Gelişmenin Milli Ekonomi Politikası

Gelişmenin Milli Ekonomi Politikası

Sanayi ve sanayi ötesi toplumu haline süratle ulaşma zarureti

Türk milleti, kendisine refah sağlayacak sanayi toplumu haline gelme hareketinde dezavantajlara olduğu gibi, avantajlara da sahiptir. Türkiye’nin ümranı ve Türk milletinin refahı için vazgeçilmez şart olan sanayileşme hamlesinin süratle ve sağlıklı başarısını maddi çabaların temel hedefi saymaktayız.

Bu hedef dışında, Türk milletine teklif edilen hedefleri milli çıkarlarımıza aykırı buluyoruz. Türkiye, sanayileşmiş ülkelerin daimi nüfuz alanında kalmaya mahkum tek yanlı bir tarım veya hafif metal, endüstrisi ülkesi hayali peşinde koşamaz.

Türkiye’yi böyle bir ekonomik politika doğrultusunda yönlendirme gayretlerine itibar eden dostlarımız, uzun vadede bu politikanın sadece Türk milletine zarar vermekle kalmayıp, Ortadoğu’ya ve dünya barışına da büyük zararlar vereceğine kabul ve teslim edeceklerdir. Bağımsızlıklarına yeni kavuşmuş ülkelerde bile sanayileşme gayretleri en belirgin tercihlerin başındadır.

Makro ve mikro alanda kalkınma elemanlarının hürriyetçi koordinasyonu

Gönüllü, demokratik ortaklıklar içinde her meslek grubunun özellikleri gözetilerek tayin edilecek nispet ve şartlar çerçevesinde çalışanların sermayenin ve yönetimin adil ve verimli iş birliğini ekonomik, sosyal ve insani açıdan zaruri telakki ediyoruz.

Ekonomik bakımdan üretimi, işçi- patron ilişkisine indirgeyen sistemlerin, ekonomik çabanın tüm sorumluluğunu ve yönetimini bir zümreye tahsis etmek, müşterek eserle insan arasındaki manevi ve maddi ilişkiyi keserek ve nihayet çalışanı sabit bir gelire bağlamak suretiyle sınırlamak gibi büyük mahzurları bulunmaktadır. Bu durumda üretim artışı üretimin kalitesinin iyileştirilmesi, müşterek ürünün daha iyi şartlarda pazarlanması, işletmenin artan verimlilik ve kârlılıkla yönetilmesi gibi kişiyi eserine ve müessesesine bağlayan psikolojik bağlar yıkılmaktadır. Bu bağların tesis edilmesi elzemdir. Müşterek ürünü meydana getiren tüm işletme faktörlerinin müşterek eser ve işletme ile ekonomik ve psişik bağlarının tesis edilmesi elzemdir. İnsanların, başarısından fayda umacakları, zararından mutazarrır olacakları, kısaca ferden veya müştereken çaba gösterdikleri bir iş ilişkisi yoksa, gelişme ve büyümeyi ancak tesadüflere terk ettiğimizi söyleyebiliriz. Kişiler başkaları için değil ama kendileri için artan bir gayretle çalışabilirler. Kendileri için çalıştıklarını çalışmalarının semeresini idrak ettikleri andan itibaren çalışma şevki ve çalışmada verimlilik artacak, fert yükselmek ve gelişmek ihtiyacını duyacaktır.

Bir müşterek eserin meydana getirilebilmesi için bir işletme bütününde bir araya gelen fertlerin hür, verimli adil bir işbirliğini tesis için ticaret kanununa gerekli ve uygun şirket nevilerini ilave edeceğiz. Böylece emek, para, teşebbüs gücü asgari maliyetle bir araya gelecektir. Maliyet enflasyonu sıfıra yaklaşacak, üretim, iç ve dış pazarda rekabet imkanı artacaktır.

Mesleki kurumların milli ekonomide yeni fonksiyonları

Mesleki kuruluşlara üretimde, finansmanda daha büyük roller düştüğü kanaatindeyiz. Bu kuruluşlar demokratikleştirilecek, müşterek bir eseri gerçekleştiren emekçi, sermayedar, yönetici gibi meslektaşlar arasında dayanışma ve kardeşlik sağlayacak, mesleğin problemlerini çözecek, fiyat ve kalite üzerinde müessir olacak; meslektaşlar meslek ve toplum yararına etkin bir güç olacak şekilde organize edilecektir.

KİT’ler

Herhangi bir işletmede, işletmenin tüm unsurlarının işletme rizikosuna katlanan hissedarlar haline dönüşmesi , tamamıyla rızai bir organizasyondur. Ve bu haliyle, işletmelerinin gerçek müteşebbisleri haline gelmek isteyenlerin sermayelerini, pazarlarını ve gelirlerini artırmak azmindeki kişiler bakımından duyulan bir ihtiyaç halindedir.

Geleneksel işletme nevilerini kanun zoruyla değiştirmek gibi bir hayale ve haksızlığa kapalıdır. KİT’ler bakımından uygulanması ise, hisselerinin ekseriyeti kamuda kalmak kaydıyla, çalışanlar ve diğer işletme elemanlarının mutabakatı halinde, işletmelere ortak olmaları sağlanmak şeklinde olacaktır.

Sektörler arası işbirliği

Sektörler arasında yakın, rasyonel ve verimli bir işbirliğinin; verimi artırabileceğine, hayatı ucuzlatıp kolay hale getireceğine, sosyal kutuplaşma belirtilerini yok edip, toplumsal dayanışma ve uzlaşmayı esaslı surette sağlayacağına inanıyoruz.

Devlet-fert işbirliğinin, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin makro planda, teşebbüs hürriyetini asla zedelemeden verimli bir koordinasyonun zaruretine inanıyoruz.

Ekonomi politikamızın esası

Ekonomi politikasının esası, ferdi, sosyal ve milli zaruret ve ihtiyaçları karşılamak gerçeğinden ibarettir. Milli ekonominin özü budur. Türkiye sanayileşmesinin bugünkü safhasında bile, yatırım malları, ara malları ve tüketim malları konusunda dünya standartlarına uygun üretimin hem iç pazarda, hem de dünya pazarlarında rekabet imkanına kavuşması mümkündür. Halihazırda genel ticaret girdileri içinde çok büyük yer işgal eden enerji, yatırım malları ve ara malları, Türk ekonomisinin hakim karakterini ortaya koymaktadır. Türkiye’nin bilgi ve teknoloji birikimi ve temel sanayinin en önemli bölümlerini kurmuş bulunmasına rağmen ithal malalarının bu kompozisyonunu sadece milli ekonomi açısından değil, milli politika bakımından da zararlı telakki telakki etmekteyiz.

Temel sanayi sektörünü kendi öz ülkesinde bile pazardan mahrum ederek atıl hale getiren dayanıklı-dayanıksız tüketim mallarının saldırısına terk etmek anlamına gelen dar boyutlu, ufuksuz, olağanüstü ölçüde kısa vadeli politikaları tasvip etmiyoruz.

Kısaca ekonomi politikamızın bu konuda esası şudur: Süratle sanayileşmek zorundayız. Türkiye ticaretinin sanayileşmiş ülkelerin yatırım, ara ve tüketim mallarının pazarı haline gelmiş olmasını asla tasvip etmiyoruz, zararlı ve tehlikeli buluyoruz. Sanayileşme hamlesinin başarılı olması şarttır. Yatırım hacminin olağanüstü büyük, kâr marjının düşük ve kâr beklentilerinin uzun vadeli oluşu bir engel olsa bile, bu engel devlet ve fert tarafından aşılmalıdır. Biz sanayimizin, bugünkü safhasında bile rasyonel düzenlemelerle, iç ve dış Pazar talebini bu günkünün çok üstünde çağdaş düzeyde ve ucuz olarak karşılayabileceği inancındayız.

Tarım politikası

Tarım sektörünün modernizasyonunu acil bir ihtiyaç olarak görmekteyiz. Tarım ve hayvancılık alanında müstesna imkanlara sahip bulunan, birkaç iklim özelliğinin birlikte yaşandığı bu topraklarda muazzam bir tarım hamlesinin gerçekleşmesi ve milli refahın olağanüstü ölçülere vardırılması mümkündür. Türk milletinin büyük ekseriyetinin tarım ve hayvancılık kültürü açısından, dünyanın en eski, en zengin kültürüne sahip oluş gerçeği, topraklarımızın sularımızın henüz sanayileşmemiş ülkeler derecesinde kirlenmemiş oluşu, toprak, su ve iklim şartlarının özellikle bazı bitki ve hayvan türlerinin yetiştirilmesinde son derece müsait mahiyeti, milyonlarca vatandaşımıza iş imkanı sağlarken, üretimin de artmasının ilk şartlarını bize vermiş bulunuyor. Bu alandaki temel eksiğimiz, çağımızın şartlarına uygun modern teknoloji, pazarlama ve işletme gereklerini karşılayabilecek esnek, demokratik organizasyon ve koordinasyondur. İç ve dış pazardan üretime kadar uzanan işletme ünitelerinin organizasyonu şarttır. Ucuz kredi, sağlıklı ve gerçekçi üretim ve pazarlama planlaması ve örgütlenmesi, modern teknolojinin gerektirdiği sürekli eğitimi almaya ve uygulamaya hazır hale getirilmiş organizasyonlar şarttır. Süt konusunda karşılaşılan güçlüklerin ve hatta bu mükemmel projenin istenen neticeyi vermeyiş sebebini emeğin, sermeyenin, teknolojinin, işletmecilik bilgisinin rasyonel bir şekilde tarım sektöründe verimli bir işbirliğine kavuşmamış olmasında aramak lazım gelir. Tarım sektörünün bu ihtiyacını acilen karşılamak kararındayız. Üretimden pazarlamaya kadar uzanan tarım şirketleri köylünün, üreticinin alın terinin karşılığını serbest piyasa şartlarında sağlamanın garantisi olacaklardır.

Tarıma müsait arazilerin sanayi tahsis edilmek suretiyle elden çıkarılması dönemi artık kapanmalıdır. Yanlış politika uygulamaları, Türkiye’yi azımsanmayacak tarım potansiyelinden mahrum ettikten başka, çevre kirliliğinin de başlıca amili olmuştur. Bu gidişe son vermek kararındayız.

Yanlış tarım sanayi politikalarının bir başka zararlı sonucu ise, 30 sene gibi kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içinde köylerimiz nüfus bakımından Türkiye geneli itibariyle yüzde 81’den yüzde 46’ya düşmüş bulunuyor. Bu, çok düşündürücü bir demografik değişimdir. Köylerimizin medeni imkanlara süratle kavuşturulması ve Türk çiftçisi ve üreticisinin imkanlarının artırılması hedefini sadece bir ekonomik tedbir olarak görmüyor, aynı zamanda sosyal bir zaruret olarak mütalaa ediyoruz. Bu dengesiz değişim, şehirlerin zayıf alt yapısını zorlamış ve onları yığınlaşma merkezleri haline getirmiştir. Bu durumun beraberinde bir yığın ekonomik ve kültürel tezadı getirmesi de kaçınılmaz olmuştur. Göçlerin tahribatı sadece maddi değil, aynı zamanda manevidir. Karşılaştığımız bu olay, kalkınmanın sektörel olduğu kadar, maddi ve manevi bir bütün olduğunu da göstermektedir.

Tarım alanında süratli gelişmeyle üretime katılan tüm ekonomik faktörlerin her birine, üretimden, adil, makul bir oranda hisse ayırmanın bir zaruret olduğu kabul edilmelidir.

Topraksız köylüler konusunu, üzerinde spekülasyon amacı ile çok konuşulmuş, ama çok az şey yapılmış bir mesele olarak, şöyle çözümlemeyi düşünüyoruz: Devlet, çalıştırdığı tarım işçilerine, toprağın mülkiyeti asıl sahiplerinde kalmak üzere kurulacak mülkiyeti kendi üzerinde bulunan bu arazilerin sahibi kalmakta devam eder ve topraksız çiftçiyi de tamamlanmış tarım işletmelerinde ortak sıfatıyla, tarım işletmelerinin hissedarı, ortağı haline yükseltir. Bu, toprak reformundan umulan faydayı öncelikle sağladığı gibi tarım reformu da gerçekleşmiş olur. Bu projenin bilimsel, verimli ve adil olduğu gibi, milli geleneklerimize de yabancı olmadığı inancındayız.

Orman varlığının korunması ve orman köylülerinin hayat tarzlarının ıslahı bir bütün teşkil eder. Orman köylüsünün adalet ve verimlilik içinde orman ve orman ürünlerinden istifadesi sağlanacak ve köylü ormanların korunması ve geliştirilmesi konusunda en yararlı güç haline getirilecektir.

Türkiye su rejiminin ıslahı konusunda ormanın önemi açıktır. Bu yüzden orman politikası, bu rejimin düzenlenmesi gibi toprak erozyonunu da önleyen uzun vadeli bir politikanın vasıtası olarak ele alınacaktır.

Türkiye tabii bitki örtüsünün ve hayvan türlerinin korunması için gerekli tedbirler alınacaktır.

Türkiye’nin gelişmesinin dünya kuvvet dengesi içinde ele alınışı

Artık çağımızda insanlık meseleleri inkâr edilemez ağırlıklarını göstermişlerdir. Sosyal ve ekonomik tezatların rahatsız ettiği bir dünya, insanların elbirliği ile temel tezatları çözmeye mecbur olduğu bir dünyadır. Sanayileşmiş ülkeler- sanayileşmemiş ülkeler tezadı, cihanşümul bir tezattır. Bu tezadın insancıl bir biçimde çözülmesi için ortaya konan çağdaş çözümler, en başta sanayileşmiş ülkeler aydınlarının ve kamuoyunun ve etkili liderlerinin yaklaşım çizgisini göstermektedir. Bu politik ve askeri maksatlar ve önyargılardan bağımsız olarak; sanayileşme vetiresine giren ülkelerin sanayileşme hamlelerini başarıya ulaştırmada müsait bir milletlerarası ortamın oluşacağı haklı ümidini kuvvetlendirmektedir. Artık dünyamızın, 18. ve 19. asrın fikirleriyle idaresi mümkün değildir. Bu görülmeye başlanmıştır.

Türkiye, sanayileşme ve modernizasyon hamlesine bugün bu hamleyi başarmış birkaç ülke ile aynı sıralarda başlamış olmasına rağmen, bir buçuk asra yakın bir süredir, dahil olduğu medeni camia tarafından büyük ölçüde engellenmiş ve ne hazindir ki, bundan 64 yıl önce vatanını dahi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlayan milli direniş bu tehlikeyi bertaraf etmekle kalmamış, Türk milletine ilerlemenin yollarını açan ve dünya sulhunun teminatı olan modern Türkiye’nin kurulmasını da sağlamıştır. Bu çabaların başarısı için Türk milletinin katlandığı fedakârlık olağanüstü büyük olmuştur.

Geçmişin ıstırapları, Türk milletinin engin gönlünde sönmez ve silinmez düşmanlık hisleri bırakmamış, ama tarihin acı dersini daima hatırlamak Türk milleti için milli şuurun kaynaklarından biri olmuştur. Büyük değişim gösteren dünyamız, 18. ve 19. asır politikalarının zamanımızda geçersizliğini gösteriyor. Dünya sulhu, dünya problemlerinin çözümü, dünya milletlerinin hür ve gelişmiş milletler topluluğu haline gelmesine bağlıdır. Bu itibarla biz, sanayileşmiş ülkelerle sanayileşmemiş ülkeler tezadının çözümünde sanayileşmiş ülkeler katkısını bir yardım olarak görmüyoruz, bir görev telakki ediyoruz.

Çünkü bilim ve teknoloji insanlığın müşterek malıdır. Bu yüzden ilim ve teknoloji transferini politik ve askeri maksatların dışında telakki ediyoruz. Anormal silahlanma yarışını nükleer gücün askeri maksatlarda kullanılmasını azgelişmiş ülkelere yapılan bilimsel, teknolojik transferin yetersizliğini tasvip etmiyoruz. Milletler arası camianın yüksek insani değerler etrafında yeniden organize edilmesini şart telakki ediyoruz. Milletler arası kurumların gerçekten bu hüviyete kavuşturulması mümkündür.

Milletler arası adalet, milletler arası işbirliği, milletler arası ticaret ve kültür hayatı daha sağlam esaslarla kurulabilir. Türk milletinin bu gelişmeye büyük katkılarda bulunması mümkündür. Bu gelişmeyi sağlamak, dış politikamızın esasları arasında yer alacaktır.

Entegre teşebbüsler

Ferdi, küçük yardımsız kalmış tüm teşebbüslerin orta ve büyük çaplı işletmeler haline gelmesi teşvik edilecek; devlet, verdiği kredi, getirdiği teknolojik yardım, sağladığı pazar vb. bakımlardan teşebbüslere ortak olacak, böylece ferdi üretim organize edilerek tarım, sanayi ve ticaret alanlarında ileri teknolojilerin uygulanması imkanı doğacaktır. Bu ülke çapında verim ve kalite artışı; işletmeler arası entegrasyon ve gittikçe artan bir ölçüde istihdam imkânları ortaya çıkacaktır. Sabit para ilkesi, çalışmanın cazip hale gelmesi; tasarrufu artıracak ve kalkınmanın en önemli engelleri aşılmış olacaktır.

Sabit gelir zincirinin milli ekonomide berterafı

İşçi, memur gibi bir işyerinde maaş ve ücret karşılığı çalışanlar için “eşel mobil” sistemi uygulanacaktır. İşyerlerinde işçi ve sağlıklı iş, istirahat imkânı sağlanmasını, mesleki ve genel eğitim verilmesini kültürel ve dini ihtiyaçların sağlanmasını (ibadet hürriyetini sağlayarak), mesken kreş ve okul ihtiyacının sağlanmasını devlet ve işletmelerin başlıca görevlerinden sayıyoruz.

Kâr ve toplumsal fayda

Kâr amacını, toplumsal ihtiyaç, fayda ve milli çıkarlarımızla uzlaştırmayı esas alıyoruz.

Yerli teknoloji

Türkiye’nin modern teknolojiyi süratle her sektörde benimsemesi, çağdaş teknoloji ile sektörleri beslerken en kısa süre içinde yerli teknolojisini geliştirmesi gerektiğine inanıyoruz. Araştırma kurumlarımızın, üniversite ve yüksek okullarımızın önemli bir bölümünün modern teknolojinin, yeniliklerin takibi, araştırılması görevinde en büyük tediye kavuşmasını elzem sayarız.

Halihazırda çağdaş teknoloji, araştırma kurumları ve uygulama arasında rasyonel, verimli ve ekonomik bir koordinasyonun varlığı iddia edilemez.

İthalat politikası

İthal kalemlerimizin en önemli bölümünü teşkil eden petrolü asıl enerji kaynağı olmaktan çıkarmak mecburiyetindeyiz. Bu enerji türünün varlık süresi konusunda müşterek bir kanaat oluşmuştur. Yeni enerji türleri geliştirilmektedir. Hidroelektrik santralleri konusunda maksimum kapasiteye varmalıyız. Nükleer enerji santrallerini çoğaltmalıyız. Pek yakın bir süre içinde randımanı artması muhakkak güneş enerji santrallerini ve jeotermal santrallerini süratle devreye koymak mecburiyetindeyiz. Türkiye’nin büyük ölçüde ve süratle elektrifikasyonu bir zarurettir. Diğer ithalat malları konusunda da milli ihtiyaçları kesinlikle karşılayan, yerli sanayiye dayalı ikameler mümkündür. Ve bu ikameler gerçekleştirilmelidir. Lüks malların ithalatını yüksek ölçüde vergilendirmek vazgeçilemeyecek esastır.

Enflasyon

Enflasyonla en etkili şekilde mücadele edeceğiz. Enflasyon karşısında sadece para- kredi tedbirleri ile yetinilemez. Ve hele faiz nispetlerini artırarak, emisyon hacmini daraltmak gibi mahdut ve zararları inkar edilemeyecek tedbirlerle asla yetinilemez. Faiz hadlerinin yükselmesinin maliyet enflasyonunu kamçılaması kaçınılmazdır. Enflasyonun sıfırlanması, nihai tahlilde üretimin artması, talebin ise kısılması ile sağlanabilir. Enflasyonu durduracak para arzının miktarı ise üretim ve tedavülü sağlayabilecek miktar ile sınırlıdır.

Talebi Kısmanın demokratik ve faydalı binlerce yolu vardır. Faiz gibi spekülatif sermayenin bir özelliğine sığınmaya gerek duymuyoruz. Aksine spekülatif sermayenin bu özelliğini tashih etmek ve üretime süratle intikal ettirmek isteğindeyiz. Talebi Kısmayı, onları yatırma yönelen tasarruflar haline getirmeyi; çalışma hayatında, şirketler ve banka mevzuatında öngördüğümüz reform yoluyla; tasarrufa devlet güvencesinde, emin enflasyondan aşınmayan cazip üretim alanları göstererek, bunların örneklerini vererek enflasyonu bertaraf etmek azmindeyiz.

Mal talebini tasarrufa yönelterek üretimi artırmak, tüketimi azaltıcı diğer sosyal ve manevi tedbirlerle tüketim eğilimini azaltmak imkanına sahip olacağız.

Maliye politikası

Devlet gelirlerinin başlıca kaynağını teşkil eden vergilerin adil, mükellef bakımından tahammül edilir, basit, yaygın, herkesten gücüne göre ve ekonomik kalkınmayı teşvik edici doğrultuda vaazını esas kabul ediyoruz.

Vergi tarhında nispet, ödemede kolaylık esas olacaktır.

Vergi tahsilinde mükellef beyanına itibar edilmesi esası, sözde kalmayıp gerçekleştirilecektir.

Atıl sermayenin üretime yönelmesi teşvik edilecek, toplumsal hasılanın toplumda adil dolaşımı sağlanacaktır. Vergilendirmeyi çok mahdut birkaç kaleme inhisar ettirmek düşüncesindeyiz. Vergi nispetlerini makul ölçülerde safha safha düşürmek kararındayız. Vergiyi mükellef beyanına bağlı kılan, mükellefe inanan , ancak objektif, basit esaslara dayanan vergi esasını getireceğiz.

Üretilen ve tedavül edilen mal ve hizmet başına düşük vergiyi, gelir ve kurumlar vergisinin yerine ikame etmeyi düşünüyoruz.

Şahısların, kurumların hayır ve yardım maksadıyla toplumsal faydası sabit olan harcamaları vergi indiriminden yararlandırılacak, toplumsal yardım ve dayanışma, kültür ve sanat gelişmesi teşvik edilecektir.

Adalet esası, vergiler yoluyla alınan kıymetlerin eşdeğerinde bir hizmet ve katkının vatandaşa tekrar dönmesi manasına gelir. Bu yüzden devlet harcamaları ile bütçe gelirleri, özellikle vergiler arasında bir kıymet denkliği vazgeçilmez esastır. Harcamaların rasyonel, verimli olmasına özel bir dikkat gösterilecektir. Devlet harcamalarında israfın önlenmesi, pahalı olmayan bir yönetim cari harcamaların safha safha azaltılarak tasarrufa ve verimli yatırımlara yöneltilmesi başlıca esastır. Bütçede denklik, ulaşacağımız hedeflerin başında gelir.

İşçi ve memurlardan alınan vergileri makul bir bölümünü işçi ve memurların tasarruflarının değerlendiği yatırımlara kanalize edeceğiz.

Özellikle KİT’lerde, çalışma esasları; verimlilik, adalet esaslarına göre yeniden düzenlenecek, çalışanlar yıllık hasıladan pay alacaklardır. Çalışma, verim teşebbüs teyit ve teşvik edilecek KİT’ler devlet maliyesine yük olmaksızın kuruluş amaçlarını gerçekleştirmiş olacaklardır. Bu hedefi gerçekleştirmek için personel, yönetim, pazarlama, işletme, kredi ve üretim politikaları da değiştirilecektir.

Kalkınmanın temel gücü

Millet Daha insancıl, anlayışlı, insanlık meselelerini müdrik, barışçı bir dünya, Türkiye’nin sağlıklı kalkınmasında hızlandırıcı bir faktör olacaktır. Böyle bir faktörün önemi açık olmakla birlikte, kalkınmanın temel gücü Türk toplumudur.

Kalkınma bir toplum hareketidir

Kalkınma olayı demokratik, adil, verimli bir toplum hareketi olmalıdır. Kalkınma bir zümre hareketi olamaz. Nimet ve külfetlerin adalet ölçülerine uygun dağılımı esas olmalıdır.

Kalkınmanın maddi, beşeri ve manevi elemanlarının seferber edilmesi

Makro planda büyüme için esas olan manevi meziyetler, emek, çaba, para- kredi, sermaye, tabii ve coğrafi imkânlar, bilgi, hüner, ehliyet ve yönetim gücünün gerekli verim ve işbirliği içinde büyüme hedefine sevk edilebildiği söylenemez.

Emek, bilgi yönetim kapasitesi, sermayenin karşısında gerekli korunma vasıtalarından mahrumdur. Makro planda da, mikro planda da emek, sermaye ile birlikte katıldığı müşterek eserin sermaye kadar önemli yapıcı unsurlarından biridir ve bu sıfatlı müşterek hasıladan rizikosuna katlanarak pay almalıdır.

Spekülatif sermaye ve kredinin doğrudan üretim ve hizmet alanlarına yöneltilmesi

Kredi kurumlarının da doğrudan üretime katılmasında zaruret görüyoruz. Banka ve kredi kuruluşları plan ve proje kredisi verecek ve verdikleri kredi ölçüsünde işletmelere ortak olacaktır. Bu ilke, bankaları ve kredi kuruluşlarını tefeci kredisi veren kuruluşlar olmaktan çıkaracak, üretimin kalitesini, sürümü, ucuzluğu, yatırım isabetini, artırırken işletme yönetimini de daha çok ihtisaslaşmaya sevk edecek, para ile işletmeler arasında ucuz kredi bağlantısı tesis edilmiş olacaktır.

Banka ve kredi kuruluşlarının üretim ile yakın işbirliği, sanayi, tarım ve hizmet sektöründe ortalama ve büyük işletmelerin kuruluşunu hızlandıracak ve böylece modern ticaret hayatının gerektirdiği orta ve büyük çaplı şirketler görülmeye başlayacaktır.

Hammadde, kredi-yatırım, üretim, işletme, iç ve dış pazar ilişkisi süratlendirilerek, pazara göre üretim ve üretime göre Pazar ilkeleri çerçevesinde verim ve kazanç artacaktır.

Çalışma hayatının ıslahı

Memur aylıkları ve işçi ücretleri net maaş ve ücret olarak verilecektir. Sigorta ve emeklilik primi dışında, sadece emekçinin ve memurun brüt maaşından bir kısmı vergi yerine çalışan adına işletme fonlarına yatırılacaktır. Böylece memur ve emekçi, emekliliği ile birlikte verimli bir işletmenin hissedarı haline gelecektir.

Üniversiteler, araştırma laboratuvarları konularına göre, iş ve çalışma hayatı ile işbirliğine girecek, böylece tarımda, sanayide modern teknoloji, modern işletme anlayışının üretime katkıda bulunması sağlanırken bilimsel çaba da metafizik, havada bir faaliyet olmaktan çıkacaktır.

Sanayimizin handikapları, montaj sanayisini süratle aşma mecburiyeti

Türkiye’de tarım ve sanayi sektörünün, önemli ölçüde yabancı büyük sanayi şirketlerine montajcı, onarımcı ve yedek parça sanayi haline dönüşerek entegre olduğu görülmektedir. Bu, temel sanayini kurma ve verimli bir şekilde işletme safhasına gelmiş Türkiye için, sınai birikimini ihmal etmek ve tedrici ölüme terk etmek anlamına gelmektedir. Tarım ve sanayimizi, dış sanayiye entegre olmaktan kurtarmak, verimlilik ölçüsünde derece derece temel sanayi sektörüne bağlamak şarttır.

Temelleri bin bir güçlükle atılmış ve mevcut maden, çelik, elektrik, elektro mekanik, mekanik, kimya sanayini yatırım malları ve ara mallar üreten sanayi haline getirmemiz şarttır ve bu mümkündür. Türkiye bu hedefe ağırlık vermek mecburiyetindedir. Böylece Türkiye de yapılması, hem de ucuz ve kaliteli olarak yapılması, iç ve dış pazarlarda pazarlanması kabil ürün alınması mümkün olacaktır. Şüphesiz ki bazı sektörler desteklenecektir, ancak kayıt ve şartla ve zamanla sınırlı olarak. Toplum desteği, her sektör hatta her branş için toplumsal fayda, milli ekonomi hedefleri ve milli ihtiyaçlar gözetilerek bunların en kısa sürede milletlerarası ticaret alanında yabancı teşebbüslerle rekabet edebilecek, yaşayacak ve güçlenecek hale gelmeleri maksadına matuftur. Bu mümkündür.

İyi organize edilmiş, köklü bazı sanayi teşebbüslerinin başarısı, kaynaklarımızı, teklif ettiğimiz çerçevede seferber ettiğimiz takdirde tüm sektörlerimizin de yarınki büyük başarısını müjdelemektedir.

İhracat politikası

İhracat konusunda sadece tarım sektörüne dayanmayı hatalı buluyoruz. Sanayileşme ile bir süre sonra tarım malları, özellikle tarım sanayi ve genel sanayi malları ihraç edilir hale gelecektir.

Sanayi malları ihraç edecek hale gelmemiş bir ekonominin gelişmesi mümkün değildir. Sanayileşme bazına dayalı ihracat, toplumun tam desteğine kavuşacaktır.

Para politikası

Para politikası konusunda satabil parayı ekonominin güven kaynağı ve ilk şartı olarak görüyoruz. Para kıymetinin enflasyonla aşınması sadece maddi tahribatın değil, sosyal ve manevi yıkımın da meşum sebebi olmaktadır.

Devlet garantisi altında bulunan paranın fiili ve nominal kıymetleri arasındaki uygunsuzluk bir ahlâki ilkenin çiğnenmesidir. Bu güveni tesis edeceğiz. Zamanımızda para, fonksiyonlarını önemli ölçüde yitirmiş bulunuyor. En kısa süre içinde parayı gerçek para haline getirmek esastır.

Tasarruf

Ülkemizde enerji, sermaye, emek, beşeri ve ruhi gücün verimli bir şekilde kullanabildiği söylenemez. İsrafı üretimde de, tüketimde de, dolaşımda da gözlemek kabildir.

Türk milletinin geleneksel tasarruf motifleri, bugün modern ekonomi gereklerine tam tekabül etmese bile aile ekonomisinden kaynaklanan büyük tasarruf meyil ve kabiliyetini göstermektedir. Yıllardan beri süren sanayileşmiş ülke insanlarının tüketim standartlarını benimsetme hatalı politikası, Türkiye’yi ağır basan bir tüketim ve israf eğilimine sürüklemiştir. Bu eğilimin temelden düzeltilmesi şarttır. Ekonominin her alanında israfı önlemeyi ve halk tasarrufunu süratle verimli yatırımlara dönüştürmeyi esas alıyoruz. Teklif ettiğimiz iş, çalışma ve banka reformlarıyla, tasarrufun süratle ve sağlıklı bir şekilde artacağına inanıyoruz.

Tasarruf fikrini benimsetmek, uygulamada müspet örnekleri çoğaltıp, halkın tasarruf şevkini artırmak, alın terinin, öz nurunun ve tasarrufa yönelen bir kuruşun bile değerlendirildiğini; çalışana, Türkiye insanına ve ülke ekonomisine gerçek faydayı sağlayacağını göstermek esastır.