SİYASETTE YANLIŞ GİDİŞE “DUR” DİYORUZ!

0 94

Bir zamanlar, millî değerlere bağlı, inancının gereği gibi yaşamak isteyen insanlar, özel şirketlerin kurduğu televizyon kanallarının yayınını çok fazla eleştirmişti, haklı olarak…

İnsan aklını bile hayrete düşürecek yalanların, insan aklıyla dalga geçen yayınlarda kurgulanan programların gerçek gibi anlatılmasına isyan etmemek elde değildi o zamanlar. Ama Türk Milleti hiçbir zaman günümüzdeki kadar büyük yalanların içerisinde yaşatılmadı. En kutsalları istismar edilerek bu kadar aldatılmadı.

Bir şehrin öteki ucundan koşup gelen ve Hakk’ı haykıranların nasibinde belki taşlanmak vardır, olsun. En yüce şereftir bu. Toplulukların içinde Hakk’ı ve adaleti tavsiye eden bir zümre olduğu müddetçe yeniden diriliş için umut vardır. Biliriz… Artık, toz pembe bir hayal dünyasından, bir ölüm uykusundan uyanma vaktidir.

“Gör Milletim!”, sana gerçek diye sunulan bu yalanları. Uyan, bak şu ülkene, önyargısızca bir düşün, ya yalan söylüyorsa en çok güvendiklerin.

Düşün, ya “Osmanlı’yı yeniden kuruyoruz” diye televizyonlarda Ertuğrul Gazi’nin cihadını boş zaman eğlencesine, propaganda oyuncağına çevirme cüretini gösterenler, gerçekte Süleyman Şah’ın mezarına bile sahip çıkamayan, ardına bakmadan kaçıranlarsa. Süleyman Şah’ın kemikleri kabri yakılıp yıkılsa sızlamazdı. O, Hakk’ın neferiydi. Korkaklık onun mirasına ihanettir. O, ne ölümden korkardı, ne de düşmandan. Ya kıraatine meftun olduğun, “bizim oğlan da heybetli” diye gururlandığın adam Siyonist emperyalizmin uşaklarının kurguladığı, Türk İslâm coğrafyasını talan eden, kan gölüne çeviren Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olmak hesabı ile Türk Milleti’nden af ve özür dilemesi gerekmez mi? Aziz millet evladı, Hakka inan, O’na bağlan ve kim hakkı söylüyorsa ona inan. Biz, bizden olan ehil emir sahiplerini görevde görmek isteriz.

Sadece Allah’ın sözü tartılmaz. Yalan söylüyor, “liderimiz hatasız, o yanılmaz, yenilmez” diyenler, -haşa!- yanılmaz olan bir tek Allah’tır.  Kalabalıklardan korkma, zalimden korkma, gerçeği söyle. Söyleyemiyor musun? Özgür değil misin kendi vatanımızda. Hakkı söyleyemez miyiz? Sadece bir olan Allah’ın iradesinin önünde eğilmeye hakkıyla hürriyet deriz biz. Rabbimizden başka hiçbir iradeyi koşulsuz tanımamayız. Tüm dünya dikilse de karşımıza, dönmeyiz. Biz, sadece hesap gününden çekiniriz. Biz hürriyet isteriz.

İnsanlar korkutuldu, sindirildi… Kimin hapse girdiği belli değil, hapse girenlerden suçunu bilen yok. Kimin hapisten ne zaman çıkıp yeniden servet ve makam sahibi kılındığı belli değil. Adalet midir bugün uygulanan… Biz, adil olanların iktidarını isteriz.

Adalet, iktidarın görüşlerini uygun bulmadığı kişilerin infaz edilmesine yarayan bir sistem midir? Yeryüzünde adaletle hükmedilmesini sağlayan Büyük Türk Milleti adına adaleti tesis eden âlimler teşkilatının hali nedir… “Türkiye’de hâkimler var!” dedirten millete ne oldu? İstanbul’u feth eden, Sultan Mehmet Han’ı bile yargılayan, “Bir tuğ ağır basar” diye kralları dize getirenlere bile gereğinden fazla unvan vermeyen yöneticilerin ülkesi bugünleri hak etmiyor. Dürüst bir yönetim isteriz.

Adaleti terk eden milletlerin haline bir bakmak gerek. İnşa edilen onlarca yeni hapishane mi adaleti sağlayacak, yoksa devasa adalet sarayları mı? Adaleti, adil ve tarafsız mahkemeler sağlayabilir ancak. Galeyana gelmiş, kışkırtılıp korkutulmuş kalabalıkların ateşi sönsün diye insanların infaz edilmesinin bedeli yeni kavgalar olabilir ancak. Milleti bir arada tutan mutabakatı ancak adaletle sağlayabiliriz. Düşmanını da, hakanını da adaletle yargıladığı için, adil olduğu için bu millet dünyayı yönetti bir zamanlar. Öyle adaletli bir yönetim gerek ki; sadece suçluları değil masumları da yakan “fitne ateşini”, millet evlatlarının kendisi gibi düşünmeyen kardeşlerine duyduğu kini söndürsün. Dosta olduğu gibi düşmana bile adaletle hükmetmek gerek yeniden. Bugün adil bir yönetim mi görevde, düşünüp karar ver. Biz adalet isteriz.

İktidarı ele geçirip, iktidarda iken yolsuzluklara, zulümlere imza atanlar, iktidara mahkumdur. Kaybetmemek için her şeyi yaparlar. Bağımsızlığı kaybettirilen, eğilip bükülen sahte adalet, sadece yönetimdekiler gibi düşünmeyenleri cezalandırmak, iktidarı ele geçirenlerin yolsuzluklarını aklamak için de kullanır maalesef. Her birimiz hesap vereceğiz, bilmek gerek ki bu dünyadaki hesap çok daha kolay. Hesap veren, dürüst yönetim isteriz.

Rızkını Allah’tan bekleyen ve alnının teriyle çalışan sebatkâr, hamd etmesini bilen Büyük Türk Milletine ne oldu! Ne zaman el açar oldu? İktidarını korumak için, millete bankamatiklerden rüşvet dağıtmak, kömür dağıtmak mıdır sosyal devlet anlayışının gereği. Düşün millet evladı, hak edilmeyen lokma yenmez, haramdır! Karşılıksız para almaya alışanın ‘koşulsuz emir’ de almaya alışacağını bilmez misin? Bu devlet, iktidarın geçici olarak emanet edildiği kişilerin mülkü değildir. Hakk’a tapan Aziz Millet unuttu mu, mülkün kime ait olduğunu!

Yollar ve köprüler yapılıyor diye övünmek ne büyük densizlik! Milli Mücadele destanının yazılmaması karşılığında da rüşvet teklif etmişti şu ‘medeni’ Batı. Her rüzgarda Allah diyen “ay-yıldız” dalgalanmasaydı, Ezanı Muhammedi sussaydı, İngilizler çok da güzel yollar köprüler yapardı! Mandacıların adeti imiş “Frengin inşa edeceği demir yollarını anlatıp durmak”. “Yunan galip gelseydi” diyen planlı meczupların akıl hocalığının dalaleti, belki de kudret zehirlenmesinin hezeyanıdır altyapı çalışmalarını milletin başına kakmak. Makamları emanet alanlar, millete hizmet etmek zorundadır… Bu hizmetler yapılmak zorundadır, yapılmazsa hesap sorulur. Tabii bu hizmetleri kimin, hangi haksız bedelle inşa ettiği de sorulmalı…

Hani yıllar önce, tepeden inme yönetim kurgularından biri olan bir politikacı, istismar yolunun öncüsü de övünürmüş, milletin  geleceğini ipotek altına alarak devleti onlarca yıl borçlandırarak çektiği kredilerle yandaşlarına yaptırdığı köprüleri ve yolları ile… Bilge Lider Edibâli, tokat gibi bir cevap vermişti, “Köprüleriniz yollarınız, seçim zaferleriniz sizin olsun. Bu milletin kaybettirilen umudunu, gençliğini geri verin.” diye.

Yalanlarla ve sanrılarla kurgulanan nevrotik bir dünyada sahte galipler olabilir. Olsunlar, boştur. Tarihin pek çok diliminde diktatörler, zalimler görmüştür insanlık. Her zalim çöker, her zulüm sonunda kaybolur. Bu Hakk ve batıl savaşının doğası gereğidir. Biz, bu yangının kendiliğinden sönmesini beklemeyeceğiz. Galip olan Hakk’tır. Hakk’ın davası asla sahipsiz kalmayacaktır.

Bil millet evladı, yalanlarla inşa edilen sahte gündemlerin dünyası, gerçek dünyayı görmeni engelliyor.  Aldatmacaların sahnesini yıkıp atınca zihninde göreceğin dünya seni korkutmasın. Umutsuzluğa kapılma, hâlâ zafere inananlar var. Sen de onlara katıl. Bu dünyanın nizamını sadece Türk Milleti’nin köklerine bağlı kalanlar düzeltecek. Hakka dayanan hiçbir zafer yürüyüşü kahir ekseriyetin coşkusuyla olmadı yine öyle olacak. Seni davet ettiğimiz bu yürüyüşte şan ve şöhret olmayacak. Bu çaba, toz pembe düşlerle uyutulan, ölüme sürüklenen millet evlatlarının ikazı içindir. Bilmelisin ki; hakaretlere, aşağılamalara, tehditlere göğüs gererek yürüyeceğiz.

Sonu mu… Zaferdir, Hakkın rızasıdır. Milletin bekasıdır. Uzundur bu yol. Ama inanırsan mutlaka ve mutlaka zafer senindir. Bizimdir, Milletimizindir.

Yaşasın Hürriyet! Yaşasın İstiklal!

Yorum Yazın

Bir yorum yazın