Sınırlarımız Dışında Kalan Kardeşlerimize Sahip Çıkalım

Sınırlarımız Dışında Kalan Kardeşlerimize Sahip Çıkalım!

Son dönemde Türk Milleti’nin gündemini meşgul eden, büyük acılara sebep olan Türkmeneli’ndeki hadiseleri değerlendirmeden, yaşanan olayların irdelemesine geçmeden önce belirtmek gerekir ki bölgemizde yaşananlar sahadaki askeri operasyonların çok ötesindedir. Bu yaşananlar ideolojilerin çatışmasının sonucudur. Siyaset, derin bir düşünce, doğruyu ortaya koyma, görünenin arkasını görme sanatıdır. Buna “basiret” denilir. İlerleyen bölümlerde, “Hak İdeoloji”ye hizmet eden, “millî siyaset” kuramı uyarınca hareket eden bir iktidarın neler yapması gerektiğini irdeleyeceğiz. Askeriye de dahil tüm vasıtalar siyasetin emrinde, devletin temel akidesinin hizmetindedir. Devletlerin siyaseti ve ona bağlı unsurları düzenlemek için başvurduğu temel öğretilerine ideoloji de denilir. Savaş; siyasetin, dolayısı ile de hizmet ettikleri ideolojilerin en belirgin çarpışma alanıdır. Kaçınılmaz olarak siyaset savaşı da yönetir, yönetmek zorundadır. Bu bakımdan gerçek zafer, doğru siyasetin ürünüdür.Türk Milleti Aciz, Yardım İster Halde Yaşayamaz!

Mücadelemiz sürecince Türk ve İslâm dünyasının asırlık meselelerinin çözümü için çaba gösteren pek çok lider, ayrım gözetmeksizin dostumuz oldu. Her zaman Türk İslâm dünyası liderlerinin yanında olduk, onları teşvik ettik, onlara yardımcı olmaya gayret ettik. Doğu Türkistan’ın liderlerinden rahmetli İsa Yusuf Alptekin Bey dostumuzdu. İsa Bey, bir İslâm Dünyası toplantısında, “Ezilen, baskı altında olan bir Müslüman ülkesi var, orayı da unutmayın! Doğu Türkistan, özlemle okuduğunuz Sahihi Buhari’nin yazarının memleketidir. Doğu Türkistan meselesini de gündeme dahil edin.” der. Gündemi belirleyen kongre sekreteri “Ne hazin bir durumdur karşılaştığımız. Siz sadece kendi meselelerini çözmekle kalmayıp dünyayı yöneten insanlardınız. Şimdi “Doğu Türkistan” meselesinin gündeme alınması için başkalarından ricada bulunuyorsunuz.” diyor. Söylenen acı da olsa maalesef doğrudur. Bu halden çıkılması için neler yapılması gerektiğinin incelenmesine geçelim.

Türk Milleti’nin; şanlı tarihindeki gibi dünya meselelerini çözen bir devlet olarak liderlik makamına yeniden oturması gerekmektedir. Türk ve İslâm dünyasında yaşanan sıkıntılar, milletimizin derin bir ölüm uykusunda olmasından ve aklını başına almamasından kaynaklanmaktadır. Artık Türk Milleti’nin tarihi sorumluluğu ile kim olduğunu hatırlaması ve tarihi misyonunun gereklerini yerine getirme vakti gelmiştir.

Mehmetçik Türkmeneli’nde

Sınırımıza kadar gelmiş hainlerin, alçakların, Türk milletinin düşmanlarının, din düşmanlarının, insanlık düşmanlarının oluşturmuş olduğu fesat yuvaları var. “Oluşmuş, oluşturulmuş” deyince tabi olarak akıllara “Neden oluşmuş?” sorusu gelecektir. İlerleyen bölümlerde bölgemizin nasıl bu hale geldiğinin ve çözümünün neler olduğunun cevaplarını arayacağız.

“Barış Pınarı” harekâtı ile şanlı ordumuz kadim Türk topraklarına girdi! Bin yıl Türk olan bölge, yüz yıl sonra Mehmetlerini bağrına bastı. Mehmetçiğin alın teri, özverisi, fedakarlığı ile kanı ve canı pahasına ortaya koyulan mücadelenin kalıcı, milli politikalarımıza uygun anlaşmalarla taçlandırılması gerekirdi.

Bölgemiz Nasıl Bu Hale Geldi?

Sınırımıza kadar gelen emperyalist ülkelerin projeleri, uygulanan hatalı politikalar yüzünden İslâm coğrafyası ve ülkemizde istikrarı bozmaktadır. Bu sömürgeci ülkeler, emellerine ulaşabilmek için etnik veya mezhepsel farklılıkları kullanarak iç savaşlar çıkartmakta ve onları körüklemektedirler. Türk Milletinin asırlar boyunca huzur içerisinde, adaletle yönettiği İslâm beldelerinde oluk oluk akan kan “Vekalet Savaşları”nın ürünüdür. Savaşan güçler, isimleri sürekli değişen terör örgütleri değildir. Savaşın esas sebebi, emperyalist ideolojilerin İslâm bölgesindeki rant kavgasıdır. Akan kan Müslüman kanı, yıkılan şehirler Türk – İslâm şehirleridir. Basiretsiz ve akılsız siyaset yüzünden kazananlar maalesef emperyalist devletlerdir.

Başta ABD ve Rusya olmak üzere pek çok devletin bölgemizdeki kanlı planları gereğince kurulan ve sınırsız lojistik destek sağlanan DAEŞ, YPG, PYD, PKK, giriştikleri terör eylemleri ile yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın evsiz ve yurtsuz kalmasına sebep olmuştur.

Amerika’sından Rusya’sına, Fransa’sından Almanya’sına kadar 55’ten fazla ülke, bölgemize bu örgütler aracılığı ile çöreklenmektedir. On binlerce tır silah ve mühimmat terör örgütlerine teslim edilmiştir. Büyük İsrail ve Büyük Ortadoğu kanlı projeleri gereği kanlı planlar uygulanmaktadır. Terör yapıları ile hayal edilen terör devletinin düzenli ordusunun kurulması hedeflenmektedir. Bölgemizin paylaşılması uzun süredir emperyalistler tarafından planlanmaktadır. Bugünlerde Osmanlı Cihan Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’nda parçalanmasından sonra, Türk Milletinin hükümranlık alanlarında kurulan suni Suriye ve Irak devletçikleri de parçalanmak istenmektedir.

Suriye’nin Toprak Bütünlüğü Türk Milleti’nin Önceliği Değildir

Bugünkü sınırlarımız 1. Dünya Savaşı’nın karanlık yıllarında dayatılan, cetvelle çizilmiş sınırlardır. Vatan topraklarımızın büyük kısmı zorla çalınmış ve üzerlerine suni, denetimli ihanet devletçikleri kurulmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Şanlı Kurtuluş Savaşı sonrasında “Misak-ı Millî’nin tam anlamıyla neden gerçekleştirilmediğinin hesabını” dönemin hükümetine haklı olarak sormuştur. Bilmeliyiz ki; Misakı Millî sürgündeki son Osmanlı Meclisi’nin silah zoru altında ilan edebildiği en asgarî hudutları işaret eder. Batı’nın ve Doğu’nun tüm vahşi barbar sürülerinin milletimizin üzerine çullandığı, en kanlı katliamlarla milletimizin mahzun evlatlarının yurtlarından sürüldüğü, vatanın ihanetlerle, işgallerle parça parça edilmeye çalışıldığı şartlardaki son hürriyet haykırışıdır, Misak-ı Millî. Ve Misak-ı Milli Türk Milletinin vatan parçalarının bir kısmıdır.

Kısa Süren Operasyon Nasıl Yönetildi

Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen terör koridorunu yerle bir etmek, güney sınırlarımızı tehdit eden terör faaliyetlerini ortadan kaldırmak amacıyla başlatılan “Barış Pınarı” harekâtının en kısa zamanda, en az zayiatla, zaferle sonuçlanması gerekmekteydi. Daha önce bölgede gerçekleştirilen yüze yakın harekâttan daha etkin sonuçlar alınmalıydı.

Ekim ayı ortalarında başlatılan operasyon ile Türk Milleti’nin bir zamanlar adaletle yönettiği coğrafyada, sadece birkaç ilçeye yeniden hâkim olunduğu haberleri veriliyor. Bu yapılan, çok büyük bir hadise olarak anlatılıyor. Yöneticiler, “Telabyad’ı aldık, falanca köyü kontrol ediyoruz, 3-5 kilometrelik hatta asker bulunduracağız.” diye demeçler veriyor. Devlet adamı mübalağa etmez. Başlatılan operasyon hakkında insanların konuşması engelleniyor, her fırsatta “birlik zamanı” diye dayatılıyor ama nasıl bir birlik istenildiğini sormak gerekir. Elbette devlette, dinde beraberiz, biriz. Mehmetçiğin acısında da biriz. Ama mukaddesler istismar edilerek, vatansever insanların parti faaliyetlerine “alkışçı” “yağcı” haline getirmeye çalışılması yanlıştır. Peygamberimiz; âlimlerin yağcılık, dalkavukluk yapmasının âlemin yıkılışı olduğunu işaret ediyor. Müslüman yağcılık yapamaz. Hele âlimin, bilenlerin yağcılığı büyük toplumsal felaketlerin sebebidir.

Türkiye’nin; Ne Suriye’nin Toprak Bütünlüğünü Koruma Görevi, Ne de Hesap Vermesi Gereken Bir Amiri Vardır!

Önümüzdeki soru şimdi ne olacağı, ne yapılması gerektiğidir. Hemen belirtelim ki birilerinin savunduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi görevimiz Suriye’nin toprak bütünlüğünü düşünmek ve korumak değildir. Gerektiğinde dünyanın her yerinde operasyon yapabilecek askeri unsurları bulundurmak elbette devletin görevidir. Ancak operasyonlar belirli amaçlarla gerçekleştirilir. Türk ordusunun Suriye’ye girmesinden sonra ne olacağı net bir şekilde belirlenmeliydi. Türkiye Cumhuriyeti ordusunun hiçbir toprak parçasını işgal etme niyetinin olmadığı, devletin gizli ajandasının olmadığı sürekli söyleniyor. Türk Milleti tarihi boyunca hiçbir zaman işgalci olmamıştır ve olmayacaktır. Yeryüzünde hükmü, adaleti sağlamak için de hiçbir dayatmayı, sınırı da kabul etmez. Ordumuz Türkmeneli’nde akan kanı durdurmak için bölgede olmalıdır.

Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için o topraklara gelindiğinin söylenmesi hatasından derhal vazgeçilmelidir. Türk Milleti’nin yöneticileri ne Trump’tan, ne Putin’den ne de başkasından korkmamalıdır. Devlet adamı yalnızca milletine bağlıdır. Kimseye hesap vermez. Yaranmaya, şirin gözükmeye çalışmaz. Devlet yöneticilerinin televizyon aslanlığı yapmasının hiçbir gereği yoktur. Yapılırsa da millet zarar görür, sonuç alınamaz.

Bir zamanlar Filistin meselesi de aynı hatalı üslupla ve dış politika ile çözülmeye çalışılmıştı. Kamuoyuna meselelerin halledildiği, çözüldüğü söylense de bütün acılarıyla Filistin Davası hâlâ kanayan bir yaradır. Başka bir acımız da Azerbaycan’ın beşte biri Karabağ hâlâ Ermeni işgali altında olmasıdır. Bu örnekler de bize göstermektedir ki asırlık millî davlarımızın çözümü için sadece hamasi söz değil, doğru icraatın devlet politikası haline getirilmesi ve istikrarlı şekilde uygulanması gerekir.

Süleyman Şah’ın Türbesi Ebedi İstirahatgâhına Taşınmalıdır

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti’nin tek ve meşru varisidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasıl olur da gizli bir terör örgütünü kendisine muhatap sayar. Ortada bir savaş yoktur, çünkü savaş iki devlet arasında olur. Büyük debdebeyle, akıl almaz şekilde televizyonlara beyanat verilerek yapılan askeri operasyonun aniden kesilmesi, ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmaların şüphe uyandıran ve Meclis tarafından onaylanmamış olması, anlaşmanın yangından mal kaçırırcasına yapılması, bölgede söz sahibi olmaması gereken Rusya’nın garantör ilan edilmesi, ABD’nin sanki bölge meselesinin tarafıymış gibi davranılması, terör yapılarının devletler gibi muhatap alınması, gerçekleştirilen bu harekatın amacı ile ilgili şüpheleri daha da arttırmıştır. Barış Pınarı harekatının amacı ne olduğu konusunda en ufak bir iz bırakılmamalıdır.

Süleyman Şah’ın sandukasının kaçırılmasında yapılan hatalar tekrar edilmemelidir. Hatırlayalım, zamanında Caber Kalesi’nin yıkılıp, Süleyman Şah’ın sandukasının korkakça alınıp getirilmesi kamuoyuna bir başarı gibi anlatılmıştı. Bu rezalete imza atanlar hiç utanmadı. Caber Kalesi, Türk’ün o topraklardaki simgesiydi. Caber Kalesi’ne tek bir kurşun değseydi bu yapılacak bir sefer için haklı gerekçeydi. Ama devlet adamlığı duruşundan ve idrakten yoksun yöneticiler Süleyman Şah türbesini korkakça kaçırmayı yeğlediler. İktidarın kendi döneminde gerçekleştirdiği tarihî hatanın telafi edilmesi fırsatı önünde durmaktadır.

Kamuoyu, gazete ve televizyonlar aracılığı ile dolduruşa getirilmektedir. Ama biz yağcılık yapmayacağız, doğru neyse onu ortaya koyacağız. Biz, yeryüzüne sulh, dünyaya nizam getirmeye görevlendirilmiş bir milletin evlatlarıyız. Bizim idealimiz budur. Allah ‘yeryüzünde fitneden, fesattan eser kalmayıncaya kadar çaba gösterin, cihad edin’ buyurur.

Bu Coğrafya Türk Milleti’nin Yurdudur!

Bilmek gerekir ki; sınırlarımız ötesinde bırakılmış, zorla koparılmış topraklar da Türk bölgeleridir. O coğrafya Türk Milleti’nin yurdudur. Orası bizim vatanımızdır. Türk yurdudur. “Türkmeneli’nde bu tehlikeler, bu terör grupları oluşurken, bölgedeki sorunlar devlet meselesi haline gelirken, sınırlarımızın hemen ötesine kadar bu tehlike, düşmanlık büyürken yöneticilerimiz ne yapıyordu” sorusunu milletimiz ısrarla iktidara sormalı ve cevabını almalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst makamı sürekli konuşup durmaz. Bu olaylar ancak Millî Savunma Bakanlığı sekreterliğinin 9. katibinin konuşmasını gerektirecek büyüklüktedir. Cumhurbaşkanlığı makamı bu kadar izansız hareket edemez. Alelâde bir kâtip gibi, televizyon muhabiri gibi her atılan adımı anlatmaz. Bu kadar kamera karşısına geçme sevdası insanlarda seçim hazırlığı yapıldığı intibaı uyandırır. Emanet edilen devlet itibarını sarsar.

Aklı, basireti, hikmeti, izanı, doğruyu savunmak ağır bir sorumluluktur. Ülkesi için düşünen, dertlenen, hür düşünebilen insanların yağcılıkla bir alâkası olamaz. Doğruyu hakkıyla savunmak, doğruyu söylemeye aralıksız devam edilmesini gerekli kılar. Bilinmelidir ki doğruyu, hakikati söylemek cihattır. ‘Zalim bir emir’e karşı doğruyu söylemek cihattır’ diyor peygamberimiz.

Eminiz ki Türk Milleti kurulan kirli oyunları bozacaktır. Son terörist, bagi, son emperyalist işbirlikçi, satılmış uşak hak ettiği gibi yere serilene, bu iklime ait olmayan son işgalci kanlı hayallerine pişman edilene kadar, Müslümanlara yöneltilebilecek son silah kırılana kadar ordumuzun harekâtlarından ve onu yöneten milli siyasetten vazgeçilemez. Mehmetçiğin sahada yazdığı destanının heder edilmemesi için şu adımların atılması gerekmektedir:

  1. Başlanılan Barış Pınarı Harekâtı, başlangıçta ortaya koyulan hedefler tamamen gerçekleştirilmeden durdurulmamalıdır.
  2. Her şeyden önce Süleyman Şah Saygı Türbesi derhal yerine taşınmalıdır.
  3. Ordumuzun şanlı mücadelesi Türkmeneli Cumhuriyeti’nin kurulması ile taçlandırılmalı, barış kalıcı hale getirilmelidir.
  4. Hamasi söylemler ve temsilci parafı ile yürürlüğe sokulmaya çalışılan, Rusya ve ABD ile yapılan uluslararası anlaşmaların tüm maddeleri ve görüşme tutanakları meclise sunulmalı, mecliste görüşülmeli ve oylanmalıdır.
  5. Şehit ve kayıplarımız TBMM’nin gizli oturumunda görüşülerek zabıt altına alınmalıdır.
  6. Yürütülmeye çalışılan uluslararası siyaset ve diplomasinin, harekât kazanımlarının hiçbir parti tarafından iç politika malzemesi yapılmasına izin verilmemelidir. Harekâtın siyasi rant için malzeme yapılmasına asla izin verilmemelidir.
  7. Teamüllere aykırı mektuplar, lakayt sosyal medya mesajları, devletimizi ve milletimizi küçük düşürmek için bilinçli olarak yapılan açıklamalar karşısında misliyle mukabil, gerekli cevaplar verilmelidir.
  8. Uluslararası hukuka aykırı olarak ve bilinçli bir şekilde yıkılan insanlık ortak mirası olan tarihi şehirlerin, İslâm beldelerinin aslına uygun olarak yeniden inşa edilmesi için gereken maddi kaynak ve bölgenin on yıllardır talan edilmesi sebebiyle doğan acılar; kurulacak tarafsız, uluslararası komisyonlar tarafından işgalcilerden tazmin edilmelidir.
  9. Misakı Millî sınırlarından asla geri adım atılmamalıdır.
  10. Osmanlı arşivleri kaynak alınarak bölgenin gerçek demografik yapısı ortaya koyulmalıdır.
  11. Lozan müzakerelerinde ucu açık bırakılan maddeler netleştirilmeli, Türk Milletinin hükümranlık hakları ilan edilmelidir.