Millî Mutabakat Milletin İttifakıdır, Politikacıların Değil!

0 306

Neden Tüm Millî Kavramlarımız İstismar Ediliyor?

15 Temmuz 2016 günü Türkiye’de pek çok şeyin değiştiği, değiştirilmesi için fırsat bilinen ortamların oluştuğu, oluşturulduğu gündü. Hâlâ o günün tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Çünkü ortada o güne dair ‘destan’ belgeselleri dışında, nesnel gözleme ve delillere dayalı bir rapor maalesef yok.

Büyük Türk Milleti’ne, sadece bu aziz milletin değil Ortadoğu’daki ve İslâm dünyasındaki pek çok milletin güvenliğinin teminatı kahraman Türk Ordusuna verdiği büyük zararlar ortada. Bu lanetli ve sadece millet düşmanlarına yarayan darbe girişiminden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal ortamının iktidara verdiği akıl almaz yetkiler sebebiyle bir sabah uyandığımızda bir gün öncesinde terörist ilan edilenlerin kahraman olduğunu, kahraman diye madalyalar verilen, taltif edilenlerin itirafları sebebiyle, esasında terörist ilan edilenlerin arasında olduğunu öğreniyoruz. Terörist ilan edilen bazı kişiler etkin pişmanlık yasasından faydalanarak elini kolunu sallayarak cezaevinden çıkıyor.

Kanun Hükmünde Kararnamelerin nasıl çıktığı, kanunların nasıl yazıldığı, anayasanın kapsamı, anlamı ve diğer tüm kodifikasyon süreçleri, usulleri sadece kanun yapıcıların ve kanunların gereğini yerine getirmekle meşgul ve mesul hukukçuların ilgileneceği bir konu mudur? Elbette hayır. Çünkü kanunların yazılı ve genel geçer hale gelmesi, süreçlerinin birinin diğeri yerine geçmesi için ‘önemsiz ve hukukçuların ilgi alanı’ denemez. Pek çok insan fark etmese de toplumu bir arada tutan mutabakatın temelini kanunlar ve onların nasıl yazıldığı oluşturur. Kanunlaşma sürecinin toplumun tamamı tarafından muteber kabul edilmesi, toplumun görünmez, üstü örtülü, yazılı olmayan mutabakatının temelini oluşturur. “Bir Türk vatandaşı olarak, mensubu olduğu Büyük Türk Milleti adına hüküm verecek ve adaleti koruyup kollayacak bir devlete sahibim, bu devletin şaşmaz bir adalet sistemi var, kendi hakkımı aramak için haksız oldukları halde güçlü olan kişi ve kişilerle amansız mücadelelere girmeme gerek yoktur.” düşünceleri bireylerin kendilerini toplumun mensubu saymalarının, devlet otoritesine tabi olmalarının sebebidir.

Kanunların en önemli özelliklerinden birisi, kanunun bilinmemesi uygulanmasına engel olmamasıdır.  Vatandaşlar, tabi oldukları devletin kanunlarını bilmek zorundadır. Ancak ülkemizin şu anki durumunda, devletin başındakilerin ağzından çıkan hangi keyfi lafının kanunlaştırılacağı, hangi kanunların ne zaman mülga ilan edileceği, ne zaman yargılama süreci devam eden kişilerin suçlu ilan edilerek mahkeme salonuna  suçlu kıyafetleri ile çıkarılacağı belli değil. Kanunların bu değişken ve bilinmez halinin vatandaşlar üzerinde oluşturduğu etkiyi “korku imparatorluğunun” dayanaklarından biri olarak kabul edebiliriz.

Hangi kanunun değişeceğinin bilinmediği, kimin dost kimin düşman olduğunun bilinmediği ortamda  maalesef Büyük Türk Milleti birbiri ile kavga ettiriliyor. Millet evlatlarının adalete, devlete ve birbirine olan itimadı zayıflatılıyor, toplum için her kutsal, muteber kavram kirletiliyor. Neden? İktidar için… Sadece o koltuklarda kalmak için. Çünkü, iktidarda iken hesap verilemeyecek işlere imza atanlar, maalesef o koltuklara mecbur, mahkum ve tapar hale gelirler. Buna kudret zehirlenmesi de diyebiliriz.

Kudret zehirlenmesi, iktidar koltuklarının, bulundukları dünyevi mevkilerin yanıltıcı parıltısı uğruna her şeyi söyleyebilecek demagogların geldiği sondur. Bu kişiler, kendilerinde var olduğuna toplumu inandırdığı tansık, yani insanüstü yetenek ve özelliklerinin olduğu yalanının laneti altındadır. Kudret zehirlenmesi, istidraç sürecinin son adımıdır maalesef. Hâmânların yağcılıkları ile kör olan gözlerin görmediği felakettir. “Karizmatik ve insanüstü” diye ululanan liderin, elitist grubun kendilerini iktidarda tutan ‘karizma’ tarafından zehirlenmesidir.

Bugünlerde, iki parti arasında “millî ittifak” sağlandığı söyleniyor. Unutmamak gerekir ki genel başkanlık makamında bulunmak, bir partiyi genel kurula ve o partiyi kuranlara danışmadan başka bir partiye ilhak etme kararının meşru sayılması için yeterli değildir. Gerçek anlamda ‘millî ittifak’, iki parti genel başkanının el sıkışması ile sağlanamaz. Millî Mutabakat için gerekli olan şey milletin ittifakıdır. Bilinmeli ki Anadolu Birliğini ilk sağlayan güç de budur. Milletin kendi mukaddesatı etrafında toplanmasıdır. Millî Mutabakat, bir şekilde oy veya sayı çoğunluğunu eline geçirenin kefenin diğer tarafında kalan vatandaşlara zulmetmesi, kendisi gibi düşünmeyenleri terörist, vatan haini ilan etmesi anlamına gelmez. Millî mutabakatın neticesinde doğacak ‘gerçek demokrasi’ bir çoğunluk zulmü değildir. Aksi de millî mutabakatta mevzu bahis değildir. Yani, bir şekilde iktidara tebelleş olan elitist grubun toplumu kendi istediği gibi evirebileceği anlamına gelen bir kavram da değildir.

Şu anda politikacıların dilinde dolanan, ‘millî ve yerli’ olduğu iddia edilen ‘ittifak’ için pek çok tanımlama, sıfat bulmak mümkün olsa da büyük Türk Milleti’nin özlediği ve beklediği “Vatanseverlerin, müktesebatı bir olanların millî davalar için bir araya gelmesi”nden çok seçim kaygısı ile dün küfürler sıraladığı politikacı ile koltuk pazarlığı anlaşması yapması diyebiliriz.

Bahsettiğimiz kudret zehirlenmesinin, felakete gidişin çözümü esasında basittir. Samimiyetle tövbe edip emaneti ehline bırakmaktır. Bu ehil kadro ise aziz Türk Milleti’nin bağrından çıkacak ve sadece bu milletin köklerine bağlı olanların iktidarıdır.

Millî İktidarın vazgeçilmezi
Millî Dış Politikadır

Türkmenli’nde yeni oyunlar kurgulanıyor. ABD ve Rusya ile ilişkilerde gelinen son nokta dehşet vericidir. ABD-Türkiye ilişkilerini yönetemeyen iktidarın, Türkmeneli’nde 30.000 teröristten müteşekkil bir ordu kurulacağının ilan edilmesi karşısındaki azci kabul edilemez. ABD’nin bu sefer planını küstahça ve dalga geçercesine ilan etmesinin önlenememesi anlaşılamaz. Ve bu yaşananı büyük ve beklenmeyen bir olay zannetmek, Rusya’yı can kardeşi sanmak kadar acınasıdır. Olan olduktan, yangın çıktıktan sonra,  devleti temsil edenlerin vahim yalpalanmalarını, keyfi ve fevri çıkışlarını devlet adamı ciddiyetiyle izah edebilmek mümkün değildir. Nasıl olur da Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin mührünü taşıyan bir kişi başka bir devlete hakaretler yağdırır ve sadece olaylar gerçekleştikten sonra bağırmakla yetinir. Binlerce yıllık devletimizin dış politikası kürsü bağrışmaları ile mi yönetiliyor! Eğer bu esip gürlemeler, yaklaşan seçimler için kurgulanan koltuk ittifakı öncesinde ‘seçmene selam’ ise, bedeli Türkmeneli’ndeki masum Müslümanların kanı olur. Bu vebal ödenemez.

Bir diğer ihtimal de ABD ile köprülerin tamamen atılmış olmasıdır. Buna da bir tek kişi ‘öylesi hoşuma gitti’ diye karar veremez! Ya da Rusya’nın asırlık planlarını uygulamak için ecdad kanıyla sulanan Türk yurdu, İslâm diyarı Türkmeneli’nde Moskofa mı hizmet ediyoruz. Ya da ABD Türkiye’yi bir yem olarak mı kullanmayı planlıyor. BOP için Türkiye’ye biçilen ve eş başkanı tarafından kabul edilen rol ise ‘Türkiye Model’ idi. Türkiye’nin, millî emelleri ile alakası olmayan bu planda, bilerek ya da bilmeyerek Büyük İsrail Projesine hizmet edilmesine asla müsaade edilemez.

Millî İktidar, Büyük Türk Milleti’nin yüzlerce yıllık şanlı mazisinin kazanımları ve mukaddesatının çizdiği kurallar çerçevesinde, kadim davasının kendisine yüklediği görevler uyarınca gerçekleşecek millî mutabakatın neticesinde doğacaktır. Millî iktidar kurulduğunda, ‘Muhteşem Türkiye’ manevi sınırları içerisinde kalan, şehit kanları ile sulanan mübarek coğrafyayı yaşam alanı olarak kabul edecektir. Ve o gün sadece bu iklimin çocukları dost bilinecek. O gün ne Rusya’dan, ne ABD’den ne de hiç bir emperyalist devletten medet umulması düşünülemez. Millî İktidar, bir işgalcinin diğerine evla kabul edilip onun dümen suyunda sürüklenmeyi kabul etmeyenlerin iktidarıdır. Millî dış politika, ancak bu milletin has evlatlarının iktidarında, Muhteşem Türkiye’de aklın, tarihin ve bilimin rehberliğinde çağa yeniden yön verecek dirayet ile uygulanacaktır.

Benzer yazılar

0 1056

Yorum Yazın

Bir yorum yazın