
Millet Partisi'nin hazırladığı rapor ve değerlendirme belgeleri
"Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" tarafından hazırlanan "Terörsüz Türkiye" raporu, kamuoyunda geniş yankı uyandırmış; siyasal, sosyal ve hukuki bağlamda yapılan önerileriyle toplumsal boyutları da tartışılan bir metin niteliği taşımaktadır.
Bu çalışma, Terörsüz Türkiye Meclis Raporu'nun slaytlarında belirtilen başlık ve ifadeler (italik olarak yazılmış başlık ve ifadeler) ile rapor metni esas alınarak; devlet politikası, güvenlik anlayışı, hukuki düzenlemeler ve millî egemenlik ilkesi bakımından kapsamlı bir değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle terörle mücadele yöntemleri, anayasal çerçeve ve Türkiye'nin üniter devlet yapısı ekseninde ortaya çıkan soru işaretleri analiz edilmektedir.
Geçmiş çözüm süreçleri ve bölgesel gelişmeler ışığında rapordaki yaklaşımın tutarlılığı sorgulanmaktadır. Nihai olarak bu değerlendirme, sürecin Türkiye'nin birliği, hukukun üstünlüğü ve toplumsal bütünlüğü açısından doğurabileceği sonuçlara dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun Terörsüz Türkiye Raporu'nda Türk Kürt ilişkileri, tarihsel bir kader birliği olarak tanımlanmış ve çözüm "kardeşlik hukuku" kavramına dayandırılmaktadır.
Raporda geçen "Türklerin, Kürtlerin ve Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak..." ifadesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin "üniter" bir devlet yapısına sahip olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir.
Bu bağlamda raporda Türk-Kürt ilişkileri "tarihsel kader birliği" olarak tanımlanmakta ve çözüm "kardeşlik hukuku" kavramına dayandırılmaktadır. Burada raporun daha ilk başında "Türk-Kürt ilişkileri" diyerek, Irak'ta, Suriye'de ve Lübnan'da uygulandığı gibi bölünmeye götüren bir yapıya adeta özeniliyor.
Diğer taraftan bir çözümden söz ediliyorsa, ortada bir sorun olduğu kabul edilmektedir ve adını kendileri koymaktadırlar. Oysa tarih şahittir ki:
Bu nedenle mesele, etnik değil; jeopolitik ve dış kaynaklı bölücülük olarak ele alınmalı ve değerlendirilmelidir.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu gösterdi ki; süreç, tek taraflı bir dayatma değildir, "Kürt'ün onurunu, Türk'ün gururunu" korumayı esas alan, toplumun hiçbir kesimini dışlamayan, farklılıkları "kardeşlik hukuku" zemininde buluşturan bir yaklaşımdır.
Raporda, sürecin bir dayatma olmadığı ve "Kürt'ün onuru, Türk'ün gururu"nun korunduğu ifade edilmektedir. Ancak "onur" ve "gurur" kavramlarıyla süslenen bu ifadeler içerikten yoksundur. Zira raporda Arap da vardır. Ona ne diyeceksiniz? Peki Laz'a, Çerkez'e, Boşnak'a, Arnavut'a ne diyeceksiniz? Oysa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkesin can ve mal güvenliği ile izzeti ve onuru zaten yasaların güvencesi altındadır.
Çünkü müzakerenin doğası gereği karşı tarafın taleplerinin bulunması kaçınılmazdır. 2009'daki açılım sürecinden kısa süre sonra ABD'ye giden Erdoğan, Princeton Üniversitesi'nde katıldığı bir konferansta şu ifadeleri kullanmıştır: "Açılımın hepsi bir anda olmaz; hazmede hazmede, hazmettire hazmettire ilerlememiz gerekiyor." Aslında sürecin gerçek niyeti bu cümlede açıkça ortaya çıkmaktadır. Coğrafyamızda yürütülen bu sinsi plan, aslında Büyük Ortadoğu Projesi'nin sahadaki uygulama sürecinden başka bir şey değildir.
Temel soru şudur: Geçmişte benzer süreçler terörün yeniden başlamasıyla sonuçlanmışken, bugün terör örgütü hangi somut güvenceyle silah bırakmaktadır?
Terörsüz Türkiye ile iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecek...
Raporda "iç huzurun sağlam zeminler üzerinde yükseleceği" belirtilmektedir. Bu raporu kaleme alan ve onaylayanlar, Anadolu irfanından bihaberdirler. Bunca tahrike, yaşanmış trajediye ve 50 binden fazla şehit verilmiş olmasına rağmen toplum büyük bir çatışma yaşamamıştır. Kürt ve Türk kardeşlerimiz birbirini kendi öz benliklerinden biri olarak kabul etmektedir.
Ülkemizdeki farklı etnik kökenlere sahip yurttaşlarımızın teröristlerle aynı kefeye konulmaması gerektiği unutulmamalıdır; aksi, en büyük onur kırıcı yaklaşım olur. Kahraman güvenlik güçlerimizin başarılı operasyonlarıyla etkisiz hâle getirilmiş teröristlerin muhatap alınması, dağdaki teröristlere moral ve motivasyon kaynağı olmuştur.
Terörsüz Türkiye, Yerli ve Milli Bir Projedir. Terörsüz Türkiye Meclis Raporu'nda öne çıkan "Türkiye Modeli", güvenlik eksenli bir yaklaşımdan öte, toplumsal bütünleşmeye dayalı bir vatandaşlık anlayışını işaret ediyor.
TBMM Raporu'nda yer alan en büyük yanıltıcı ifade, "Terörsüz Türkiye, Yerli ve Milli Bir Projedir" iddiasıdır. Evet, Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen faaliyetler, tamamen yabancı kaynaklıdır ve ABD-AB projelerinin bir parçasıdır. Özetle, bu proje yerli olma iddiasının aksine, tamamen yabancı kaynaklıdır.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu gösterdi ki bu süreç, sadece güvenlik tedbiri değildir. Terörsüz Türkiye süreci, sorunu sadece askeri ve güvenlik önlemlerine indirgeyen yaklaşımların aksine; meseleyi sosyolojik, ekonomik ve psikolojik boyutlarıyla ele alan bütüncül bir bakıştır.
Raporda terörün, güvenlik boyutunun ötesinde sosyolojik, psikolojik ve ekonomik boyutlarının olduğu belirtilmektedir.
Ülkemiz, 1970'li yıllarda yaşanan ve 1980 askeri darbesi ile son bulan sağ-sol olaylarının ardından, bu sefer PKK terörü ile meşgul edilmeye başlanmıştır. Kahraman güvenlik kuvvetlerimizin mücadelesi ile ne zaman bitme noktasına gelse PKK ile masa kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir terör örgütü ile masaya oturması yerli aklın ürünü olamaz.
Türkiye üzerine stratejiler geliştiren emperyal güçlerin, ülkemiz ve devletimiz üzerindeki amaçları hâlâ geçerlidir. Bugün PKK etkisiz hâle gelse dahi, yarın farklı bir taşeron örgüt yeniden sahneye çıkacaktır.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, sürecin bir "Devlet Politikası" ve "Türkiye Modeli" olduğunu kayıt altına aldı. Bu çalışma, çatışma çözümleri literatürüne "Türkiye Modeli" olarak geçmiştir.
Raporda sürecin bir "Devlet Politikası" olduğu belirtilmektedir.
Terörsüz Türkiye Raporu, TBMM merkezli bir yol haritası niteliğindedir. Sürecin meşru çözüm adresi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi belirlenmiştir. Terörsüz Türkiye Raporu, idari ve hukuki düzenlemelere rehberlik edecek ilkeleri ve çerçeveyi çizen bir mutabakat metnidir.
Rapora göre, çözümün meşru adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Demokratik hukuk devletlerinde millî egemenliğin merkezi meclislerdir; ülkemizde de egemenliğin yegâne kaynağı Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.
Terörsüz Türkiye Raporu'nda, raporun TBMM merkezli bir yol haritası olduğu iddiası, gerçeği yansıtmamakta; aslında toplumda oluşturulan algının farklı bir şekilde ifade edilmesinden ibarettir.
TBMM iç tüzüğü hiçe sayılarak oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, bağımsız bir çalışma ortaya koyamamıştır. Çalışmalar her seferinde bebek katili olan örgüt liderinin görüşleri doğrultusunda yürütülmüştür.
Bu bağlamda;
Diğer yandan, terörist liderin salıverilmesi için dile getirilen "Umut Hakkı" raporda doğrudan belirtilmemekle birlikte, "…idari ve hukuki düzenlemelere rehberlik edecek ilkeleri ve çerçeveyi çizen…" ifadesinden ne kastedilmektedir?
Burada idari düzenlemeden kastedilen, Türkiye'yi federatif bir yapıya dönüştürmek; Türk, Kürt ve Arap kimliklerini esas alarak devlete ortak etmek ve bu yolla kendi yeniden seçilme imkanlarını sağlamak üzere Anayasayı değiştirmektir.
Terörsüz Türkiye süreci, güvenlik ve özgürlük dengesidir... Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, sürecin hak ve hürriyetlerin genişletilmesini ve toplumsal bütünleşmeyi hedefleyen çok katmanlı bir plan olduğunu gösterdi.
Raporda hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve dengelenmesi vurgusu yapılmıştır. Güvenlik unsuru anlaşılabilir. Ama özgürlük dengesi ile ne kastedilmek istenmiştir açık değildir. Bununla mevcut demokratik ve hukuki yapının, Kürt kardeşlerimizin özgürlüklerini kısıtladığı ima ediliyorsa bu yaklaşım ve kabul doğru değildir.
15 Mart 2015'te Balıkesir Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen "Ekonomi Ödülleri 2015" töreninde konuşan Sayın Erdoğan, "Şimdi, varsa, yoksa bakıyorsun Kürt sorunu. Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. Neyin eksik senin? Başbakan çıkardın mı, bakan çıkardın mı? Çıkardın. TSK'da var mısın? Varsın. Ne istiyorsun, daha ne istiyorsun?" diyerek Kürtlere yönelik herhangi bir ayrımcılığın olmadığını bizzat kendisi ifade etmiştir.
Türkiye'de Kürt sorunu bulunmamaktadır; asıl sorun, terör ve teröristlerin şımartılmasıdır. TBMM faaliyetleri de dahil olmak üzere kamu ve özel sektörde, silahlı veya "kravatlı" teröristlerin gerçek ayrımlarının yapılması, raporda en önemli tedbir olarak yer almalıydı.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, geniş katılımlı bir istişare süreci sonucunda hazırlanmıştır. Rapor, 137 kişi ve kurumun görüşleriyle oluşturulmuş bir "müşterek idrak" metnidir.
Raporda, çalışmanın geniş katılımlı bir istişare sonucu hazırlandığı ifade edilmektedir. Ancak görüşleri alınan kişi ve kurumların söyledikleri toplumdan gizlenmiştir.
Toplumsal mutabakatın gerçekten sağlanıp sağlanmadığı da şüphelidir.
Terörsüz Türkiye süreci, aynı zamanda bir ekonomik ve sosyal kalkınma programıdır. Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, terörün sona ermesiyle sağlanacak huzur ortamında, bölgesel kalkınma farklılıklarını azaltmayı ve ekonomik refahı artırmayı hedefleyen bir vizyon belgesi niteliğindedir.
Terörün Türkiye'ye maliyeti yıllık ortalama 100–240 milyar dolar arasında değişmektedir. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan Terörsüz Türkiye Raporu, bu ekonomik kaybın önlenmesi ve bölgeye yönelik ekonomik ve sosyal programların genişletilmesinin hedeflendiğini ortaya koymaktadır.
Raporda terörün maliyetinin yıllık ortalama 100–240 milyar dolar olduğu ve terörsüz ortamda kalkınmanın hızlanacağı ifade edilmektedir.
Kaldı ki, PKK terörünü ve arkasındaki emperyal güçleri doğru teşhis edemeyen veya etmeyen komisyon, yıllardır bataklığı kurutmak yerine, sivrisineklerle uğraşma yolunu tercih eden iktidarların yolunu tutmuştur.
İktidarların, taşeron örgütle ilgili mücadele yöntemleri maddi ve manevi devasa kayıplara sebep olmuş ve ülke ekonomisi ABD-AB'nin taşeronları tarafından bilinçli olarak çıkmaza sürüklenmiştir. Aynı hataya düşen komisyonun, süreçle sağlanacak huzur sonrası bölgesel kalkınma farklılıklarını gidermeyi ve ekonomik refahı artırmayı hedeflemesi gariptir.
Terörsüz Türkiye süreci, şehitlerimizin emanetine sahip çıkmaktır. Çalışmaların mümkün olan en geniş mutabakatla rapora bağlanması, yasal adımlar için sağlam bir meşruiyet zemini oluşturmuş; milli dayanışma ve kardeşliğin inşasında toplumsal kabul tahkim edilmiştir.
"Terörsüz Türkiye süreci şehitlerin emanetine sahip çıkmaktır" deniliyor raporda. "Onlar ülkemizi teröriste teslim etmemek için, yaralandılar, sakat kaldılar, canlarından vazgeçtiler biz ise siyaset yoluyla bunu sağlayacağız" der gibi komisyon kendisine pay çıkarma gayretindedir.
Burada belirtilen "mutabakatın genişliği ve niteliği" sözü, daha önce de ifade edildiği üzere, genişlik ve nitelikle yakından ve uzaktan hiçbir ilgisi olmayan bir iddiadır. Yapılacak yasal düzenlemeler için meşruiyet zemini hazırlama gayretinden başka bir şey değildir.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, "Genel Af" söylemlerini boşa çıkarttı. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, toplumda "cezasızlık" veya "genel af" algısı oluşturacak adımlardan özellikle uzak durulması gerektiğini vurguluyor.
Raporda genel aftan bahsedilmemekle birlikte yapılacak hukuki düzenlemelerden bahsedilmektedir…
Algı operasyonlarıyla toplumun yavaş yavaş tepkisiz hâle getirildiği ülkemizde, bugün "Teröristlere af söz konusu değil" denilse de yarın "Umut Hakkı" dahil özel af uygulamalarının hayata geçirilmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Çünkü "Terörsüz Türkiye" konusu ilk gündeme geldiğinde ilgili ve yetkililer, "Terörsüz Türkiye projesi, açık söylüyorum, bir müzakerenin, bir pazarlığın, bir al-ver sürecinin neticesi değildir. Herkes şundan emin olsun: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin onurunu, gururunu çiğnetmeyiz; Türkiye'nin başını asla öne eğdirtmeyiz." demişti.
Ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, "Bu sürecin hiçbir noktasında terör örgütüyle hiçbir pazarlık yapılmamış ve bundan sonra da yapılmayacaktır. Bundan emin olunuz." diyordu.
Bu sözlerin mürekkebi daha kurumadı ama raporda açıkça "hukuki düzenleme" yapılacağı belirtilmektedir.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, ortada bir "pazarlık" sürecinin olmadığını belgeledi. Rapor, silah bırakma sürecinin, milletimizin huzura ve birliğe dair kararlılığının sonucu ve yansıması olduğunu gözler önüne serdi.
Raporda pazarlık olmadığı ve sürecin dış kaynaklı olmadığı belirtilmektedir.
Madem pazarlık yok bu beklenilmeyen ziyaretlerin anlamı nedir? Hâl hatır sorma ziyaretleri midir?
DEM raporu olarak bilinen ve DEM üyelerinin basına verdiği demeçler ile taleplerin açıkça görüldüğü bir ortamda, "herhangi bir pazarlık süreci yoktur" denilerek toplumla adeta alay edilmektedir. Nitekim raporun Başlık 7, Başlık 19 ve Başlık 20'si, "müstakil ve geçici" yasal düzenlemelere işaret etmektedir.
"Açılım Süreci" öncesinde Oslo görüşmeleri, "PKK ile görüşülmesi söz konusu değildir" şeklinde inkâr edilmişti. Daha sonra, dönemin başbakanı görüşmenin devlet tarafından yürütüldüğünü belirtmiş, ilerleyen dönemde ise Oslo görüşmelerinin talimatını kendisinin verdiğini ve o zaman MİT Müsteşar Yardımcısı olan Hakan Fidan'ın katılım sağladığını açıklamıştır.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, sürecin dış kaynaklı bir proje olmadığını kayıt altına aldı. Terörsüz Türkiye Süreci tamamen özgün ve milli bir irade beyanıdır.
Ve işte karşımızda raporun en bariz yalanı: Raporun sürecin dış kaynaklı bir proje olmadığını kayıt altına alması!
BOP kapsamında yürütüldüğü ayan beyan ortada olan "Terörsüz Türkiye" sürecinin dış kaynaklı olmadığını söylemek inandırıcı değildir.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, Terörsüz Türkiye ve Türkiye Modeli'nin çerçevesini çizmektedir. Raporda ana hedef, terörün ülke gündeminden tamamen çıkarılması olarak belirlenmiş; aynı zamanda kamu düzeni, özgürlükler ve toplumsal bütünleşmenin eş zamanlı sağlanması gerektiği vurguluyor.
Bu başlıkta da yine Başlık 15'te ifade edilen modelin özgün olduğu belirtilmektedir.
"Terörsüz Türkiye" ismi ile yürütülen modelin yerli olmadığı yukarıda izah edilmiştir. Burada şunu belirtmekte fayda var:
Öte yandan, devletine sadık milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tüm Kürt vatandaşları temsil ediyormuş gibi PKK'nın muhatap alınması önemli bir yanlıştır.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Terörsüz Türkiye Raporuna göre, Terörsüz Türkiye'nin ön şartı, terör örgütünün silah bırakması…
Terörsüz Türkiye Sürecinin Kırmızı Çizgisi Örgütün Silah Bırakması...
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, sürecin soyut bir temenni değil; somut bir ön şart üzerine kurulu olduğunu gösteriyor.
Rapora göre ön şart silah bırakmadır.
PKK ile herhangi bir pazarlık söz konusu olmadığına göre terör örgütünün ister istemez bunu yapması beklenir. Sözde bir fesih açıklaması ve otuz teröristin, otuz hurda Kalaşnikof yakması oyununu saatlerce millete seyrettirenlerin, aldanıp aldanmadıkları ve samimiyetleri yakında görülecektir. Ama tek ön şart bu diyenler, "idari ve hukuki" düzenlemelerden bahsedenler PKK'nın ön şartını kabul etmiş görünüyor.
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, hukuki bir hazırlığı kayıt altına aldı. Rapor, örgütün silah bırakmasıyla birlikte, süreci ve sonrasını yönetecek "müstakil ve geçici" bir yasal düzenlemeye işaret ediyor.
Raporda "müstakil ve geçici" bir yasal düzenlemeden bahsedilmektedir. Mevcut yasalar terörü bitirme ve teröristlere uygulanacak cezalar konusunda yeterli iken, süreci ve sonrasını yönetecek "müstakil ve geçici" bir yasal düzenlemeden bahsetmek, Millet Partisi'nin "komisyonun yasal dayanağı yoktur" savının teyit edilmesidir.
Sormak gerekir, ortada yasal bir düzenleme yoksa süreç neye göre yürütülmektedir. Kaldı ki yine PKK terörünün sona erdirilmesiyle ilgili olarak 2014'te kabul edilen "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" mevcuttur. Böyle bir kanun varken "müstakil ve geçici" bir yasal düzenleme yapmanın gerekçesi nedir?
Terörsüz Türkiye Meclis Raporu, Anayasa'nın ilk dört maddesi ile 66. maddeyi tartışma kapsamı dışında tutuyor. Rapor, terör örgütünün silah bırakmasıyla birlikte, süreci ve sonrasını yönetecek "müstakil ve geçici" bir yasal düzenlemeye de işaret ediyor.
Bu başlık altında, önceki maddede öngörülen yasal düzenlemenin Anayasa'yı etkileyeceği belirtilmektedir. Kamuoyundan gelebilecek tepkiler nedeniyle, Anayasa değişikliği yapılacağı ifade edilmekle birlikte, Anayasa'nın ilk dört maddesi ve 66. maddenin değiştirilmeyeceği taahhüt edilmektedir.
"Vatandaş bu duruma ne diyecek" sorusunu gündeme getiremiyoruz; zira vatandaş, karnını nasıl doyuracağını ve ay sonunu nasıl getireceğini düşünmekle meşgul olup, ekonomik baskılar nedeniyle özgürlüğü kısıtlanmıştır.
Raporda yukarıda olduğu gibi burada da "müstakil ve geçici" bir yasal düzenlemeden bahsedilmektedir.
Bu komisyonun çalışması fiilen yok hükmündedir; zira ilk gündeme geldiğinde, herhangi bir pazarlık veya yasal düzenleme söz konusu olmayacağı, sadece istişare amaçlı olduğu belirtilmiştir.
Gelinen noktada komisyon, "müstakil ve geçici bir yasal düzenlemeye" işaret etmektedir. TBMM'ye tavsiyelerde hatta dayatmalarda bulunmaktadır. Bu komisyonda alınan kararların uygulanmaması hâlinde terörün devam ettirileceği ima edilmektedir.
Ne hazindir ki diğer taraftan, komisyon üyeleri kendilerini korumaya almayı da ihmal etmemişlerdir.
Demokrasilerde, makamı ve mevkii ne olursa olsun hiçbir kimse lâyus'el, yani hesap sorulamaz değildir. Herkes yapıp-ettiğinden dolayı, hukuka uygunluk yönünden hukuki denetime tabidir. Hâl böyleyken devlet ve millet adına çok hayırlı iş yaptıklarını iddia eden sürecin aktörleri, kendilerini niçin korumaya alma talebinde bulunmaktadırlar?
Komisyon, yasalarımızda hâlen açıkça suç sayılan bir eyleme imza atarken, sürecin aktörleri terör örgütünün elebaşı ve bebek katili A. Öcalan ile görüşüyor ve adeta pazarlık masasına oturuyor. Yasalara göre bu durum açık bir suç teşkil etmesine rağmen, komisyon üyelerinin kendilerini koruma altına alma gayretleri de yapılan işin niteliğini daha iyi haykırmakta.
"Terörsüz Türkiye" adıyla yürütülen bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti terör karşısında aciz konuma düşürülmek istenmiştir.
Siyasi ikbal uğruna millet aldatılmaktadır.
Bu değerlendirmeye göre temel mesele şudur:
Kamuoyunun bilmesi gereken temel soru şudur:
Bu süreç, terörü tamamen ve kalıcı biçimde sona erdirecek mi; yoksa yeni bir belirsizlik dönemine mi kapı aralayacaktır?
Değerlendirme, bu soruya net ve somut cevaplar verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
13.03.2026
i Şark Meselesi: Emperyalist Batı'nın, "Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Ya Anadolu'da toptan kılıçtan geçirilmeli ya da Orta Asya'ya sürülmeli" diyerek Anadolu'ya sahip olmak için başlattıkları mücadelenin adıdır.
ii Binbaşı Noel: İngiliz gizli servisi adına çalışan askeri bir subaydır. Edward William Charles Noel'in (1886-1974) 1919 yılında gezdiği Antep, Maraş ve Malatya vilayetlerinde tuttuğu günlüğünden müteşekkil "Kürdistan 1919 Binbaşı Noel'in Günlüğü" adlı bir kitap yayınlanmıştır. Noel'in gezi boyunca tuttuğu günlükte, Kürt kimliği, Kürt dili, Kürt toplumu ve Kürt karakterlerinin belirgin özellikleri hakkındaki fikirleri yer alıyor.
Millet Partisi tarafından hazırlanan tüm rapor ve değerlendirme belgelerine buradan ulaşabilirsiniz.
Millet Partisi'nin hazırladığı rapor ve değerlendirme belgeleri