BİR ADA, BİNBİR PİSLİK
Bu mu “medeniyet”?
Epstein Adası, dört tarafı zulümle çevrili bir toprak parçasıdır; bir istisna değil, vahşi bir sistemin aynasıdır.
Dosyalara yansıyan iddialar, tanık beyanları ve mağdur anlatımları; çocuklar üzerinden yürütülen, sınırları aşan, örgütlü ve küresel bir suç düzenine işaret etmektedir. Bu karanlık tablo, meselenin birkaç kişiyle ve yalnızca iğrenç cinsel sapıklıklarla sınırlı olmadığını; şantajın, gücün, paranın ve nüfuzun adaletin önüne geçtiği korkunç bir yapıyı gözler önüne sermektedir.
Unvanlar, şöhret ve “insan hakları” söylemleri, bazen zulmü gizleyen maskelere dönüşebilmektedir. Milyonlarca belgenin filtrelenerek yayımlanması, “kontrollü kafa karışıklığı” yaratılmaya çalışıldığını göstermektedir.
İddialarda Türkiye’nin adı da geçmektedir. Türkiye’den kaçırılan çocukların bu iğrenç ağın içinde kullanıldığına dair dehşet verici haberler, Türk milletinin endişelerini artırmaktadır. Halkımız, yetkililerden bu konularda şeffaf ve tatmin edici açıklamalar beklemektedir. Bu suçlara karşı sessizlik, suçlara ortak olmaktır.
Türkiye’yi yönetenler bu zulme sessiz kalamaz. Türkiye, ABD’deki yargılamaya müdahil olmalı; başta dünya çocukları olmak üzere, tüm mazlumların haklarını savunabilmelidir. Türkiye kadir bir devlet olmak zorundadır. Karanın ve denizin kopkuyu karanlığa boğulduğu böyle durumlarda,
dünyanın neresinde olursa olsun adaleti temin edebilmelidir.
Açıktır ki tüm dünya; bilim, erdem ve ahlak kaideleri üzerinde yükselecek yeni bir medeniyete muhtaçtır. Millet Partisi’nin, “Muhteşem Türkiye” hedefi bağlamında sunduğu “Yeni Barış Medeniyeti” projesi, bütün dünyanın bu ihtiyacını karşılayacak niteliktedir.




