iradeyi koşulsuz tanımamayız. Tüm dünya dikilse de karşımıza, dönmeyiz. Biz, sadece hesap gününden çekiniriz. Biz hürriyet isteriz.

İnsanlar korkutuldu, sindirildi… Kimin hapse girdiği belli değil, hapse girenlerden suçunu bilen yok. Kimin hapisten ne zaman çıkıp yeniden servet ve makam sahibi kılındığı belli değil. Adalet midir bugün uygulanan… Biz, adil olanların iktidarını isteriz.

Adalet, iktidarın görüşlerini uygun bulmadığı kişilerin infaz edilmesine yarayan bir sistem midir? Yeryüzünde adaletle hükmedilmesini sağlayan Büyük Türk Milleti adına adaleti tesis eden âlimler teşkilatının hali nedir… “Türkiye’de hâkimler var!” dedirten millete ne oldu? İstanbul’u feth eden, Sultan Mehmet Han’ı bile yargılayan, “Bir tuğ ağır basar” diye kralları dize getirenlere bile gereğinden fazla unvan vermeyen yöneticilerin ülkesi bugünleri hak etmiyor. Dürüst bir yönetim isteriz.

Adaleti terk eden milletlerin haline bir bakmak gerek. İnşa edilen onlarca yeni hapishane mi adaleti sağlayacak, yoksa devasa adalet sarayları mı? Adaleti, adil ve tarafsız mahkemeler sağlayabilir ancak. Galeyana gelmiş, kışkırtılıp korkutulmuş kalabalıkların ateşi sönsün diye insanların infaz edilmesinin bedeli yeni kavgalar olabilir ancak. Milleti bir arada tutan mutabakatı ancak adaletle sağlayabiliriz. Düşmanını da, hakanını da adaletle yargıladığı için, adil olduğu için bu millet dünyayı yönetti bir zamanlar. Öyle adaletli bir yönetim gerek ki; sadece suçluları değil masumları da yakan “fitne ateşini”, millet evlatlarının kendisi gibi düşünmeyen kardeşlerine duyduğu kini söndürsün. Dosta olduğu gibi düşmana bile adaletle hükmetmek gerek yeniden. Bugün adil bir yönetim mi görevde, düşünüp karar ver. Biz adalet isteriz.

İktidarı ele geçirip, iktidarda iken yolsuzluklara, zulümlere imza atanlar, iktidara mahkumdur. Kaybetmemek için her şeyi yaparlar. Bağımsızlığı kaybettirilen, eğilip bükülen sahte adalet, sadece yönetimdekiler gibi düşünmeyenleri cezalandırmak, iktidarı ele geçirenlerin yolsuzluklarını aklamak için de kullanır maalesef. Her birimiz hesap vereceğiz, bilmek gerek ki bu dünyadaki hesap çok daha kolay. Hesap veren, dürüst yönetim isteriz.

Rızkını Allah’tan bekleyen ve alnının teriyle çalışan sebatkâr, hamd etmesini bilen Büyük Türk Milletine ne oldu! Ne zaman el açar oldu? İktidarını korumak için, millete bankamatiklerden rüşvet dağıtmak, kömür dağıtmak mıdır sosyal devlet anlayışının gereği. Düşün millet evladı, hak edilmeyen lokma yenmez, haramdır! Karşılıksız para almaya alışanın ‘koşulsuz emir’ de almaya alışacağını bilmez misin? Bu devlet, iktidarın geçici olarak emanet edildiği kişilerin mülkü değildir. Hakk’a tapan Aziz Millet unuttu mu, mülkün kime ait olduğunu!

Yollar ve köprüler yapılıyor diye övünmek ne büyük densizlik! Milli Mücadele destanının yazılmaması karşılığında da rüşvet teklif etmişti şu ‘medeni’ Batı. Her rüzgarda Allah diyen “ay-yıldız” dalgalanmasaydı, Ezanı Muhammedi sussaydı, İngilizler çok da güzel yollar köprüler yapardı! Mandacıların adeti imiş “Frengin inşa edeceği demir yollarını anlatıp durmak”. “Yunan galip gelseydi” diyen planlı meczupların akıl hocalığının dalaleti, belki de kudret zehirlenmesinin hezeyanıdır altyapı çalışmalarını milletin başına kakmak. Makamları emanet alanlar, millete hizmet etmek zorundadır… Bu hizmetler yapılmak zorundadır, yapılmazsa hesap sorulur. Tabii bu hizmetleri kimin, hangi haksız bedelle inşa ettiği de sorulmalı…

Hani yıllar önce, tepeden inme yönetim kurgularından biri olan bir politikacı, istismar yolunun öncüsü de övünürmüş, milletin  geleceğini ipotek altına alarak devleti onlarca yıl borçlandırarak çektiği kredilerle yandaşlarına yaptırdığı köprüleri ve yolları ile… Bilge Lider Edibâli, tokat gibi bir cevap vermişti, “Köprüleriniz yollarınız, seçim zaferleriniz sizin olsun. Bu milletin kaybettirilen umudunu, gençliğini geri verin.” diye.

Yalanlarla ve sanrılarla kurgulanan nevrotik bir dünyada sahte galipler olabilir. Olsunlar, boştur. Tarihin pek çok diliminde diktatörler, zalimler görmüştür insanlık. Her zalim çöker, her zulüm sonunda kaybolur. Bu Hakk ve batıl savaşının doğası gereğidir. Biz, bu yangının kendiliğinden sönmesini beklemeyeceğiz. Galip olan Hakk’tır. Hakk’ın davası asla sahipsiz kalmayacaktır.

Bil millet evladı, yalanlarla inşa edilen sahte gündemlerin dünyası, gerçek dünyayı görmeni engelliyor.  Aldatmacaların sahnesini yıkıp atınca zihninde göreceğin dünya seni korkutmasın. Umutsuzluğa kapılma, hâlâ zafere inananlar var. Sen de onlara katıl. Bu dünyanın nizamını sadece Türk Milleti’nin köklerine bağlı kalanlar düzeltecek. Hakka dayanan hiçbir zafer yürüyüşü kahir ekseriyetin coşkusuyla olmadı yine öyle olacak. Seni davet ettiğimiz bu yürüyüşte şan ve şöhret olmayacak. Bu çaba, toz pembe düşlerle uyutulan, ölüme sürüklenen millet evlatlarının ikazı içindir. Bilmelisin ki; hakaretlere, aşağılamalara, tehditlere göğüs gererek yürüyeceğiz.

Sonu mu… Zaferdir, Hakkın rızasıdır. Milletin bekasıdır. Uzundur bu yol. Ama inanırsan mutlaka ve mutlaka zafer senindir. Bizimdir, Milletimizindir.

Yaşasın Hürriyet! Yaşasın İstiklal!

0 3275

SAYIN ERDOĞAN FEDERASYON HAYALİNDEN VAZGEÇİNİZ! KANLI HAYALİ TETİKLEYEN HAİNLERE ALDANMAYINIZ


Sayın Erdogan, nereden aklına estiyse “Eyalet yapısı hızlı kalkınmayı getirir. Osmanlıya baktıgımız zaman o güçlü Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan eyaletleri vardı. Osmanlı Kürdistan, Lazistan. Bizim bunu dememize gerek yok. Bizim coğrafi bölgelerimiz var buna göre ortaya koyabiliriz” diye konusmus. A mübarek adam bu lafın iler tutar bir yeri var mı? Hiç Osmanlı Imparatorlugu ile Türkiye Cumhuriyeti bir ve aynı siyasi yapı mı?

0 1519

ERDOĞAN VE DEMİRTAŞ HASTALANDI,                 GRUP TOPLANTILARINI İPTAL EDİLDİ, KAÇIRILAN VATANDAŞLARIN TESLİMİ GERÇEKLEŞMEDİ.

AKP’nin analar ağlamasın kan dökülmesin sloganıyla herkesi katılmaya ve destek vermiştik.  Barış gibi mübarek bir kelime, “analar ağlamasın, kan dökülmesin” gibi herkesin katılacağı bir dua ve dilek herkesin dileği değil miydi? AKP’nin İmralı çocuk katili üzerinden gerçekleştirmeyi planladıkları silah bıraktırma çabaları AKP’ye göre İmralı belgelerinin sızdırılıp yayınlanması sonucu kesilmişti. AKP bu sızdırma işini süreci sabote etmek amacıyla tapılmış bir sabotaj olarak yorumluyordu. Sızdırmayı kimler ne amaçla yapmıştı? Ama garip o sızdırma işinin İmralı açılımında önemli aktörlerden biri sayılan BDP tarafından yapılmış olmasıydı. Tartışılmakta olan sızdırma konusunda açıklamaların yapılacağı iki partinin grup toplantısı da Sayın Erdoğan ve Demirtaş’ın ani rahatsızlıkları sebebiyle ertelendi. Geçmiş olsun diyoruz. Aynı şekilde İmralı sürecinde planlanan ve muhtelif vesilelerle teröristler tarafından kaçırılan vatandaşlarımızın teslimi gerçekleşmek üzere Erbil’e giden heyet eve dönüşü gerçekleştirememiş ve teröristlerle yakışıksız ilişkileri ve propaganda kokan davranışları milleti rahatsız etmişti.

0 1784

“HER TÜRLÜ  MILLIYETÇILIĞI AYAKLAR  ALTINA  ALMIŞ BIR PARTIYIZ?” DEMEK NEYIN NESI?

Bu söz size tanıdık gibi mi geldi? Elbette! Bir sözcük değişikliği ilebu söz Hazreti Peygamberin (s.a.s)  bütün Müslümanlarca bilinen,  ünlü veda konuşmasının, bir sözcük değişikliği ile virgülüne kadar aynısıdır. Hazreti Peygamberin bir sözünü, üstelik kaynak da belirtmeden ve hele, eğip bükerek nakletmek ne doğrudur. Belki de bütün Müslümanlarca bilinen, aşağı yukarı tüm Müslüman evlerinde, evlerin duvarlarını süsleyen İslam’ın ve insanlığın aziz peygamberi son haccında 120 bini aşkın mümine söylenmiş inci sözler… Bu sözlerden bir dizi.. Peygamber efendimizin ayaklarımın altındadır dediği yanlış adetler ve alışkanlıklar insanoğlunun hayatından kayboluyor, tarih oluyor… Peygamberimizin “ayaklarımın altındadır” dediği cahiliye bidatlerinden birisi kavimcilik hastalığı… Asırlardır süren Mekke putperestliği ve kavimciliğinin kudurganlaştığı yersiz bencillik putunun diğer putlar gibi yerle bir edilişi… (Bu işin İslami değerlendirilişi yanında dünyevi değerlendirişi ayrı bir husus.