Gelişmenin Genel Esasları

GELİŞMENİN GENEL ŞARTI

Parti, demokrasiyi, Türk milletinin tercih ettiği bir hayat üslubu olarak benimser, gelişmenin sağlıklı ortamının hürriyetçi demokrasi olduğu hakikatini beyan eder. Demokrasiyi kitlelere yaymayı, yönetime vatandaşın daha seri, daha müessir ve daha yaygın biçimde katılmasını ister. Bu amacını gerçekleştirecek ekonomik, sosyal siyasal ve kültürel tedbirleri almayı zaruri görür. Türk demokrasisini bütüncül, milli, ekonomik, sosyal etik ve kültürel demokrasi olarak geliştirmeyi zaruri telakki eder.

Demokrasiyi, sadece vatandaşlara tanınan hak ve hürriyetlerden ibaret saymaz. Modern, insan hak ve hürriyetlerinin ve demokrasinin ileri hedeflerini gerçekleştirecek ıslahatı zaruri telakki eder. Tüm vatandaşların mutluluklarını arayabilmeleri, kendilerini ve ülkeyi yönetebilmeleri sadece bir hak konusu değil, aynı zamanda bir imkan ve sorumluluk konusudur. Yönetimin, ekonominin, eğitimin, çalışma hayatının safha safha demokratlaştırılmasını; demokrasiyi yaygınlaştıran, sürekli kılan sağlam ekonomik, sosyal, kültürel ve etik esaslara dayandıran geliştiren bir ıslahat hedefi olarak benimsiyoruz.

Demokrasinin ahlaki ve felsefi bir temel kabule dayandığı, apaçık bir hakikattir. İnsana güven, saygı ve sorumluluk gibi ahlaki değerler, demokrasinin ahlaki temelini gösterir. En küçüğünden en büyük birimlerine varıncaya kadar yönetim ve yönetime katılmak, haklarına sahip çıkmak için; sürekli eğitim, insan, ülke ve dünya meseleleri ve çözüm yolları konusunda yaygın, ciddi, gerçekçi ve bilimsel enformasyon gereği; demokrasinin bir kültür olayı olduğunu gösterir. Ve sonuç olarak deriz ki; kültürel demokrasinin bir gerçekleştirimi olarak kabul edilmelidir.

İnsan hak ve hürriyetlerinin bütün vatandaşlarımız için aktüel hürriyetler haline gelmesi, şüphesiz ki bir imkân meselesidir. Gelir dağılımındaki dengesizlik, fert başına düşen gayri safi mili hasılanın düşüklüğü, artan hayat pahalılığı, sosyal antogonizma ve nihayet ekonomik sosyal, siyasal alanlarda kuvvetler dengesini temelden bozan ve kamunun denetimini imkansız denecek ölçüde zorlaştıran değişimler, demokrasinin başlıca mesele ve engelleri durumundadır. Bu yüzden kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter demokrasiyi güçlendirmeyi, çalışma hayatı ve ekonomide tröstleşme temayüllerine karşı çıkmayı, kamunun denetimini yaygın ve müessir hale getirmeyi, demokrasinin kitlelere yayılmasının ve güçlenmesinin esas şartı saymaktayız.

İşte bu ıslahtır ki, gelişmenin milli çizgisini takipte demokratik iktidarları, kamuoyunun artan desteğine kavuşturan, millet- devlet ilişkisini sürekli yenileyen bir temel oluşturacaktır. Sosyal ve ekonomik hayatın demokratikleştirilmesi, demokrasimiz milli, sosyal ve ekonomik demokrasi haline ilerletecektir.

Ülke demokratik yönetimini kesintili kılan ve fiiliyatta bütün yükü ve sorumluluğu bir zümrenin omuzlarına bırakan uygulamanın; tarihsel iç ve dış dinamiklerin anormal baskısı altında doğan problemleri çözme imkânından ülkeyi büyük ölçüde mahrum ettiği kanaatindeyiz.

Demokrasiyi milli, sürekli, yaygın, sosyal, kültürel, moral ve ekonomik öz ve karakter kazandırmadığımız sürece, hiçbir hüsnüniyetli politikanın milli ve insani özelliğini uzun süre korumasının objektif imkânının mevcut olmadığı inancındayız.

Türk insan ve toplumunun bütün alanlarında demokratik, milliyetçi, insancı ve sağlıklı gelişmesinin şartı, sürekli ve yaygın milli demokrasidir. Demokrasiyi zikrettiğimiz demokratik hedefler istikametinde ıslah çabasını, tüm gelişme ve büyüme projelerinin başarısının temel şartı olarak görmekteyiz.

12 Eylül’le başlayan demokratik düzenlemenin, ıslah çabalarında müstesna bir başlangıç ve temel oluşturduğuna inanıyoruz.

GELİŞMENİN PRENSİPLERİ

Gelişme hareketi bir bütündür:

Bir milletin düzeyi, ekonomik, siyasal, kültürel ve moral gelişmenin karmaşık bir bütündür. Zira bu hayat tarzlarının ayrımlanması ne kadar haklı esaslara sahip bulunursa bulunsun, sonuç itibariyle insani ve toplumsal bir gelişmenin, birbirini karşılıklı olarak etkileyen aynı bütünün parçalarından ibaret bulunduğu açıktır. Milli hayatın zikredilen alanlarındaki gelişmelerin, karşılıklı etkileri göz önünde bulundurularak, gelişme hamlesinin, topyekun ve ahenkli bir bütün halinde gelişme hedefine doğru yöneltilmesi gerekir.

Keza, sadece ekonomik açıdan bakıldığında, sektörler arasında da, milli ekonomi hedeflerini gerçekleştirme konusunda karşılıklı etkileme söz konusudur. Bu yüzden bütün sektörlerin, milli gelişme hedefleri doğrultusunda demokratik işbirliği ve bütünlüğüne inanıyoruz. Tarım, sanayi ve hizmet sektörleri, fert, devlet, emek, sermaye, teşebbüs gibi işletme elemanları arasında prodüktif koordinasyonu, milli ekonominin tüm unsurları arasındaki korelatif ilişkinin zaruri bir sonucu olarak görmekteyiz.

Gelişmenin temel gücü, milli potansiyeldir

Türk milletinin gelişme hamlesinin başarısı için, tüm maddi ve manevi gücü, akılcı ve verimli bir şekilde seferber etmekten başka çıkar yol yoktur. Atıl ve verimsiz halde kaldığına kani olduğumuz milli potansiyelin harekete geçirilmesi, gelişmenin temel gücü olacak ve gelecekte sekonder bir olay haline gelecek olan dış kaynak imkânlarının da artan bir verimle milli gelişme hamlesine katılması mümkün olacaktır.

Maddi iktidar

Ahlâki ve insani değerlerle, insan çabası arasında adil bir uyum sağlanması ve dengesizliklerinin kesinlikle bertaraf edilmesi şarttır.

Sanayileşme hedefinden vazgeçilemez

Modern, çağdaş ve gelişmiş toplum demek, maddi bakımdan sanayileşmiş bir toplum, manevi bakımdan çağdaş insanlık medeniyeti ile tarihsel ve milli kültürü sentezlemiş bir toplum demektir. Bu iki hedeften sapma anlamına gelen değişimleri, Türk toplumunun gelişme hamlelerini saptıran, yozlaştıran bir gayret olarak görüyoruz. Modern toplumlar, maddi kültür açısından, insanoğlunu göçebe toplum safhasından çıkaran tarım inkılabından binlerce yıl sonra ortaya çıkan endüstri inkılabının eseridir. Türk toplumu modern ve ileri bir toplum olmak için, endüstrileşmesini sağlamak mecburiyetindedir.

Gelişmenin temeli olan sosyal çevre

Medeni hamlenin başarısı için sağlıklı köy ve şehirleşme bir zarurettir. Tüm tarih boyunca, medeni hamlelerin filizlendiği sosyal ortam site olmuştur. Canlı kültür alışverişlerinin ve sentezlerinin mümbit toprağı, tarih boyunca sitedir. Bu yüzden sağlıklı ve siteleşmiş şehir ve köy hedefimizdir. Çağdaş medeniyetin tüm imkanları ile donatılmış şehir ve köyler modernizasyon hamlesinin temeli olacaktır.

Toplumun üretim ve tüketimde demokratik organizasyonu

Türk milletinin üretim ve tüketimde demokratik organizasyonu, sadece ekonomik değil aynı zamanda politik bir zarurettir de. Planlamada gerçekçilik ve verim, stabil para, istikrarlı fiyat, üretim artışı, tüketimde israfın önlenmesi ve genel tasarruf, Türk milletinin sadece üretimde değil tüketim alanında da demokratik organizasyonuna bağlıdır.

Gelişmenin prime unsuru son tahlilde insandır:

Gelişme, bir imkan meselesi olmanın ötesinde, gelişmeyi, yükselmeyi sürekli ve sarsılmaz bir irade haline getiren insanın eseridir.

Medeniyetlerin yükseliş ve çöküşlerinin temelinde, tabiat ve hayatın meydan okuyuş ve insanoğlunun karşı koyuş diyalektiği bulunmaktadır. Tabiatın, hayatın ve sosyal çevrenin meydan okuyuşuna insanoğlunun uygun cevabı, ancak aklının, ruhunun ve iradesinin eseri olabilir.

Dünyayı düzenleme, maddi ilerleme, manevi yücelişin temel unsuru insandır. İlerleme, yüceliş ve gelişmeyi gerçekten gayesi haline getirmiş bir toplum için, iradesinin önünde duracak hiçbir engel tasavvur edilemez. İrade ve inanç sahibi bir toplum, en müşkül anda bile gayesini gerçekleştirecek imkan ve vasıtaları ortaya koymakta gecikmez.

Her türlü gelişme insanla başlar, insanla biter. Devlet ve toplum, insanın maddeten ve manen gelişmesine ortam hazırlar.

Bu yüzden ekonomik, sosyal ve moral gelişmenin temeli insandır. İnsan, gelişme ve yücelmeyi gerçekleştirebilecek bir değişim geçirmedikçe, hiçbir kalkınma hareketinin başarılması mümkün değildir.

Modern teknolojinin süratli iktisabı

Yerli teknolojinin en kısa süre içinde, çağdaş ve modern teknoloji ile rekabet edecek düzeye getirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Modern teknolojinin süratle iktisabı, özümlenmesi ve çağdaş seviyede teknoloji üretilmesi hedefimizdir.

İnsan hürriyeti ve gelişme unsurlarının koordinasyonu

İş ve çalışma hayatını, sermaye karşısında, emek, bilgi, istidat ve teşebbüsün mahrumiyeti olarak gören düşüncelere itibar etmiyoruz. Bizim Türk milletine teklif ettiğimiz milli demokratik organizasyonun, kabaca milli ekonomik modelin esası, sermaye, emek, bilgi ve teşebbüs gibi işletmenin vazgeçilmez unsurlarını müşterek eserin inşasında aynı derecede elzem kıymetler olarak görmekten ibarettir. Bu kıymetlerin hiçbiri diğerinin mahkumu olamaz. Hürriyet sadece insani bir amaç değil, bir hayat tarzıdır da. Bir işletmeye katılanlar arasında müşterek bir değerin ortaya konması ilişkisinde bir ecir münasebeti yoktur; eşit insanlar arasında kurulmuş bir ortalık, bir iştirak ilişkisi vardır. Bu prensip esas alınarak, iş ve çalışma hayatında vatandaşların iki uzlaşmaz sınıf haline gelmeleri önlenecek ve verim süratli bir şekilde artacaktır. Sosyal ve ekonomik antogonizmalar ortadan kalkarken, çalışma hayatı barış ve adaletin sürekli ve sarsılmaz temellerine kavuşmuş olacaktır.

Milli ekonominin bu esası, insanı köleleştiren, insan hürriyetlerini yok eden iki hakim sistemin dışında, insan onuruna ve insana gerçek değerini veren hürriyetçi bir sistemdir. Ekonomik açıdan verimi ve kurtarıcılığı tartışılmaz olduğu gibi, insanı ve insan hürriyetini en büyük değer haline getirdiğinden, gerçek anlamda insancıldır; milli kültür ve tarihin de bir ifadesi olmak itibarıyla millidir. İki hakim ekonomik sistem dışında milli ekonomi hedefini Türk milletine gösteren Türk İnkılabı’nın ekonomik ülküsünün de gerçekçi ifadesidir

Gelişme iradesini sınırlayan engellerin bertaraf edilmesi

Kalkınma iradesini sınırlayan, hedefinden saptıran eğitim, kültür haberleşme, çalışma, ekonomi vb. alanlarda tüm engellerin bertaraf edilmesi şarttır. Rasyonel, verimli, ısrarlı bir irade ve çabanın sonucundan başka bir şey olmayan gelişmenin manevi, ahlaki, sosyal ve maddi şartları ve temelleri süratle tesis edilecektir. Eğitim ve çalışma hayatı bu esaslara göre düzenlenecektir.

3. Milli gelişme hareketinin zati karakteri: Gelişim

Değişimin sürekli bir ıslah iradesinin müdahalesi ile güzellik, iyilik, fayda ve hayır idesine yöneltilmiş özel halinden ibarettir. Gelişmenin tüm insanlara mahsus evrensel kuralları olduğu kadar, gelişme hamlesini başlatan toplumda, o toplumu bir toplum haline getiren maddi, beşeri ve manevi kuvvetlerin etkilerinden doğan, gelişmenin o topluma has karakteri, özel kuralları da mevcuttur. Bu yüzden gelişme soyut bir kavram değildir.

Tarihsel periyot, dahil olunan medeniyet ve medeniyetlerin etki tarzı ve derecesi, bu zaman dilimi içinde gelişme hedefine yöneltilecek iç kudretler, temas halinde bulunan dış sosyal çevrenin gücü, etki tarzı ve derecesi, mili sosyal değişimi, seyir grafiğine, şekline, periyoduna etki ederek şekillendirir. Bu yüzden gelişim, her büyük sosyo-kültürel birim için, farklı bir yol çizer. Gelişim olayını tekdüze, doğrusal, mutlak ve evrensel bir model içinde hapsetmek, onu sakatlamak, dejenere etmekten başka bir sonuç vermez. Ve bilimsel bakımdan da, şu veya bu evrensel gelişme modelinden bahsetmek, 18. asrın metafizik görüşlerine dönmek ve sosyal bilimlerde bu iki asır içinde meydana gelmiş birikime sırt çevirmek anlamına gelir ki, savunulamaz.

Kalkınmanın sosyal ve topyekun özelliği

Kalkınma, ancak bir milletin maddi ve manevi enerjisinin topyekun, akılcı ve verimli bir şekilde kalkınma hedefi için seferber edilmesi ile mümkündür. Bu yüzden kalkınma hareketli, bir zümrenin kâr ve başarı ümidine bağlanamaz. Devlet ve vatandaşın organize edilmiş, sürekli, rasyonel, düzenli ve verimli işbirliği öncülüğünde tüm beşeri ilmi, teknolojik ve manevi enerji, emek ve mali gücün seferber edilmesi, kalkınmamızı milli temellere dayandıracak ve başarıya ulaştıracaktır.

Milli ve milletlerarası planda gelir dağılımının Türkiye ve Türk toplumu açısından önemi ve anlamı

Ülkemizde büyük vatandaş kitlelerinin işçi, köylü, memur, esnaf, ve sanatkarın sabit bir gelire bağlı bulunduğu açıktır. Bu durum sadece sosyal bakımdan bir gelir adaletsizliği olarak ele alınamaz. Konuya sosyo-ekonomik açıdan sadece bir gelir dağılımı bölüşümü olarak bakmıyoruz. Türkiye nüfus çoğunluğunun üretime, hem de prodüktif üretim alanlarına safha safha çekilerek, fert başına düşen gayri safi milli hasılanın artırılmasını, gelişmenin temel ölçüleri olarak kabul edilen üretim ve hizmet çeşitlerinin gelişmiş ülkeler standartlarına ulaştırılmasına zorunlu görüyoruz. Ücret, maaş, mahdut zirai, ticari ve sınai kazancın Türk toplumunun büyük ekseriyeti için sadece bir iktisadi zaaf değil, teşebbüs ruhunu zincirleyen, gelişmenin temel faktörü insanı gelişmenin her alanında durduran bir engel halinde bulunduğu açıktır. Bu tarihi, manevi, sosyal, kültürel ve politik gerilik amilini süratle bertaraf etmek mecburiyetindeyiz. Milletlerarası ekonomik ilişkiler açısından bakılınca dünya üretim ve ticaretinde pek düşük oranda yer işgal eden Türkiye gerçeği, sadece yukarıda işaret ettiğimiz hastalıkların esasını oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda Türk toplumunu giderek sanayileşmiş ülkelerin proletaryası haline dönüştürmek ciddi tehlikesi ile de karşı karşıya getiriyor.

Bu tablonun değişmesi şarttır. Akılcı bir planlama ile vatandaş çoğunluğunu safha safha üretim ve ticaret alanına çekmek ve milli enerjiyi sabit bir gelire mahkum eden şartları değiştirmek mecburiyetindeyiz. Bu konuda devlet öncülük görevi üstlenmelidir. İç ve dış pazarlarla üretim birimlerimiz arasında verimli işbirliği, kalite ve üretim miktarını arttırırken, üretimin fuzuli alanlara kayması önlenecektir.