Gelişmenin Kültürel – Manevi Esasları Ve Politikaları

Gelişmenin Kültürel- Manevi Esasları Ve Politikaları

A) Gelişmenin; Medeni İlerlemenin Bir Fonksiyonu Olarak Ele Alınışı

Gelişme medeni ilerlemenin bir fonksiyonudur.

Bir toplumun gelişmesi, o toplumda medeniyetin bütün icapları ile kökleşmesi ve yerleşmesi demektir.

Gelişme, bir medeniyet olayı olarak kabul edilmedikçe gelişme gayretlerinin istenilen sonuçları vereceğine inanılamaz.

Türk medeniyetinin değişim çizgisi

Türk toplumu yükseliş dönemlerinde ahlaki ve insani değerler açısından olduğu gibi, rasyonel düşünceyi ve pozitif bilimsel metodu da medeniyet ve kültürünün en önemli unsuru yapmış ve zamanının insanlık kültüründen bir değil, birkaç asır önde bulunmuştur. Türk kültürünün asırlar boyu sürmüş bulunan üstünlüğü tartışmasız kabul edilecek bir gerçektir. Şüphesiz ki bu büyük ve anlamlı gerçek kadar önemli olan ve unutulmaması gereken gerçek de 18. asırdan itibaren bu üstünlüğün yitirilmiş bulunduğu, gelişen başka bir medeniyetin ve bu medeniyetin bağrında yetişen kültürlerin üstün hale geldikleri hakikatinden ibarettir.

Tarihsel kültür kıymetlerimizin çağdaş kritiği ve değerlenişi:

Bizim için çifte görev bir zaruret olarak görünüyor. İnsanlığın tüm kültür hazinesini, Batı kültürünün tarihsel tecrübesini göz önünde bulundurarak kültürümüzün insani, toplumsal ve manevi değerlerini, amaçlarını ortaya koymak şarttır.

Böylece eski kalıp ve şekiller altında, fonksiyonsuz, dejenere olmuş, sadece bu tarih döneminde yaşayabilmiş ve tarih olmuş kültür kalıntısı ile yaşayan ve yaşanması gerekli kültürümüzün insani, moral ve sosyal temel değerlerinin ayrıldığını görmüş olacağız.

Kültürümüzün insani, toplumsal cevheri ve moral değerleri, toplumsal gelişmenin manevi gücü ve iradesi olacaktır. Ve insan, hür ve hükümran olan insan, kullanmadığı kabiliyet ve gücün farkına vararak onları kullanabilecektir.

Yeni medeniyet safhasının hedefleri

Medeni ilerlemenin maddi şartı, köylerin ve şehirlerin medeni hamlenin fışkıracağı site seviyesine gelmesidir. Siteleşen toplum, medeni hamlesini başarıyla yönetecek; maddi açıdan sanayi ötesi toplum düzeyine gelirken, insanın maddi ümranın efendisi haline gelmesi, hür olması, kültür ve sanatın yüksek sentezlerine uylaşması mümkün olacaktır. Bu, çağdaş medeniyetin de sorusuna verilmiş bir cevap olacaktır. Maddi ilerleme ile manevi gelişmenin ahenkli birliği. Bütün temel politikaların bu amacı gerçekleştirmek için seferber edilmesi elzemdir.

Medeniyetlerin farklı ve ortak özellikleri

Bütün medeniyetlerin ve üstün kültürlerin müşterek özellikleri bulunmaktadır. Her medeni yükseliş hamlesi, bir dünya görüşüne, bir ahlak anlayışına dayanır. Ayrıt edici özellikleri bu sübjektif kabullerden oluşan medeniyet ve kültür işte bu yüzden farklılaşırlar.

Türk medeniyetinin gelişme zarureti ve dünya buhranı:

Türk milletinin bu dönem içinde, tüm beşeriyetle birlikte maruz kaldığı haksızlıklara, uğradığı zararlara rağmen medeni hamlesinin başarıya ulaşması için çok haklı sebepler bulunmaktadır. Çağdaş insanlık kültüründe pek önemli yeri bulunan Batı medeniyeti, çözümü bu medeniyetin değer ölçüleri içinde imkansız sayılabilecek sosyal, ekonomik ve ahlaki problemlerle karşı karşıyadır. Ve bu durum karşısında insanlığı da tehdit eden problemler ya çözümsüz kalacak ve insanlık bunalımı dayanılması imkansız hale gelecek veya çağımıza hakim medeniyet değişim geçirecektir.

Taklit çağının sona erişi:

Medeniyet hamlesini bir asra yakın bir süredir sürdürme gayretimizin, sonuçları benimsenmekten çok medeni yükselişin sebeplerine yönelmesi ve aynı sebeplerin aynı yücelişi sağlayacağına inanması gerek. Medeni gelişmenin sosyal, manevi ruhi ve bilimsel esasları ve ölçülerinin kabulü şarttır. Medenileşme çabamızın taklit çağı artık sona ermelidir.

Gelişme ve yeni insan:

Dünyamızı değiştiren; güzelleştiren, insan hayatını daha anlamlı kılan ve kolaylaştıran bütün hareketler çağlarına göre çok farklı olan insan tipinin ortaya çıkışı ile başlar.

Toplumun ve çağın problemlerine değişik bir bakış açısı getirir. Ahlak telakkisi, dünyaya bakış tarzı büyük değişimin öncüsü olacak insan tipini karakterize eder.

Medeniyetlerin, özellikle batı medeniyetinin değişim merhalelerinin başlangıcında, değişik bir insan tipini görürüz. Medeni değişimin yeni safhasını gerçekleştirip yönetecek insandır. Bu yüzden medeni hamlemizi gerçekleştirecek insanın istenen özelliklere kavuşabilmesi baş meselelerimizdendir. Milli, manevi ve ahlaki değerleri, insanlığın ahlaki ve manevi mirası ile zenginleştirmiş, kıymetlendirmiş; pozitif ve rasyonel düşünceyi benimsemiş medeni yücelişin rehber kadrolarına şiddetle ihtiyaç vardır.

Elbette bu görevin yerine getirilmesini bilim, ahlak ve teknolojinin ülkemizde geliştirilmesi ile görevli kurumlarımızdan beklemekteyiz. Bu yüzden milli eğitim, diyanet hizmetleri, araştırma ve geliştirme çabalarını ıslah etmeyi başlıca görevlerimiz arasında sayıyoruz.

Medeniyet, bilimsel düşünce ve teknoloji

Medeniyetlerin bilim ve rasyonel düşünceye verdikleri önem, dünya tarihi açısından oldukça yeni sayılır. Bütün medeniyetlerde rasyonel ve pozitif düşünce unsurları var olmakla birlikte, bilime dayanan medeniyet 12-13 asırlık bir geçmişe sahiptir. Medeniyet insanların yaşayış tarzı ve ilişkiler bütününden ibarettir. İnsanla çıplak tabiat arasında, insan eseri olan değerler, davranış kalıpları ve vasıtaları o toplumun medeni varlığını ortaya koyar.

Medeniyetimizin insani ve manevi cevheri:

Buna karşılık Türk kültür ve medeniyeti uzunca sayılacak bir duraklama döneminden yeni çıkmış olmasına rağmen, insan anlayışı, ahlak görüşü ve toplumsal değerleri ve tarihi birikimi itibariyle insanlık kültürü bakımından ufuk çizgisindedir. Hayatın düzenlenmesi konusunda insan aklına ve deneysel metoda olağanüstü yatkınlığı itibariyle de manevi yüceliş ve maddi ilerlemenin bereketli tohumlarını ihtiva eden en müsait kültür durumundadır. Çağımız medeniyetinin durma vetiresine girişinin temel sebebi maddi ilerleme ile manevi yüceliş arasında gittikçe artan oransızlıktır. Dünyamızı etkileyen ve insanlık için çözüm arayan büyük fikirler, bu temel tespitten hareket etmektedirler.

İnsanın gittikçe kendi ürettiği maddi ve manevi eserin (maddi medeniyetin) esiri haline gelerek yeni bir tutsaklık dönemine girmekte oluşu gerçeği saklanmaz haldedir.

Çağdaş yeni medeniyetin maddi – manevi, sosyal esasları:

Her gelişme ve yücelme hareketi, medeni gelişme hareketi, medeni gelişme hareketinin fonksiyonudur. Bütün dünya medeni hamlelerin dayandığı esas ise kabuller, inançlar, değerler ve aksiyonlardan ibarettir. Medeniyetin sübjektif temelini bunlar teşkil eder. Medeni hamlenin manevi özü budur. Pozitif özü ise, tabiatı insan gücüne ram eden rasyonel temellerdir. Bu özelliği ile, medeni hamle, insan aklının ve ruhunun tabiatın sırlarını çözerek ona hakim olmasıdır. Medeniyetin rasyonel ve subjektif kutuplarının birleşmesi ve sentezlenmesi ancak sitede oluşur. Gelişme ve yücelmenin esası olan medeni gelişmenin sosyal, rasyonel ve sübjektif temelleri bunlardır. Medeni gelişmenin bu temellerini geliştirmek azmindeyiz.

B) Milli Sosyo-Kültürel Değişim Olarak Gelişme

Millet vakıası

Millet dediğimiz modern toplum, çok uzun bir tarihi geçmişin, müşterek hatıraların, toplum şuuruna sinmiş kabullerin, değerlerin, umutların; özelleşmiş duyuş, düşünüş ve davranış tarzının, birlikte yaşama azminin, mesuliyet duygusunun ve müşterek dilin yoğurduğu bir tarih ve kültür olayıdır. Değişen maddi kültüre rağmen, değişmeyen bu özellikleri itibariyle de manevidir. Uzun tarih geçmişi, insan topluluklarını yoğura yoğura onları birbirinden farklı sosyo-kültür toplulukları haline getirir. Bu büyük gelişimden sonra insanlar bir yığın, bir kitle olmaktan çıkarak, ferdiyetlerinin varoluş ve devamının şartı olan milli kimliğin üyeleri seviyesine yükselirler.

Milli kimliğin korunması:

Türk milliyetçiliğinin rasyonel çizgileri Millet, tarihsel bir oluşum, bir sosyal zarurettir. Milleti vücuda getiren tüm unsurların ciddiyetle ve samimiyetle korunması ve geliştirilmesini, sadece bir milli görev olarak görmüyoruz. Bu sosyal bir görev olduğu kadar, ferdi gelişmenin de şartıdır.

Bu itibarla, Türk milletini millet yapan unsurların ciddiyetle korunması ve titizlikle geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Milli şuurun, tarih şuurunun, Türk dilinin, milli ahlak ve faziletin korunması ve geliştirilmesi, Türk milletinin milli ve manevi cevheri olan İslam dininin, müspet laik anlayış çerçevesi içinde Türk insanının vicdanını besleyip yüceltmesi, manevi çabanın başlıca amaçlarındandır.

Millet gerçeğinin insani amacı

İnsanoğullarının, insan nevi gibi müşterek bir kökten gelmelerine rağmen; millet aileleri halinde farklılaşmaları, gelişmeyi amaçlayan hilkatin bir harikasıdır. Ve farklılaşmanın tabii amacı, evrensel barış, işbirliği ve insanoğlunun müşterek gelişimini sağlamaktır.

İnsanlık camiası:

Beşeriyet camiası, milli kimliklerden soyutlanmış kozmopolit bir yığın, bir sürü değil; bir sürü olamaz. Beşeriyet camiasını bir sürü olarak değil bir milletler camiası olarak görmekteyiz. İnsanlık alemi, bütün milletlerin milli kimliklerini muhafaza eden ve onlara gelişme yollarını açan bir camia olmak mecburiyetindedir. İnsanlık camiasını kozmopolit bir yığın haline getirecek düşünce ve davranışlar tasvip edilemez.

Sağlıklı kültür alışverişine evet, emperyalist kültür etkilerine hayır!

Kültürler ve medeniyetler arasında ilişkiler bir vakıadır. Bu ilişkiler farklı kültürlerin açılıp serpilmesinde başlıca sebepler arasında bulunur. Ancak karşılıklı etkilemelerin, tek yönlü etkileme haline geldiği dönemlerde, bazı kültürlerin sakatlanmasından, hatta yok olmasından söz edilir. Özellikle 19. asır, Batı emperyalist kültürleri karşısında milli kültürlerin gerileme, hatta kaybolmalarına sahne olmuştur. Türk milletinin milli ve manevi cevherini, dünyanın gelişmiş kültürleri ile sağlıklı bir alışverişi gerçekleştirecek düzeye getirmek hedefimizdir.

Farklı kültür ve medeniyetlerin aksiyom ve kabullerinin farklı olması tabiidir. Biz, herhangi bir kültüre, medeniyete ve toplum biçimine şuursuz bir düşmanlık gösterilmesine taraftar değiliz. Ancak Türk kültürünü, gelişmiş kültürlerin etnografik malzemesi haline getirecek gelişmelere de kesinlikle karşıyız. Türk milletini, tarihsel gelişmemizle hiçbir müspet ilişkisi olmayan egoist. benmerkezci , ferdiyetçi veya sürü haline getirici, dünyaperest, inkarcı, kaderci Batı ve Doğu telakkilerinin milli ahlâk ve kültürümüze olduğu kadar, milli gelişme çizgimize de ters düştüğüne inanıyoruz.

Fert ve sosyo-kültürel çevre ilişkileri, şahsiyet ve milli kimlik:

Ferdin, çıplak tabiatın haşin şartlarında yok olup gitmesini engelleyen toplumsal çevre, aileden beşeriyete kadar uzanan değişik ilgi türlerini oluşturur.

Aile, yerleşik sosyal birimler, köy, kent, meslek, dini camia, millet ve beşeriyetle ilgiler; her biri kendi mahiyetine uygun sosyal, manevi ve bütüncül ilişkiler halinde şekillenir. Bu ilgi tarzları arasında bir tearuz hali yoktur ve olamaz. Bu ilişkiler şebekesine ancak milli kimliğimizle katılabiliriz. En objektif, en evrensel olan kültür olgusunda bile milli kimlik, bu kabulü sağlayan bir algılama tarzıdır. Çünkü bütün farklı kültürler, en objektif olan değerleri bile kendi kültür kalıplarına göre seçer, yorumlar ve özümler.

Bu itibarla milli kimliğin kıskançlıkla korunmasını sadece milli değil, insani bir görev olarak kabul ediyoruz.

Yeni medeniyet ve insanlığa açık milli kültür politikası:

Türk ailesinin, Türk düşüncesinin, Türk ahlâkının Türk sanatının, tarihi müktesebatının korunması ve insanlık medeniyetinin müspet kültür müktesebatıyla sentezlenerek modernizasyonu, çağa ve dünyaya açılması sağlanmalıdır. Türk milletinin milli ve manevi varlığını, tarihi müktesebatını koruyan ve Türk manevi varlığı ile insanlık kültürü arasındaki sağlıklı alışverişi gerçekleştirecek devlet organizasyonlarına ihtiyaç vardır.

Ferdi ve toplumsal çabaya yeni, insancıl ve manevi bir anlam ve ülkü kazandırmak temel hedeftir:

Ferdi ve toplumsal çabanın manevi, objektif, gayri şahsi amacı, ferdi, bencil ve hasis menfaat duygusunun üstünde yükselmelidir.

Kanaatkârlık, kader bilinci, çalışkan, görev şuuru, sorumluluk, doğruluk, dürüstlük, hayata hürmet, kardeşlik, sosyal yardımlaşma, samimiyet, diğerkamlık, barış, adalet, birlik duygusu, dünyayı ıslah ve tanzim fikri gibi bize has faziletlerin korunması, geliştirilmesi ve toplumumuza hakim kılınması, geliştirilmesi ve toplumumuza hakim kılınmasını sadece milli değil, insani bir görev olarak da telakki etmekteyiz.

Nükleer bir yok oluş tehlikesinin insanlığın kapısına dayandığı, sonu gelmeyen savaşların en çirkin şekliyle devem ettiği, teknolojik, ekonomik uçurumun, beşeriyetin bir bölümünü yaygın sefalet ve açlığa mahkum ettiği, ırk, dil ön yargılarının insanlığı kastlar halinde yaşamaya zorladığı bir dünyada tarihsel ve milli kültürümüzün devasa değerleri insanlık için de ümit olabilir. Ve olmalıdır.

Bu, kültür politikamızın insanlık kültürü ve insani dava haline gelebileceğini göstermektedir. Bu esaslar, milli kültür politikamızın temellerini ve amaçlarını ortaya koyar.

Dil politikası

Türk milletini millet yapan unsurların titizlikle korunup geliştirilmesi, milli ve manevi politikalarımızın esasını teşkil eder. Dil, din, tarih şuuru, müşterek mefahir ve ıstıraplar, birlikte yaşama iradesi, milli kültür, mili ülküler ve milli çıkarlar, korunacak başlıca kıymetleri teşkil eder.

a. Dil

Dil, bir topluluğu millet haline getiren, o millete has ifade tarzı olarak ortaya çıkar. O milletin duyuş, davranış tarzını, kalıplar, şekillendirir. Müşterek tarihin aynası, geleceğin başlıca teminatıdır; tarihsel bir birikimdir; bir beşer tablosunu millet haline getiren müşterek duyuşun, düşüncenin ve iradenin oluşumunu sağlayan tarihsel oluşumdan ayrılmaz; nesillerden nesillere bir emanet olarak geçen devasa bir tarih birikimidir. Strüktürü, morfolojisi, müziği ve kuralları ile asırlar süren bir tarihsel gelişmenin sonucudur. Gelişmesini sürdürür, çünkü milli hayatın canlı bir parçasıdır; her şeyden önce kendini ifade tarzıdır.

b. Türk dilinin korunup geliştirilmesi:

Binlerce yıllık bir tarihin ürünü olan Türk lisanını koruyup kendi mantığı ve gelişme seyri içinde geliştirmek ülkümüzdür. Türk dilini, bir azınlık dili haline getirme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan, tabii gelişmesini saptıran müdahaleler asgari seviyeye inmiş olmasına rağmen, milli hassasiyetin bu konu üzerinde toplanması şarttır.

Türk dili, dünyanın en zengin dillerinin başında bulunmaktadır. Türk dilinin tarihi, bu gerçeğin şahidi durumundadır.

Türk lisanının, edebiyatının kendi gelişme seyri içinde bir ilim, felsefe dili haline gelmesi mümkündür. Bu eğilim ve bilim dili olarak Türkçe’nin korunması, bağımsızlığını sürdürmesi gerektiğine inanıyoruz.

Türk dili, sadece halkın dili, ne de sadece devletin resmi dilidir; aynı zamanda Türkiye’de bilim ve eğitimin de yegane dilidir. Türk dilinin tarihsel tabii gelişim seyri içinde korunup gelişmesi, halk dili ile yazılı dil uyumunu sağlamak, gelişmiş İstanbul Türkçe sini genelleştirmek, müziği, bünyesi ve morfolojisi ile Türk dilini bozma gayretleri karşısında durmak; Cumhuriyet Türkiye’sinin halk, devlet ve bilim dilinin Türkçe olması yolundaki ilkesinin inançlı savunucusuyuz.

Zengin Türkçe’miz, büyük ve şerefli geçmişin mirasını bugüne ve yarınlara ulaştıran yegane bağ olarak ve yüz milyona yakın insanın konuştuğu bir büyük dünya dili olarak, cihan dili özelliğinin korunup pekiştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Kitle haberleşme araçlarının başta gelen görevinin, Türkçe’mizin sevdirilip öğretilmesi, geliştirilmesi olduğu açıktır.

c. Dil , milli kimlik ve kültür:

Dil konusu, millet dediğimiz sosyo-kültürel yapının, kendini objektif ve rasyonel olarak ifade etmeye yarayan başlıca vasıtasıdır. Düşünceyi, duyguyu, müşterek mirası rasyonel olarak, milletin geleceğe uzanan nesilleri ancak dil vasıtasıyla, dilin taşıdığı kültür değerlerinin benimsenmesi yoluyla idrak eder ve milletin manevi varlığına dahil olurlar.

Bu yüzden dil, milletin ve millet fertlerinin kimliklerini de oluşturur, onlara şahsiyet verir. Dilin kavramları ise, düşüncenin ve onun dokuduğu bilim ve kültürün yapı taşlarıdır. Uzun süreden beri bir Babil Kulesi anlaşmazlığına düşürülmüş bulunan kültür hayatımızın en büyük zaafı, kavram kargaşasıdır. Bu da sosyal, manevi bilimleri ve felsefi araştırma, analiz etme ve kavramada yegane vasıta olan çağdaş kavramların dünya ve Türkiye’nin sosyo-kültürel ve ekonomik gelişme çizgilerinden bağımsız, hatta keyfi ele alınmasından, Türkçe’yi çağdaş bir bilim dili haline getirme konusundaki ihmalden kaynaklanmaktadır.

Dil konusunu bu arz edilenlerin ışığında hayati bir mesele olarak ele almak fikrindeyiz.

Manevi hayatın laik espri içinde tanzimi

a. Din

Din insanların ve toplumların gelişmesinde en büyük etken olmuştur. İnsanoğlunun, çıplak tabiatın haşin şartları karşısında sadece ruhi tekamülünü değil, aynı zamanda maddi gelişmesini de din sağlamıştır. Toplumlar bakımından manevi bir ihtiyaç olarak kalacak dinin sosyal, tarihi ve medeni bir müessese olarak yaşayacağını, en modern toplumlardan en ilkel toplumlara kadar hepsinde mevcut bir hayat tarzı oluşu, gerçeği ispatlar. Din yerine vazedilen tüm akli, siyasi veya ahlaki sistemler, bütün çabalara rağmen, modern dünyada dinin yerini alamamıştır.

b. Din, İslam dini ve laik espri

Kaldı ki, Türk milletinin mensubu bulunmakla iftihar ettiği İslam dini, rasyonel , tabii sade olmak vb. temel özellikleri itibarıyla hiçbir din ile mukayese edilemez ulviyettedir. Din, sosyal bakımdan sadece ma’şeri değil, aynı zamanda ferdi bakımdan vicdani bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç, ferdin ruhi gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkar. İslam dininin insan saadetini gerçekleştirme konusundaki rakipsizliği ortadadır. Bu dinin, var olmak veya gelişmek için hiçbir devlet teyidine, baskıya ihtiyacı yoktur. İnsanın temyiz gücüne inanan ve dini baskıyı raddeden dinin kendi kuralıdır. Dini hayatın bir devlet haline gelerek baskı aracına dönüşmesi, sadece sosyal bakımdan mahzurlu değil, özü itibarıyla da dinle uzlaşmaz.

c. Laiklik

Bu itibarla Türkiye Cumhuriyetinin bir anayasa esası olarak kabul ettiği laiklik ilkesinin isabeti açıktır. Dinin yüceliğine de uygun düşen akli sistem budur.

Laiklik esası dini fikir, vicdani kanaat, ibadet hürriyetini sağlayan bir sistem olarak, dini kendi tabii mecrası içinde gelişmeyi sevk edecek ve dinin, dünyevi politikaların bir vasıtası haline gelmesine sebep olan hatalı yollardan onu uzak tutacaktır.

Laiklik, akli, vicdani ve anayasal bir esas olarak Türk toplumunun sosyal ve manevi gelişmesinin feyizli başlangıcı olacaktır. Türk toplumu hatalı politikaların sonucunda tatmin edilmeyen dini ihtiyaçlar, din sömürüsü ve yersiz din kuşkusu yüzünden zararlar görmüştür.

d. Dini hayatın laik-demokratik tanzimi

Dini hayatın nazımı durumunda bulunan kurumlara Anayasal çerçevesi içinde daha büyük imkânlar sağlanması bir zarurettir. Diyanet İşleri Başkanlığı, dini eğitim kurumları, dinin araştırılıp öğretilmesi ve müminlere sunulması konusunda teyit ve teşvik edilecektir. Diyanet işleri Başkanlığı’nın Anayasa ile belirlenen yeri göz önünde tutularak Türkiye’de İslam dininin temsili görevini üstlenmesi, Türkiye’nin dünya ve özellikle İslam dünyasına açılma siyaseti çerçevesinde bir zaruret halindedir.

Türkiye’de bütün din mensuplarının kamu düzenine aykırı olmamak şartı ile mezhep, dini kanaat, ifade, ayin, ibadet ve eğitim hürriyetleri, cemaatler halinde organize olma hakları kanunların kesin himayesindedir.

Dini ve dini eğitim kurumlarını; bütün vatandaşlarımıza kanaat, zümre farklarına asla itibar etmeksizin kucak açan, dinin olanca saflığı ile yaşandığı dinin yüce ülküsüne ulaşmaktan başka gayesi olmayan Türk milletine yönelik manevi saldırılar karşısında Türk milletinin dirlik ve düzenliğini şuurla savunan, manevi varlığımızın teminatı haline getirmek ülkümüzdür.

Diyanet hizmetleri

Diyanet işleri başkanlığı, kendisine verilen görevler itibariyle dini hayatın nazımı durumundadır. Bu itibarla Türk toplumunun ruhi, manevi gelişmesinde, manevi varlığın savunulmasında son derece önemli bir role sahiptir. Kuruluş kanunu ile kendisine verilen inanç, ahlak ve ibadet alanındaki hizmetin başarısı, toplumumuz bakımından büyük önem arz eder.

İslam dininin, asli saffet ve mahiyeti içinde Türk insanına sevdirilmesi, benimsetilmesi ve öğretilmesi, modern dünyanın manevi alanda ortaya koyduğu problemlerin çözülmesi, artan bir ihtiyaç halindedir.

a. Sömürüye karşı dinin insancıl özü

Din sömürüsüne, dinin şahsi veya siyasi çıkar sağlamak maksadıyla istismarına izin verilmeyecektir. Din ve dini hayat hiç kimsenin inhisarında bırakılmayacak, dinin insanoğlunu kucaklayan toleransı, insaniliği korunacaktır.

b. Din görevlileri

Din hizmetlilerinin çağdaş bilgilerle mücehhez olmaları, pozitif, rasyonel ve manevi bilimlerde ilerlemeleri sağlanacak, ahlaki meziyet ve hayat tarzı itibariyle örnek olabilecek kemal mertebelerine ulaşmaları için özel bir itina gösterilecektir. Dini sembol, rütbe ve makamın istismar edilmesine karşı kesin tedbirler alınacaktır.

c. Dini yayın, eğitim ve telkin alanları

Dini yayın ve telkin alanında kâr, kazanç ve nüfuz sağlama gayretlerinin inkar edilemez varlığı, çok kıymetli yayın ve öğretim faaliyetlerini gölgelemektedir. Laik devlet düzeni çerçevesinde Türkiye’miz de bilim, fazilet ve samimi inanca dayalı meşru manevi otoritenin teyidini zaruri kılmaktadır. Diyanet teşkilatını, dini okullarımızı bu hayati görevlerini yerine getirecek şekilde düzenleyeceğiz.

Zamanımızda, dünyada özellikle İslam dinine karşı büyük ilgi uyanmış bulunuyor. Ve İslam dini adına fikirler beyan ediliyor, aksiyonlar yapılıyor. Bu olayların; fikirlerin bir ülkeden başka bir ülkeye süratle geçtiği dünyamızda Müslüman Türk’ün vicdanını, görüşlerini etkilememesi mümkün değildir. İnanç, düşünce hürriyetine büyük değer vermemize rağmen, bu tür fikirler, hele yabancı politikalarla az çok ilgili bulunan fikir ve telkinler karşısında Diyanet teşkilatı ve dini eğitim, öğretim ve araştırma müesseselerimizin sorumluluk ve görevi büyüktür. Türk milletinin manevi varlığının bilimle, hikmetle ve örgütle savunulup tahkim edilmesi görevi asla savsaklanamaz inancındayız.

Kültür-sanat politikası

a. Türkiye’de tüm sanatların ve sanatçıların devlet himayesine kavuşması gerektiği inancındayız. Düşünce ve sanat muhteremdir. Türk toplumuna karşı düşmanlık, yıkıcılık ve şiddet kışkırtıcılığı yapmadıkça, Türk milletinin çıkarlarına ve mukaddesatına taarruz etmedikçe, düşünce ve sanat planında kalan, her düşünce ve sanat anlayışı ve icrasını toleransla karşılarız..

b. Tüm sanatların insan ve ülke yararına, milli kültür bazında gelişmesi teşvik edilecektir.

c. Özellikle sinema, tiyatro, müzik ve folklor gibi sanatların, kültürel hegemonya, yabancılaştırma ve köksüzleştirme saldırısının her günkü muhatabı Türk insanının savunma aracı haline gelmesinde zaruret vardır.

Film, tiyatro, müzik, folklor sanatçılarının yaşama, çalışma şartlarının ıslahı ve güvenceye kavuşturulmasının bir devlet görevi olduğu inancındayız. Sanatın tüm branşları, sanat haysiyetinde olmak şartıyla ciddiyetle korunup geliştirilecektir.

d. Temaşa sanatlarının ve endüstrisinin sadece kâr amacına dayanan teşebbüsler halinde kalmasını faydalı telakki etmiyoruz. Özellikle film, tiyatro ve TV’de, dünya ve Türkiye gerçekleri konusunda objektif bilgi verme, insani ilişkilerde azami tolerans ve demokratik üslubu telkin etme, maddi, manevi problemlerin çözümüne yönelik bilimsel ve ahlaki esaslara dayalı davranışlara özendirme, Türk insanını kendini aşmaya yöneltme, çalışma şevki ve gayreti aşılama, yüceltme, geliştirme özellikleri aranacaktır.

e. Çok engin tarih, kültür, folklor birikimimiz insan problemlerini derinlemesine kavrama imkanı veren sosyal bilimlerin verileri, Türk insanına olduğu kadar dünya insanına da büyük faydalar sağlayacak, sanat eserlerinin doğuşu için yeterli ortamı oluşturacaktır.

Türk insanının manevi enerjisini sınırsız şekilde arttıracağı muhakkak bulunan sanat şaheserlerinin, bu ülkenin çocukları tarafından gerçekleştirileceğine inanıyoruz.

Yeterli, objektif, rasyonel toplum ve devlet desteği; beklediğimiz müspet, insana ve Türkiye’ye yönelik sanat hareketinin başarı şartını oluşturuyor.

Eğitim Politikası

Eğitimin bütüncül karakteri

Türkiye’de en önemli meselelerin başında eğitim gelmektedir. Eğitimin umulan feyizli sonuçlarını devşirebilen toplumlar süratle yükselmişlerdir. Eğitim ile, vicdani ve ahlaki gelişme, zihni terbiye amaçlanmalıdır. Muhtaç bulunduğumuz iş ahlakı, görev ahlakı, ferdi; ailevi, sosyal ve milli ahlak, zihin terbiyesinin ayrılmaz parçasıdır. Zihin terbiyesi ne ölçüde ileri olursa olsun fert, ahlaki ve manevi gelişmesini tamamlamamış ve kişiliğine kavuşmamışsa, zihni terbiye tek yanlı kalmaya mahkumdur ve bu gelişmeden toplumsal bir fayda sağlamaya imkân yoktur.

Bu yüzden milli, manevi, ahlaki terbiye ile zihin terbiyesini sonuç olarak bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi bir bütün saymaktayız. Ahlâki, manevi bilimsel ve teknolojik ilerleme bir bütündür.

 

Bilime dayanan toplum hayatı

Türkiye’nin yüksek seviyedeki bilimsel potansiyelinin dünya ölçüsünde önem taşıdığı muhakkaktır. Çağdaş pozitif, sosyal ve moral bilimlerin ve verilerinin Türk toplumunda en üstün değer haline gelmesini, teknoloji, üretim ve yönetim yoluyla hayat tarzlarımızın tümüne nüfuz etmesini sağlayacağız.

İlk ve orta öğretimin amacı

Yapıcı zihni terbiye

Eğitimde yaygın fakat o ölçüde sığ bilgi alanının sözde bir eğitim olduğu inancındayız. Orta öğretimimizi, fuzuli hayatta hiçbir faydası bulunmayan ansiklopedik bilgi birikiminin yükünden kurtarmak azmindeyiz.

Milli ve manevi, ahlâki düşünce bazında insan aklının terbiyesi ve düşüncenin geliştirilmesi esastır. Eğitimin alt basamakta temel amacı budur; yoksa hazır bilgilerle zihnin tembelleştirilmesi değil. Zira ancak insan aklıdır ki, bilinenlerden hareketle bilinmeyenlerin bilgisini kazanır. Bu yüzden ahlaki, manevi terbiye kadar, zihin terbiyesine de önem veriyoruz.

Türk eğitim kurumları çağdaş bilime açık olmalı

Zararlı ve yabancı ön kabullerin, felsefi saplantıların ve dini taassubun bilim zannıyla milli, manevi yapıyı ve düşünce hürriyetini zedelemesi önlenmelidir.

Eğitimin Hedefleri

Bu yüzden milli eğitim ile ferdi, ailevi,mesleki, sosyal, milli, dini, ve insani sorumluluklarını, görevlerini idrak etmiş, tarih şuuru gelişmiş, Türk milletine, onun ülkülerine ve menfaatlerine, Türk ahlâk ve kültürüne bağlı, hayatın problemlerini, zorluklarını göğüslemeye, onlara gerçekçi çözümler getirmeye muktedir, irade sahibi, çalışkan, üretici, milli benliği gelişmiş, toleranslı fertler yetiştirmek azmindeyiz.

Bilim ve hikmet, insanoğlunun, dünyayı kavramak ve onu insana yakışacak bir biçimde ıslah etme konusunda tek imtiyazını ve gücünü teşkil eder. Bilim ve teknolojinin gelişmesi, insani değerler ve bilimin Türk toplumunun bütün hayat tarzlarına ciddi olarak nüfuz etmesi ve onu düzenlemesi şarttır. Bilimin gelişmesi için gerekli felsefi, ahlâki ve sosyal kabullerin yerleşmesini şart görüyoruz.

Mesleki ve teknik öğretim

Bilim ve hikmeti , kaynakları ne kadar soyut olursa olsun pratik olarak değerlendiriyoruz. Bu yüzden okullarımızda mesleki ve teknik öğrenim ve eğitime büyük ağırlık vermek fikrindeyiz.

Bilimsel araştırmalar

Bilimin ve bilimsel araştırmaların gelişmesi için moral, sosyal ve ekonomik tüm tedbirleri alarak beyin göçünü önleyecek ve istihdam imkanlarını arttıracağız.

Modern bilimlerin süratle Türkiye’ye kazandırılması, bilimsel düşüncenin, bilimlerin ve sanatların gelişmesi için, Türkiye bilimleri ve Sanatlar Yüksek Akademisi’ni tesis edeceğiz.

Üniversite ve yüksek okulların bilimsel özerkliği korunmalıdır

Yabancı dil ve eğitim

Yabancı dil öğretimi yeni esaslara kavuşmalıdır. Yabancı dil, yüksek öğrenim ve ihtisas kademesinde bir zaruret olarak ele alınmalı ve Türkiye’de Türk dili ile rekabet halinde yabancı dille eğitime son verilmelidir. Bütün gayretimiz, Türkçe’yi bir ilim dili haline getirmek, bilimsel bütün eserleri Türkçe’mize kazandırmak olmalıdır. Yabancı dil eğitimi ihtiyaca, mesleki yönelişe göre süratle öğrenilecek özel branş halinde tesis edilmelidir. Bugünkü haliyle orta öğrenim ve yüksek okul düzeyindeki yabancı dil öğreniminin müspet sonuç vermediği, lüzumsuz zaman ve para israfı ile moral kırıklıklarına sebep olduğu açıktır.

Bilimsel düşüncenin ahlâki ve sosyal esası

Gerçeği arama yolundaki zihin çabasının bir türü olan bilimsel düşünüşün, akrabası olduğu ahlâki, felsefi ve dini düşünce ile yakın ilişkisini kurmak, bilimsel düşüncenin ilerlemesinin temelini oluşturur. Bu yüzden yüksek bir ilmi düşüncenin ve pratiğin esasını oluşturan beşeri kültürün ciddi şekilde öğretimini zaruri telakki ediyoruz. Bilimin, teknoloji, üretim ve yönetimle yakın ilişkisi ona sosyal ve maddi anlamını da verir. Bu yüzden bilim adamı ve düşünürün, kelimenin gerçek anlamında hür ve her türlü maddi sıkıntıdan uzak yaşama şartlarına kavuşmasını imkân dahiline sokacağız.

Eğitim politikasının ilk hedefleri

Eğitimde, kalite, eğitim politikamızın başlıca esası olacaktır. Nüfus itibariyle Türkiye’nin pek altında bulunan küçük fakat sanayileşmiş ülkelerdeki ilerilik, sadece eğitimin kalitesine bağlıdır dense hata edilmiş olmaz.

Bilimsel araştırma ve bilimlerle teknoloji ve uygulama arasında gerekli bağı tesis etmek azmiyle; çalışma hayatı, ekonomi ve eğitim alanlarında reform yapacağız.

Eğitim kurumlarımızı çağdaş eğitim kurumları haline getirmek başlıca hedefimizdir. Türkiye’ye büyük aydın potansiyeli kazandırmış müesseseler, layık oldukları gelişme düzeyine yükselmek için her türlü teyide kavuşturulacaklardır. Eğitim kurumlarımızın sözde bir eşitlik düşüncesiyle fakirleştirilmesini ve gelişmenin durmasını tasvip etmiyoruz.

Yaygın ve sürekli eğitim

Eğitimi bir yaş grubuyla sınırlandırmamak fikrindeyiz. Çünkü eğitim genel ve toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu yüzden okul öncesi eğitimi, aile eğitimi, meslek eğitimi, halk eğitimi; okul eğitimi gibi önemle ele alınacaktır. Basın, TV, yayıncılık, film vb. kitle haberleşme araçları bu esasa göre kıymetlendirilecektir.

Kişinin istediği mesleği seçebilmesi, hürriyetin yakın bir ülküsüdür. Yüksek okullarımıza yönelen talebin çok yüksek sayılara vardığı açıktır. Bu bir problemdir. Bu talebin makul ve sağlıklı hadde kavuşturulması bir zarurettir. Bu konuda şunları gerçekleştirmek azmindeyiz.

1) Diplomanın mübalağalı otoritesi, yerini ehliyete bırakmalıdır. Ehil olan kişi, ehliyetini ispat etmek kaydıyla , mesleğinin en yüksek noktasına ulaşmak hakkına sahip olmalıdır. Tüm mesleklerde ehliyet esası, diplomayı tadil eden bir seviyeye gelmelidir.. Böylece bir işçi veya memur, mesleğinde gerekli bilgi ve tecrübeyi kazandığını ispatlayarak daha yüksek gelir elde edebilecek, maddeten ve manen tatmin olacaktır.

Bilimsel ve teknolojik talep yaygınlaşacak, her atölye, her büro her ev giderek birer eğitim yuvası haline gelecektir.

2) Ücret, maaş ve gelir politikası, insanlar arasındaki anormal gelir imkânlarını tadil etmelidir. Asgari ücret , maaş ve kazanç, herkes için rahatça yaşanacak makul bir halde yükseltilmelidir ki, eğitimin belli bir basamağı, yüksek hayat standardının tek kapısı haline gelmesin. Aksi halde eğitim kalitesinin düşmesi ve toplumsal rahatsızlıkların şiddetlenmesi kaçınılmazdır.

Basın – yayın:

a. Basın – yayın hizmetlerinin demokratik fonksiyonu

Basın hizmetleri eğitimin devamıdır. Demokratik düzen, halkın kendi kendini yönetmesi olduğuna göre, ülke yönetiminde vatandaşa büyük görevler ve sorumluluklar düştüğü açıktır. Dünya ve ülke meseleleri, sebepleri konusunda gerçeklere dayanan bilgiler, vatandaşa seçme ve yönetme hürriyeti bahşeder. Bu yüzden dünya ve ülke gerçekleri konusundaki derinlemesine ve doğru bilgi birikimi hayati önem kazanır. Gerçeği, doğruyu, yaralıyı arama hürriyeti çağdaş hürriyetlerin başındadır. Bu hayati ihtiyaç ise basın, yayın hizmetleri aracılığı ile karşılanabilir. Basın ve yayın hayatımızı seviyesini yükseltmek ve aslı görevi karşılayacak hale getirmek kararındayız.

b. Basın-yayın politikası, hedefleri ve tedbirler

Basın sanayini tesis etmek, basın işçilerinin ve gazetecilerin hayat standardını yükseltmek, haber alma, haberleşme, ulaşım ve dağıtım imkanlarını artırmak arzusundayız. Demokrasi kültür tabanının sağlıklı gelişmesinin, ancak basının gelişmesine, gazetecinin sadece vicdani sorumluluk duygusuyla yazmasına bağlı olduğu görüşündeyiz.

İnsana, insan hürriyetine ve fikre verilen önemin bir ölçüsüdür, gazetecinin hürriyeti. Mesleği, diğer meslekler gibi sermaye baskısından, ideolojik ve politik baskılardan arındırmak ve bir amme hizmeti haline getirmek hedefimizdir.

Milli eğitim programlarına paralel, ciddi, seviyeli, bilim ve teknoloji eğitimini teşvik edici, benimsetici ve öğretici; zihin, irade ve ahlaki değerleri geliştirmeyi amaçlayan, milli birliği, milli kültürü benimseten, insani değerleri geliştiren, ülke ve dünya meseleleri konusunda kaliteli, bilimsel yayınlar teşvik edilecektir. Sosyal kutuplaşmayı tahrik eden, şiddet, seks istismarına yönelik, kötü alışkanlıklar telkin edici yayınlara müsaade etmeyeceğiz.

c. Yaygın, sürekli, demokratik, milli kültürel ilerleme

Okumayı teşvik edeceğiz. Okuma oranının bugünkü düzeyi üstüne çıkmasını sağlayıcı politik, ekonomik ve kültürel tedbirleri alacağız. Yaygın demokrasi uygulaması, fertlerin ülke yönetiminde düşünce kararlarının ağırlığı ve önemi ölçüsünde artar. Çalışma hayatında, meslek hayatında, mahalli ve merkezi yönetimde kişinin görüşüne verilen önem, müsamahalı ve seviyeli tartışma ortamı oluşturur. Ve insanın kendini yönetmesi ve kültürlenmesi için aydınlatıcı bilgiye, kültüre ihtiyacı gittikçe artar. Bu ihtiyaç halkımızda bilgiye, kültüre olan talebi arttırırken; düşünür, bilim adamı ve sanatçıyı halkın kültürel gelişmesinde öncü olmaya sevk eder; bilgi ve kültürün ameli olmasını, ülke gerçeklerine gittikçe daha çok yönelmesini sağlar. Bu bütüncül gelişme basın-yayın hizmetlerini halkın okulları haline getirir, kalite yükselir ve çok kısa süre içinde okuma alışkanlığının sınırları aşılırken, basın – yayın kuruluşlarımız bölge ve hatta dünya ölçüsünde etkili, seviyeli basın-yayın hizmeti verme safhasına süratle yükselir.