Millî Siyasetin Ağabeyi, Dava Adamı Edibâli

0 598

Tezahüratlarla yıkılan, “Liderimiz Edibâli” sesleri ile çınlayan “Arı Sineması”da, büyük bir tevazu ile yürüyen genç yiğidin adı Aykut Edibâli’dir. Yeni bir çağın müjdesini vermek için kürsüye ağır ağır yürür, asra ve yenilgilere meydan okurcasına. Hakk için batıla meydan okuyuşun en gür sesi yükselecek birazdan salonda… Yıl 1978, altın harflerle kazınacak o günde tarihin yazacağı bir konuşma başlar, yeni bir çağ açılır…

O büyük lider, asrın büyük âlimi kürsüye çıkınca nefesler kesilir. Sükun eder yeryüzü…

“Kardeşlerim” der… Ne ‘üyeler’ der, ne de ‘arkadaş’…. ‘Müminler ancak kardeştir’ emrine uyar Koca Türk… “Lideriniz de belli, mürşidiniz de belli. Ben sizin mütevazi ağabeyinizim…” Hak davasının kıyamete kadar lideri Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa’dır. Tüm dünya bunu bilsin. Biz, Muhammedül Emin’in ahir zaman ümmetiyiz. Bu davanın sahibi daima zafer kazanan ve mutlak galip olan Allah, lideri Hazreti Muhammed’dir. Mücadelecilerin imanı, heyecanı, aşkı ile yıkılır o salon. Dakikalarca susmaz Mücadeleciler. Aslında o günden sonra bir daha hiç susmadılar. Engellenmeye çalışıldılar, ihanete uğradılar ama susmadılar, yılmadılar, yorulmadılar. Liderlerini yalnız bırakmadılar. Sebat ettiler, Hakkı söyleyip sabrı tavsiye ettiler. Allah onları susturmasın. Onlar bu çağın umududur. Asrın sahabeleri derler onlara. Mücadeleciler ve liderleri Hakkı söyler… Hakkı savunur.

Bir Mücadeleci yıllar sonra konuşurken, “Yüreğimizdeki coşkuyu dindirmek için alkışlamak yetmiyordu, günlerce avuçlarımın sızısı dinmedi. Heyecandan bayılanları gördüm o salonda. Sanki yeryüzünün kalbi orada atıyordu.” diyordu…

“Görmüyor musunuz, önde Peygamber yürüyor. Ben nasıl olur da at sırtında sefer ederim.” diyen atasının izinden inkılaba yürür Edibâli. O, görürmüşçesine, yarın hesap verecek şekilde yaşayanlardandır. Bu satırları yazan kul şahittir. Onun öğrencileri, “kardeşleri” şahittir, zaman şahittir. Edibâli Hakk’a adadı ömrünü…

Yüzbinlerin ağabeyi olmak fedakarlık ister. Onu yarı yolda bırakıp gidenler hakkında dahi asla kötü konuşturtmaz. Daima tövbe etmeyi ve emanete ihanet etmemeyi tavsiye eder. Her birimiz hesap vereceğiz der.

Edibâli, yıllar sonra emek verip büyütüp yetiştirdiği kardeşlerini kandırıp çalanlara, davaya zarar verip emanete hıyanet edenlere kürsüden; “Bağrımı Karacaahmet Mezarlığına çevirdiniz. Ama vallahi ve billahi dönmeyeceğim. Vakit tazece ‘Bismillah’ deme vaktidir.” diye haykırır. Dinleyenlerin dizleri üstüne çöküp hıçkırıklarla ağladığını gördü bu gözler. Vazgeçmiyordu Edibâli. Yeniden meydan okuyordu kürsüden, köhne asrın maddeye, makama, güce tapan çürümüş evlatlarına, sömürücülere uyup davadan cayanlara, davanın zaferi gecikince insanları iğdiş edenlere. Edibâli yolundan sapmadı, o koca çınarın gölgesinde büyüyen evladı şahittir! Arz ve Arş şahit olsun, Edibâli bir an yolundan sapmadı, Allah’ın izniyle sapmayacak!

Hani diyordu ya o; “Hiç kimse kalmasa yanımda, üniversitenin kapısına dikilirim ve davamı anlatırım, bir daha teşkilatı gençlerle kurarım.” Şimdi vakit, yeniden aşk ile ‘tazece bir besmele’ vaktidir. Vakit, derin bir nefes alıp, gür ses ile yemin etme vaktidir. Davaya, Hakk’a…

Bizler, yılmadan 60 yıl yürüyen ‘Dava Adamı’, ‘inkılâpçı’, ‘teşkilatçı’ Edibâli’nin öğrencileriyiz. Bize düşen, yeryüzünün neresinde, hangi şart altında olursa olsun, yüzümüzü Allah’ın davasına dönmektir.

İşte, önümüzde zalimlerin, emperyalistlerin talan ettiği, yıkılan Türk İslam şehirleri. İşte yerle bir edilen Halep, işte çalınan Kırım ve orada az ötede evlatları öldürülen Urumçi, esaret altındaki Kudüs, Rum’un Enosis kıskacındaki yeşil Kıbrıs…

Ülkemizde mi? Bu saydığımız iller Türk’ün ilidir, öncelikle bunu bilmeli. Türk’ün ili Edirne’den Kars’a uzanmaz. Allah’ın olan yeryüzünde adaletin ve hürriyetin emredilmesi gereken her yer Türkiye’ye bağlıdır. Türk’ün ezan okuduğu il ebediyen Türkiye’dir! Şu an elimizde kalan anayurt, Anadolu’da ise sahte bir lale devrinde borç batağına saplanmış ama sefa sürdürülen, en kutsalları istismar edilen bir dönemden geçiyoruz. Konuşmaktan bile korkulan, adaletin askıya alındığı, kimsenin konuşmaya cesaret edemediği baskı ve zulüm yılları. Görev Mücadelecilerindir. Onlar sadece Allah’tan korkar. Onlar konuşur. Ne ilk baskı dönemidir bu, ne son olacak.

Artık Mücadeleciler taşıdıkları emanetin ne kadar büyük olduğunu hatırlamalı. Millî iktidarı kuracak Millet Partisi’nin ne kadar hızlı şekilde teşkilatlanması gerektiğini fark etmeli gerçek Mücadeleciler. Yeryüzü İslam Rönesansı ve Muhteşem Türkiye’yi bekler. Karanlığa gömülmüş, ne aradığını bilmeden, umutsuzca Rabbini arayan Batı medeniyeti, özüne dönmüş İslâm’a muhtaçtır. Türk İlleri, hürriyet ve istiklal için küllerinden doğarak yeniden inşa edilmiş Türk Medeniyetine muhtaçtır. Türk Milleti, bilse de bilmese de umudun naçiz bedeninde vücut bulduğu Edibâli’nin gür sesini bekler. Türk illeri gerçek liderini bekler.

İnsanlık, Türk Dünyası ve İslam Dünyası’na rehberlik edecek Muhteşem Türkiye Medeniyeti’nin kuruluşu ile huzura kavuşacaktır. Muhteşem Türkiye’yi ancak gerçek inanç, bilgi ve samimiyetle yoğrulan Bilge Lider Edibâli ve kadrosu kuracaktır.

Gerçek Mücadeleciler, bir dönem belirli yurtlarda kalanlar değildir. Büyük Türk Milleti’nin kadim davasının zaferine iman eden, her türlü zorluğu aşıp ahde vefa gösterenler ve al sancak için, yeryüzünde Hakk’ın şanını yaymak için, kaybedilen vatan topraklarının istiklali için, millî iktidarı kurmak için cehd edenler, uzaktan yakından Hakk’ın davetini ilk defa duyduğunda koşup gelen Türk Milleti’nin şerefli evlatları gerçek Mücadelecilerdir. Mücadele ne eskilerindir ne yenilerin. Mücadele bâkidir.

Biz şahidiz, Edibâli ve onu yalnız bırakmayan ‘kardeşleri’ hakkı savunurlar. Onlar, ömürlerini davaya adadılar.

Selam olsun, davasına ömrünü veren cefakar, çileli kahramanlara, davaya dün katılıp ‘Kalu Bela’dan bilenlere, ömrünü vakfetmeye yemin edenlere…

Benzer yazılar

0 603

Yorum Yazın

Bir yorum yazın